Dershaneler, FATİH Projesi ve öğretmen atamaları

FATİH Projesi'nde ihalelerin başlangıcı ders materyalleri ve yazılımlar için olmalıydı. Çünkü bilinen bir gerçek ki tablet PC, akıllı tahta gibi donanımlar her zaman temin edilebilirken yazılım hazırlamak, e-eğitim materyali hazırlamak yıllar alan bir süreçtir.
Dershaneler, FATİH Projesi ve öğretmen atamaları

Ağustos’ta yapılacak öğretmen atamalarını beklerken bundan 6 ay önce gündemin baş köşesine oturan dershaneler konusunun artık sadece gece yarısı sökülen tabelalarla gündeme geldiğini görmekteyiz.

O günlerde dershanelerin tasfiyesi işinin sadece siyasi tabanlı değil biraz da olsa eğitim tabanlı olduğuna inanan veya savunan bir kaç kişi olmuşsa bile artık onların da diyecek bir şeyinin kalmadığı aşikar.

En kısa şekilde ifade etmek gerekirse, gerçek ajanda eğitim ile ilgili bir reform hareketi olsaydı; dershaneler ilk başlanılacak yer değil her şeyi hallettikten sonra en son dokunulacak yerler olurdu.

Tüm bu tasfiye hareketi esnasında aslında hükümet elindeki çok ciddi bir fırsatı da kaçırmış oldu.

Nasıl mı?

Öncelikle, herhangi bir şeyi, özellikle de büyük bir yapıyı tasfiye etmenin, ortadan kaldırmanın yolu o yapıyı değersizleştirmekten, anlamsızlaştırmaktan geçer.

Aslında senaryo çok basit ve altyapısı kendiliğinden hazır:

Dershaneler zaten;

• Pahası yüzünden gönderen velinin göndermek istemediği;

• Harcanılan zaman, efor ve baskı yüzünden giden öğrencinin gitmek istemediği;

• Bunca emeğe karşılık karın tokluğuna bile çalışılamadığı için çalışanın da çalışmak istemediği kurumlar.

Kimsenin memnun olmadığı bu ortamın varlığının tek sebebi mevcut sınav sistemi ve açıktaki öğretmen istihdamı gerçeği.

Peki alternatifi nedir, sınav sistemini değiştirmek mi?

Hepimiz biliyoruz ki Türkiye’de her alanda yapılan ve dolayısıyla her yaştan insanın girdiği seçme sınavlarını kaldırmak kaostan başka bir şey yaratmaz. Hangimiz LYS kaldırılsa ve üniversiteler kendi sınavlarını yapsa seçimlerin tarafsız ve adaletli şekilde yapılacağına inanır? Peki ya KPSS ve devlet memurluğu seçimleri?

O yüzden bir çeşit seçme sınavı hep olacak, olmalı...

Ancak hükümetin elinde bir başka şey vardı; neydi o? Başarısızlığa terkedilen, plansız ve programsız yürütülen ve yolsuzluk dalgasının geçen yılın bu aylarında ilk başladığı yer olan FATİH Projesi.

Eğer FATİH Projesi’nde sadece akıllı tahta, tablet PC vb. araçlara değil de olayın özüne odaklanılsaydı bakalım neler olabilirdi:

Ana teması Türkiye’nin tüm okullarını ve öğrencilerini bilişim teknolojilerinden azami ölçüde istifade ettirmek olan ve milyarlarca lira bütçe ayrılan bu projede, en son yapılması gerekenler en başta yapıldı.

Akıllı tahta, tablet PC gibi araçların ihalesine çıkılıp bunlar temin edilirken, kimse bu araçların içini ne ile dolduracağız diye sormadı bile. E-eğitim materyalleri, e-eğitim yazılımları ne zaman hazırlanacak; öğrenciler, içinde ders materyali ve yazılım olmayan tabletleri ne yapacak gibi sorular halen cevapsız.

Özet olarak, FATİH Projesi'nde ihalelerin başlangıcı ders materyalleri ve yazılımlar için olmalıydı. Çünkü bilinen bir gerçek ki tablet PC, akıllı tahta gibi donanımlar her zaman temin edilebilirken yazılım hazırlamak, e-eğitim materyali hazırlamak yıllar alan bir süreçtir.

Ve bir proje ile hem atama bekleyen öğretmen sorunsalına bir çözüm getirebilir hem de öğrencilerin ders sonrası soru çözme ve etüt ihtiyacı büyük oranda halledilebilirdi.

Dünyanın her yerinde artık yaygın olan online etüt sistemlerinden bahsediyorum. Temel olarak, öğretmenle öğrenciyi buluşturup canlı-interaktif veya cansız-offline bir soru ve/veya konu anlatım seansının yapıldığı web siteleri düşünelim. Soru cevaplayan ve/veya konu anlatan öğretmenin seans başına öğrenciden para kazandığı; web sitesinin de bu işten komisyon aldığı bir sistem.

Şimdi bunun benzerinin devlet eliyle yapıldığını, açıktaki her öğretmen veya öğretmen adayının bu sisteme kaydolduğunu ve kendi alanlarındaki bilgilerini kullanıp para kazanabilecekleri bir canlı etüt sistemi…

Bir çeşit “online dershane”den bahsediyorum!

Açıkça bir kazan-kazan sistemi.

Veliler çocukları geç saatlere kadar dershanelerde sürünmeyecek ve daha ucuza eğitim alacaklar diye,

Öğrenciler, istedikleri zaman istedikleri soruyu sorabilecekleri bir araçları olacak diye,

Öğretmenlerin dershanede olanları artık karın tokluğuna çalışmayacakları; atanmamış olanlar da KPSS’ye hazırlanıp ömür tüketirken bir yandan para da kazanabilecekler diye
Mutlu olacaklardı…

Ve işin doğrusu bu işten en karlı şekilde hükümet çıkacak; sadece dershanelerin varlığını anlamsızlaştırmış olmayıp, aynı zamanda bu işin kontrolünü de kendi kurduğu bir internet sitesi aracılığıyla yavaş yavaş devralmış olacaktı.

Bir taşla iki kuş vurulmuş olunacak; hem eğitimde reform hem de dershanelerin tasfiyesi halledilecekti…

Cekti, caktı…

Her şeyin dürtülerle yapıldığının kanıtı için daha ne olsun? Sonuçta elimizde, akıbeti belli olmayan, yolsuzluklara karışmış bir FATİH projesi, patlayan dershaneler konusu ve her yıl krize sebep olan öğretmen ataması sorunu mevcut!..

Hayattaki en önemli yeteneklerden birisi doğru soruları sormayı bilmektir... Bunu yapabildikten sonra doğru teşhis kolay gelir. Biliyoruz ki tıpta yanlış teşhis sonucu yapılan tedavi, tedavi olmaktan çıkıp bir ölüm sebebi haline gelir...

Benzer şekilde şu anda ülkenin en önemli iki gücü arasındaki kavga sonucunda eğitim gibi belki de en can çekişen konularımızdan biri üzerinde yapılan ameliyat aslında tedavi etmekten çok, bir çok seri ameliyatı beraberinde getirecek gibi görünüyor… Özel okullara yeni getirilen puanlama sistemi de bunun en büyük kanıtlarından.

Ve seri ameliyat olan her hastanın başına geldiği gibi, hasta sadece direncini ve çözüme olan inancını kaybetmiyor…

Ekonomik olarak da çöküyor! 

*******

Ufak bir not:

Cumhurbaşkanlığı seçimindeki adaylarının hiç birinden memnun “değiliz” diyenler olabilir...

Bıktık artık bizi temsil gücü olmayanların sürekli olarak dayatılmasından, hiç birini seçmek zorunda “değiliz” diyenler de olabilir...

Ve bunları söyleyenler çok değer verdiğin, sevdiğin aydınlar, yazarlar da olabilir...

Yalnız bu lafları dinlemeden önce dikkat et sevgili kardeşim...

Bireysel fikrini ifade ederken, o eleştirdiği ve aslında içsel bir kendine güvensizliğin temsili olan kabadayı tarzını bu kez kendi kullanıp; “ben” değil “biz” diye konuşanın lafını bir daha süzgeçten geçir derim...

İster tatilde olup denizde boy veriyor, ister çalışmaktan bunalmış ofisinde lanet ediyor ol...

Zamanı geldiğin oyunu mutlaka kullan arkadaşım!