Sinemada cahil cesareti

Yıllardır içinde bulunduğum karikatür sanatı ve mizah dergiciliği ortamından da biliyorum ki giderek, nasıl çizeceğinizden çok ne çizeceğiniz durumu önem kazanmaya başladı.

Yıllardır içinde bulunduğum karikatür sanatı ve mizah dergiciliği ortamından da biliyorum ki giderek, nasıl çizeceğinizden çok ne çizeceğiniz durumu önem kazanmaya başladı. Bir karikatürü kabaca analiz etmek gerekirse 'konu ve espri' olarak iki parçaya ayırabiliriz. Bu da demektir ki espriden önce bir konu bulmanız gerekmektedir... Gırgır dergisi yıllarında konu tabii ki daha boldu. Karikatür soyut ve beylik konulardan kurtulup yaşayan insana ve sokağa yöneldi ve bakir bir alan bulmanın sevinciyle konular hızla tüketilmeye başlandı. Sütlü mısır satıcıları, kahvecinin çay askısı, pencereden sepet sarkıtma, ayakları kesen midyeler, parkta abilere yakalanan sevgililer gibi hayatın içindeki durumlardan espriler üretildi... Ancak bir konudan çıkarılacak espri kombinasyonu tabii ki sınırlıydı ve espri bitince o konu çöpe atılıp yeni durumlara yönelindi. Yaşam daha çok didiklenmeye başlandı ve kaçınılmaz olarak cinsellik keşfedildi. Gitgide derinlere doğru inilirken, ucundan kıyısından seks gibi, askerlik gibi ve din gibi daha tabu konulara el atılmaya başlandı... Şimdilik bu serüven devam ediyor ve konu avcılığı gittikçe zorlaşarak en değerli sektör olacak gibi görünüyor.
Karikatürden ayrılıp sinemaya baktığımızda da aynı durum söz konusu... Yönetmenler, oyuncular, kameralar ve stüdyolar nasılsa el ele verip güzel filmler çekmeye devam edecekler. Ama asıl soru şu ki 'Ne çekecekler?..' Ortalıkta Arşimet gibi dolaşan yüzlerce sinemacının ağzından aynı cümlenin döküldüğünü duyar gibiyim. 'Bana bir konu bulun dünyayı yerinden oynatayım...' 'Vanilla Sky' filmi ile gündeme gelen tartışmanın ardında yatan durum bence şu: konu kabızlığı!.. Radikal'in cumartesi ekinde Murat Özer yazmış. Öğreniyoruz ki Hollywood bunu daha önce de birçok kez yapmış. Ne?.. Başka bir ülkenin küçük bütçeli mütevazı ama özgün öyküsü olan bir filmini alıp Amerikancasını çekmek...
Amerika gibi sinemanın dev bir endüstriye dönüştüğü, her gün binlerce senaryonun öğütüldüğü, büyük ekiplerin senelerce kafa patlattığı bir ülkede artık konu sıkıntısı çekilmesini normal karşılayabiliriz ama sinemayı, değil endüstri; sanayi sitesine bile dönüştüremeyen bazı ülke sinemacılarının cahil cesaretine ne demeli?.. Şimdi burada ülke adı vermiyorum ama tam tersinin yapıldığı bir yer biliyorum. Yani ne? Bir taşra ülkesinin küçük bütçeli bir filmini alıp büyük prodüksiyon haline getirerek tekrar çekmek yerine, Amerika'nın büyük bütçeli bir filmini alıp küçük maliyetlerle ve eline yüzüne bulaştırarak yeniden çeken bir yer. Örneğin 'Süpermen'... Filmi izlemedim ama afişlerini gördüm. Rakı masasında oturan ve biri bıyıklı üç Süpermen'in ortada dansöz oynattığı bir sahne... E.T. filmini keçi derisinden yaptıkları görsel efektle ve Badi adını koyarak tekrar çektiklerini de biliyorum. Michael Douglas ve Glenn Close'un 'Öldüren Cazibe'sini, 'yuva yıkan kötü kadın' imajı olsun diye Perihan Savaş'a sarı peruk takarak, Tarık Tarcan'ın. Eyvah, isim kullandım. Ama hangi ülke olduğunu yazmıyorum, siz bulun...