Futbol sanatı

Politikacılar ve sanatçılar gibi, halka her fırsatta 'Beni siz yarattınız' diyen kesim artık tuttukları futbol takımlarını pek saklamıyor.

Politikacılar ve sanatçılar gibi, halka her fırsatta 'Beni siz yarattınız' diyen kesim artık tuttukları futbol takımlarını pek saklamıyor. Zaten önceden beri bu duruma anlam verememiş ve sinir bir tavır takınmışımdır. Hangi takımı tutuyorsunuz diye sorulduğunda kem küm eden ve hepsi evladım gibidir, ayıramam diye abuk cevaplar veren bu yaranmacı popülist arkadaşlar ne yapsalar da bana yaranamamışlardır zaten. Herhangi bir takım tutmayanlar ya da futbolla ilgili insanları, boş kafalı magandalar olarak görenlerse ayrı bir mevzu... Fenerbahçe'nin beş yıldan sonra şampiyon olup ortalığın yıkıldığı şu günlerde, insanların takım tutmasalar bile çevrelerinde gördükleri bu inanılmaz hareketlilikle en azından sosyolojik olarak ilgilenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Taraftarıyla, spor yazarıyla, bayrağıyla, tezahüratıyla, centilmeni ve kabasıyla, kirlisiyle, temiziyle, ılımlısı ve fanatiğiyle binlerce renk içeren bu ortamda bulunmayıp uzaktan bakmanın bir tür eksiklik olduğuna inanıyorum. Üstelik Fenerbahçeli olduğum için de kendimi şanslı hissediyorum. Çünkü şampiyon olduk ve ülkenin yarısı gibi ben de bugünlerde çok mutluyum. Mutlu olabilmek için çok da fazla neden
yokken, az şey değil bu...
Fenerbahçe'yi tutmak tabii ki beraberinde doğal bir rekabet hali yaratıyor. Özellikle Galatasaray'ı tutanlarla... Zaten üç büyük İstanbul takımını tutmanın en cazip yanlarından biri de bu... Benim iki tür Galatasaraylı arkadaşlarım var. Birincisi şaka kaldıramayanlar ve hemen sinirlenenler, ikincisi ise rekabeti ılımlı bir havaya sokarak şakalaşmaya uygun olanlar. Birinci türlere özellikle, kaybettikleri maçlardan hemen sonra hiç bulaşmıyorum. İkinci türlerle ise karşılıklı şakalaşmaya doyum olmuyor. İnanıyorum ki taraftar bilinci geliştikçe kaba kuvvet ve hakaret azalacak, yerini düzeyli esprilerle kızdırmaya yönelik tatlı bir çekişme alacak. Fenerlist gibi
internet bağlantılı taraftar grupları
bu umudumu güçlendiriyor.
Bir çay bahçesinde bölme işlemi yaparken bölücülükten tutuklanıp götürülmenizin fazla şaşırtıcı olmadığı ülkemiz aslında bölünmeye çok da teşne... Bölünmüş olmanın anormal bir yanı yok bence. Anormal olan, bu bölünmüşlükleri kaşıyarak ve kışkırtarak düşmanlık haline getirmek. Yoksa farklı futbol takımlarını tutmak da bir tür bölünme ve Türk insanı yıllardır bölünür durur. Sağ ve sol bölünmesini bir yana bırakırsak, türlü çeşit bölünmeleri yaşadık, yaşıyoruz. Orhancılar, Ferdiciler bölünmesinin bir benzeri bugün İbocular Mahsuncular olarak ortaya çıktı. Yıllar öncesinin Renocular, Tofaşçılar bölünmesi hâlâ sürüyor mu bilmiyorum... Bundan başka ilk aklıma gelenler, Samsuncular Maltepeciler, Piisiciler mek intoşçular, vindovsçular netskeypçiler, mek danıldsçılar börgır kingçiler, eraycılar ve melihçiler...
İlerde pimapenciler fıratpenciler, sıfır eraşçılar a eraşçılar, alyuvarcılar akyuvarcılar, tek şekerciler iki şekerciler olarak bölünmemiz de olası. Yeter ki kavga, küfür ve hakaret olmasın...