Gel bu gece gizlice, galeyana...

Tamam, kitlesel cinneti, sürü psikolojisini ya da hadi toplumsal duyarlılıkları anlayabiliyorum da ne kadar damarlarına basılmış olursa olsun, insanların linç grupları oluşturup birilerini öldürmeye gitmesini pek kafam basmıyor.

Tamam, kitlesel cinneti, sürü psikolojisini ya da hadi toplumsal duyarlılıkları anlayabiliyorum da ne kadar damarlarına basılmış olursa olsun, insanların linç grupları oluşturup birilerini öldürmeye gitmesini pek kafam basmıyor. Eğitimsizlik, cehalet, tahrik, öfke, ne dersek diyelim üzerinde yaşadığı topraklarda böyle birden organize oluveren cadı avcılıklarına tanık olmak insanın canını fena halde sıkıyor. Her ne kadar kendimize toz kondurmasak da geçmişimizle yüzleşmemiz de gerekiyor. 6-7 Eylül olayları, Kubilay'ın şehit edilmesi, Çorum, Kahramanmaraş, Madımak Oteli'nin kundaklanması gibi canımızı acıtan kara lekelerimiz var. Kışkırtılıyor olmak bir yana bu kadar çabuk kışkırıyor olmamız da sorgulanmalı. Bana sorarsanız bu sorunun en etkili ve en çabuk çözümü, kafamıza taş düşmesinden geçiyor. Eğitim, bilgi, görgü; şimdi bunlar uzun iş. Umarım taş düşer de kendimize geliriz. Diliyorum daha vahim noktalara gelinmez. Arkadaşlarla iki tek atmaya ya da iyi havada pikniğe gider gibi 'Hanım biz toplandık iki kişiyi linç etmeye gidiyoruz' veya 'Anne biz tahrik edildik, provokasyona geldik, şimdi bir yerleri yakmaya gidiyoruz, biraz gecikeceğim' gibi normalleşme aşamasına gelinmemesi tek dileğim.
Madem ki bu kadar çabuk tahrik olan, gaza gelen bir toplumuz, keşke bunu iyi yönde kullanabilsek diye düşünüyor insan. İçimizdeki bu galeyan enerjisini olumlu eylemlere dönüştürmekle ilgili hayaller kurmak nasılsa yasak değil. E, biz de kuralım o zaman.
Hayal bu ya, No. 1: Kışkırtıcı ajan provokatör, ya doğrudan bağırıyor, ya da dolaylı olarak şu haberi yayıyor. 'Dünyada en az kitap okuyan ülkeyiz! 5 milyon insana yarım kitap bile düşmüyor. Bu ne biçim iştir! Yürüyün, koşuun!..' Galeyana gelen halk bir çığ gibi büyüyerek kitapçılara hücum ediyor, raflarda ne bulurlarsa alıyorlar. Matbaalar halka kitap yetiştirmek için kapasitelerini zorluyorlar, makineler patlıyor...
Hayal bu ya, no. 2: Medya yoluyla veya fısıltı gazetesiyle halk arasında yayılan bir haber infial yaratır. 'Okulun birinde öğretmen bir öğrencisinin yanağına fiske vurmuş!..' İnsanlar derhal ayaklanıyorlar ve rastladıkları her yerde bütün çocukları sevip okşuyorlar, hediyeler alıyorlar, bir sevgi yumağı oluşturuyorlar...
Hayal bu ya, No. 3: Bir söylenti dalga dalga yayılır ve toplum ayağa kalkar. Taksim'de hayatlarında hiç tiyatroya gitmemiş üç kişi saptanmıştır. Binlerce insan öfkeyle Taksim'e akın eder ve o üç kişiyi vahşi bir güzellikle ikna ederek önlerine çıkan ilk tiyatroya sokarlar...
Hayal bu ya, No. 4: Minibüs şoförü gözlerine inanamaz. Tam önündeki araç dönüş yaparken sinyal vermemiştir. Derhal plakasını alır. Galeyan ve öfke dalga dalga büyümektedir. Binlerce kişi sinyal vermeyen aracın önünü keser ve sürücüsünü dışarı çıkartarak azgın gibi öğütlerde bulunurlar. Ehliyetini alıkoyarlar ve adamı yeniden bir trafik kursuna yazdırırlar...