Gözler değil, yürek sever

Onun ille de ayna olması gerekmez. Bazen öyle şeylere bakarız ki en biçimsiz halimizle yakalanır, kalıveririz orada. Derler ki butik aynaları insanı olduğundan zayıf, televizyon ise olduğundan şişman gösterirmiş.

Onun ille de ayna olması gerekmez. Bazen öyle şeylere bakarız ki en biçimsiz halimizle yakalanır, kalıveririz orada. Derler ki butik aynaları insanı olduğundan zayıf, televizyon ise olduğundan şişman gösterirmiş. Peki kendinizi ufacık gördüğünüz, küçücük hissettiğiniz oldu mu hiç? Olmadı diyorsanız fotoğrafa bakın ve sonra içinize dönün, düşünün...
Resim, bir önceki pazar günü oynanan Ankaraspor-Fenerbahçe maçının tribününde çekilmiş. Aslında fotoğraf elime geçtiğinden bu yana yazmayı düşünüyordum. Çünkü arkadaşlarım tarafından çekildiği için onu ilk görenlerden birisiyim. Spor sayfalarına yazmıyorum ama zaten bunun, bir futbol ya da futbol takımı yazısı olmasını da istemiyorum. Futbol oyununu kirli bir savaşa çevirenlerin, karanlık tarafta yer alıp masumiyete saldıranların, açılan sevgisiz pankartları ganimet bilip nefret eken, şiddet biçenlerin suratlarına çarpmasını istiyorum bu resmin...
Gözleri görmeyen baba, oğluyla beraber maçı izliyor. Yüreğinde sevdasını taşıdığı renkleri üzerine çekmiş, yanına evlatçığını almış ve engelliler için tam bir cangıl olduğu malum ülkemizin sokaklarını, basamaklarını, kapılarını, merdivenlerini kat ederek tuttuğu futbol takımını görmeye gelmiş. Hissetmeye gelmiş... Ona göremiyor demek kimin haddine. Herkesten çok daha iyi, ta içinde görüyor her şeyi. Tuttuğu takım atağa kalktığında topun çimenlerde giderken çıkardığı hışırtıyı duyuyor, vurulan bir sert şutun ceza sahası yayından atıldığını hissediyor, belki de rakip kalecinin çaresiz soluklarını herkesten önce işitip, gol diye ayağa kalkan ilk o oluyor...
Onun gözleriyle görüp, onun yüreğiyle hissetmeye çalıştığınızda o güne kadar futbol üzerine duyduğunuz, söylediğiniz, okuduğunuz, kızdığınız, ahkâm kestiğiniz ne varsa hepsinin yerle bir olduğunu, anlamını yitirdiğini görüyorsunuz.
X futbolcunun solda, Y futbolcunun sağda olmasını görüyor olmak, bir orta saha oyuncusunun gerçek yerinde oynatılmamasına bakmak, kalecinin her degajının rakibe gitmesine tanık olmak, aslında gören gözlerin ruhu tutsak alması demek. Gözlerinizi kapatın ve bir maç boyunca açmayın. Sadece hissedin.
Göremiyorsam, neden ben bu tribünlerdeyim diye sorun kendinize. Ne istatistikler, ne taktikler ne de sahaya diziliş sistemleri. Cevabı işte bu fotoğrafta saklı. Sevgi...
Futbol izleyen, futbol konuşan, futbol yazan, futbol sevdiğini söyleyen herkesin kendisiyle yüzleşme vakti. Bir karar verme vakti. Bir tarafta kendi futbolcusunu ıslıklayanlar var, rakip takımın başkanına küfür edenler var, kutsal ittifaklar, komplo üretenler, beleşe konmak isteyenler var. Tahrik edenler, kışkırtanlar, rant sağlayanlar, küçümseyenler, karanlıkta kalanlar, o ekran bu ekran dolaşanlar, gaz verenler, gaza gelenler ve nefret kusanlar var. Peki diğer tarafta? Diğer tarafta pek bir şey yok, sadece bu fotoğraf var.
Karar verme vakti... Ya gözlerimiz hırs, öfke ve nefretle bakmaya devam edecek.
Ya da kendi içindeki o en saf, en temiz aşkla beraber görmeyi seçecek...