Gündemin peşinde oyuncak oldum

Ülkemizde yıllardır her yeri geldiğinde belirtilen bir söylem vardır. Ne? Türkiye mizahçılar için bir cennettir. Fazladan mizah yapmaya gerek yok, çünkü nereye baksanız zaten komik bir şey olmaktadır derler...

Ülkemizde yıllardır her yeri geldiğinde belirtilen bir söylem vardır. Ne? Türkiye mizahçılar için bir cennettir. Fazladan mizah yapmaya gerek yok, çünkü nereye baksanız zaten komik bir şey olmaktadır derler... Bu, doğru bir saptama mıdır yoksa 'geyik' midir pek emin değilim ama şurası gerçek ki adı geçen olayların komik tarafını görmek için de insanda biraz mizah duygusu olması gereklidir. Belki de Türkiye'de ne tarafa baksanız zaten mizah vardır yerine, ne tarafa baksanız mizah duygusu gelişmiş insan vardır demek daha doğru bir tespit olabilir. Ancak tabii ki bu mizah duygusundan nasibini almamış oturaklı 'ağbi'lerimiz de yok değil. Mesela Başbakan'ın, Musa Kart'ın çizdiği yumağa dolanmış kedi karikatürüne dava açması, bir, 'mizah duygusundan nasibini almamış' olmakla ilgilidir. Kendisi mi sorumludur yoksa danışmanları mı bilemiyoruz. Ancak tam bu noktada mizahçıların da çuvaldızı kendilerine batırması gerekmektedir. Haftalık bir mizah dergisi, bu gündemin peşine takılmış ve Başbakan'ı çeşitli hayvan suretlerinde çizmiş. Ancak görüyorum ki bu çizilenler 'karikatür' değil, sadece 'komik resimler' olmuş. Karikatüre hayat veren, espri, eleştiri, alay, saldırı, hiciv, ne derseniz deyin, o yok...
Kişisel görüşümdür, kimseyi bağlamaz ama bu iki dava konusunda farklılık görüyorum. Bir tanesi, gerçek karikatüre açılmış bir davadır ve tamamen demokrasi ayıbıdır. Diğeri ise dümdüz bir biçimde ve derinliği olmadan hayvan şeklinde çizilen, karikatür ağırlığı taşımayan resimlerdir sadece. Benim algıladığım bu, ama her iki durumda da bir ülke başbakanının mizahçıları küttedenek yargıya havale etmesi tabii ki doğru değil, fakat ne dersek diyelim iktidarların ve otoritenin mizahla olan savaşı, mizahtan korkuları hiç bitmedi, bitmeyecek.
Türk patlıcanında kimyasal madde diye bir haber okudum. Antalya'da üretilen ve İsveç'e ihraç edilen patlıcanlarda kimyasal atık bulunmuş ve İsveç hükümeti Türk patlıcanına yasaklama getirmiş. Kendimizi dışarıya karşı iyi tanıtıp imaj düzelteceğiz diye göbeğimiz çatlarken şu başımıza gelene bakın. Yetkilileri derhal göreve davet ediyorum ve durumu kurtarmaya çağırıyorum. Tam bize yakışır bir cevap metni hazırlanmalı ve suçu patlıcanların üzerine yüklemeliyiz. Ne bileyim, 'Bu münferit bir olaydır, birkaç tane bölücü patlıcan kendilerini kimyasal maddeye bulayıp, İsveç'e kaçak girmişse bunun suçu masum Türk patlıcanlarına yüklenmemelidir' şeklinde bir savunma gayet şık olur.
Yeni bir yasa hazırlanıyor. Adı, 'kabahatler yasa tasarısı'. Buna göre, Ceza Yasası'nda suç olarak belirtilmeyen ama ceza gerektiren eylemler başka bir çatı altında toplanıyor. Örneğin, sarhoş olup huzuru bozmak, gürültü etmek, dilencilik yapmak, yere tükürmek gibi. Eğer uygulanabilirse bizce çok yararlı bir tasarı. Çünkü -en azından benim asıl derdimiz, sokakları ve ortak alanları babalarının çiftliğiymişçesine saygısızca kullanan insanlar. Biraz düşünürsek bu yasaya bir sürü madde ekletebiliriz. Mesela ilk aklıma gelen, ambulansların arkasına girerek onların açtığı yolda ilerleyen uyanık sürücüler. Hayatta çok az şeye sinir olurum bunlara olduğum kadar. Kesinlikle yaptırıma müstehak bir eylemdir ve buradan önererek vatandaşlık görevimi yapıyorum.
-Sitem notu: Rakıdan soğuttunuz, şimdi de soslu patlıcan da mı yiyemeyeceğiz?