Seviye tecrübesi...

Benfica-Fenerbahçe maçı sonrası Lizbon sokaklarında beklediğimiz coşku yoktu. Dün sokakta formalı insan da görmedik. Galiba seviye tecrübesi bu!

Fenerbahçe’nin, tarihinin en uzun Avrupa yürüyüşünün son adımı olan Benfica maçı hüsranla sona ererken müsabaka öncesi Lizbon sokaklarını saran coşku 90 dakika sonrasına sarkamadı maalesef. İstanbul’daki 1-0’lık galibiyetinin avantajını Lizbon’da koruyamayan Fenerbahçe için ortak görüş, silik bir futbol oynadığı yönündeydi. Aynı zamanda Benfica’nın da hakkı veriliyordu. Luz Stadı’ndaki atmosferin ne kadar boğucu olduğu, seyircinin sahaya ne kadar etki ettiği konuşulan konulardandı. Aslında bu son söylediğimi Türk takımlarının deplasmanda yenildiği çoğu maç sonrası dile getiriyoruz. Bir şeyleri eksik yapıyoruz sanki.

Farkı, maç sayısı...

Sarı-Lacivertlilerin futboluna dair maç sonu Aykut Kocaman’a sorular yönelttiğimizde genel olarak iki ekip arasındaki tecrübe farkı ön plana çıktı. Skor 1-1 olduktan sonra Fenerbahçe’de yaşanan konsantrasyon kaybını sorduğumda Kocaman, “Aynı noktadan bakmıyor olabiliriz” diyerek görüşümü reddederken Benfica’nın bu seviyede oynadığı maç sayısının çokluğunu söyledi. Yenilen cephe Fenerbahçe, kaldığı otelde üzüntüden uyumazken aynı dakikalarda sokaklara yansımayan Benfica mutluluğu vardı. Şaşırtıcı şekilde stat çıkışı haricinde 15-20 dakikada bir gördüğümüz arabalar hariç kutlamaya rastlamadık. Yani ‘Lizbon sabaha kadar uyumadı’ sözünü sarf edemiyoruz. Benfica seyircisinin bu araca stat dışında çok uysal olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Statta taşkınlık yapmadan rakibi boğan seyirci, rakip taraftara ise hiç bulaşmıyor.

Şehre dönelim. Lizbon’da galibiyeti kutlamak için olmasa bile uyumayan yerler var. Oraları teftiş etmeyi de eski Radikaller Bener Onar ve Çınar Oskay ile beraber yaptık. Lizbon’un Nişantaşısı’ denebilecek bir yerde ‘Guilty’ adında bir mekâna girdiğimizde magazin haberi ayağımıza geldi. Buranın gerçekten şehrin en ‘revaçta’ noktalarından biri olduğundan şüpheliydik ama mekânda calışanlarla ettiğimiz sohbette İstanbul’a uzandık ve “O geliyorsa tamamdır” dedik. Portekizli birisiyle bir Türk’ün ortak konuşacak şeyi her zaman Fernando Pessoa olmuyor tabii. Bazen futbol da konuşmak gerekiyor ve laf iki mülkeyi ilgilendiren isimlere geliyor. Bu sohbette de o isimlere değinildi.

‘Fernandes’in yeri’

Sohbette lafın dolaşıp geldiği noktada gece hayatı nedeniyle Beşiktaş’ta tartışmalı günler geçiren ve teknik direktör Samet Aybaba’yla gerginlikler yaşayan Manuel Fernandes’in bu mekânla bir gönül bağı olduğunu öğreniyoruz. Anlatılana göre Lizbon’a ayak bastığı zaman Fernandes mutlaka buraya uğrarmış. Peki neler yaparmış?

‘Bir şişe votka içer’

Garson bunu bize “Geldiği zaman mutlaka bir şişe votka içer” şeklinde anlatıyor. Sohbet esnasında “Bu arada gazeteciyiz, bizim için ilgi çekici bir haber” dediğimizde ise tornistan yapıyor: “Yok yok sadece su içiyor...” Ama diretmelerimiz sonuç veriyor: “Sadece tatillerde geliyor buraya ve o zamanlar istediğini yapabilir” şeklinde savunma yapıyor Fernandes için.

Galibiyet ertesi günde ise hiçbir yerde hissedilmiyor. Türkiye’de Avrupa galibiyetleri sonrası o takım taraftarlarını gerekirse formalarıyla işe gitmelerinden tanıyabilirsiniz. Lizbon’da ona dair hiçbir şey yok. Olağan bir gün olarak yaşandı, zafer ertesi. Bu seviyenin tecrübesi bu olsa gerek.