1. Dünya Savaşı mı? Unutalım gitsin...

Türkiye'nin tarihe ilgisi ecdadın zaferlerinden ibaret. 1. Dünya Savaşı gibi acı hadiseleri mümkünse unutalım gitsin istiyoruz.
1. Dünya Savaşı mı? Unutalım gitsin...

1914.com diye bir site var. İngiliz emperyal savaş müzeleri (IWM) tarafından kurulmuş. İngiltere 1. Dünya Savaşı’nın 100. yılın anma etkinliklerine 2014’ün ilk günlerinden itibaren başladı. Gazetelerde ilginç yazılar çıkıyor. Bu internet sitesi de Edinburgh’daki İskoç Ulusal Portre Galerisi’nde açılan resim sergisinden Londra’daki söyleşilere, bir başka yedeki film gösterimlerine sayısız etkinliği topluca duyuruyor. BBC de tabii boş durmuyor. Yıl sonuna kadar sayısız program planlamış. Bunlardan biri de 1914 yılında Londra, Paris, Moskova ve Berlin’de çalınan müzikler... Bu listede İstanbul yok; evet yok ama zaten bizim de tarihle adam gibi ilgilenmeye niyetimiz yok.

2012 ve 2013, Balkan Savaşları’nın 100. yılıydı. Evet bir iki yeni kitap çıktı, bir belgesel yayımlandı ve o kadar. Ne gazetelerde uzun uzadıya yazı dizileri, ne televizyonlarda öyle aman aman tartışmalar ne de yaratıcı, özel bir takım etkinlikler. Osmanlı tarihinin en önemli travması, bugün Türkiye’de yaşayan milyonlarca kişinin bu topraklara geliş sebebi olan Balkan Savaşları’nı şöyle bir hatırlayıp geçtik. Sanıyorum 1. Dünya Savaşı da öyle olacak.

Muhafazakâr bir hükümetle yönetilen Türkiye’de ne Kültür Bakanlığı’nın ne devletin ne de sivil toplumun öyle aman aman bir hazırlık içinde olduğunu görmüyoruz. Tarihi hep bir kahramanlık hikâyeleri silsilesi olarak sevip bağrına basan Türkiye toplumu, kaybettiklerini unutmak istiyor. Milyonlarca insanın göçmen olduğu, yüz binlerce insanın öldüğü, ülkelerin yok olup yenilerinin kurulduğu tarihi dönüm noktaları bile eğer ecdadımız yenik çıkmışsa ilgimizi çekmiyor.

Bu günlerde yine gündelik siyaseti konuşup onun üzerine fikir, yazı üretip duracağız, 1. Dünya Savaşı’nı da eminim 30 Ekim’de şöyle bir hatırlarız. Hatta her zaman olduğu gibi kitaplar filan, yıldönümüne yetişmez, altı ay sonra çıkar...

Türkiye toplumu, seneye 1915’te Çanakkale Zaferi diye hop oturup hop kalkacak. Hazırlıklar şimdiden başladı. Bunun bir nedeni de bazılarının ne kadar çok bağırırsak, Ermenilerin soykırımının 100. yılı dolayısıyla çıkartacakları sesi o kadar bastırırız diye düşünüyor olmaları. Ermenilerin başına gelenler de o 1. Dünya Savaşının bir sonucu değilmiş gibi...

Biz kahramanlık hikayeleriyle avunurken, İngiltere toplumu bir kez daha herkesi içine çektiği etkinliklerle, yepyeni kitaplar filmler, araştırmalarla 1. Dünya Savaşı’nı anlatmayı sürdürecek. Yani hep olduğu gibi tarihi bir kez daha kazananlar yazacak.

Yayıncılıkta bir dönem bitti

Can Yayınları’nın kapakları değiştirmesi, hakikaten kitap alemindeki en önemli gelişmelerden biri. Herkesin isteyip de sahip olamadığı bir kimliği değiştirmek, riskli bir karar. Bir cesaret gösterisi ve tercih meselesi. Can Yayınları, sadece iyi edebiyatla tanınan küçük ve özel bir yayınevi olmak istemiyor. Çok satan yazarları da kapsayan, her türden kitap basan büyük yayınevlerinden biri olmak istiyor. Bu aynı zamanda 80’lerde oluşan kitap dünyasının, yayıncılık geleneklerinin de sonuna işaret ediyor.

Geçen hafta Can Yayınları’nın tanıtım toplantısından sonra bu konuyu radikal.com.tr’de yazmıştım. Epey mesaj aldım. Tabii ki hepimiz o beyaz kapaklara bayılıyorduk. Kitaplığımızın en müstesna köşesini hâlâ Can Yayınları’nın kitapları dolduruyor. Pek çok okur, değer verdiği bir şeyleri kaybetmenin kızgınlığı içinde. İşin ‘piyasa’ ve ‘satış’la ilgili bir yanı da var ve insanlar buna da sitem ediyor. Bazı yayıncılar Can Yayınları’nın kendini sıradanlaştırdığını ve bundan zararlı çıkacağını düşünüyor. Ama ‘iyi oldu’ diyen, yeni kapakları sevenler de yok değil. Bana sorarsanız, bunu değişimin kaçınılmaz bir sonucu olarak görmek gerek.

Bu sergilere dikkat

Özerk ve Çok Güzel: Akbank Sanat’ın 20. yılı için düzenlenen sergide 20 sanatçı yer alıyor. Osman Dinç, Erdağ Aksel gibi 90’larda çıkış yapan, kabul görmüş sanatçılar da var, Yaşam Şaşmazer gibi sanat piyasasının yıldızları da Serkan Taycan gibi yavaş yavaş kendini kabul ettirmiş isimler de... Küratör Hasan Bülent Kahraman, güncel sanata dair damıtılmış sıkı bir özet oluşturmuş. Kaçırmayın. 

’Komşular: Türkiye ve Çevresinden Güncel Anlatılar’ başlıklı İstanbul Modern’deki sergide Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’dan işler var. Ben Ermenistan’dan gelen Bir Metrekare Tiyatro Festivali adlı performansı izledim; gayet ‘ilham verici’ydi. Keşke birkaç kez daha sahnelenebilseydi. 

Derin Devlet: Karen Mirza ve BradButler’ın Galeri Non’daki 40 dakikalık bilimkurgu tadındaki videosunu mutlaka seyretmek gerek. Halk ayaklanmaları, polis şiddeti ve baskıcı iktidarlar hakkında bir film. Gidenler ‘TOMA’larla nasıl mücadele edilir?’ gibi Mısır kaynaklı broşürlere de sahip olabiliyor... 

Bağlantı: Nişantaşı’ndaki Bozlu Art Project’te Mübin Orhon, Bedri Baykam, Adnan Çoker gibi ressamların eserleri ve o resimleri yaptıkları paletleri birlikte sergileniyor. Şansınız varsa küratör Oğuz Erten’le birlikte gezersiniz, hikâyeler çok ilginç. Sanatçılar hakkında bir sürü yeni şey öğreniyorsunuz.