2015'e doğru Ermenistan: 'Soykırım' demeden asla

Ermenistan'da herkes Türkiye ile daha iyi ilişkiler kurmaktan yana. Tayyip Erdoğan'ın 'taziye' konuşmasını yetersiz ve inandırıcı olmayan bir adım gibi görüyorlar. Ermeniler açısından Türkiye'nin 'soykırım'ı kabul etmesinden başka bir seçenek yok. 1915'deki tehcirin 100. yılında dünyanın her yerinde dikkat çekecek etkinlikler düzenlemeyi planlıyorlar.
2015'e doğru Ermenistan: 'Soykırım' demeden asla

"20 yaşına kadar Türkçe bildiğimi bilmiyordum. Halep sokaklarında kaybolmuş bir Türkle karşılaşıp ona yol tarif ettiğimde anladım ki ben Türkçe konuşuyorum." Harut Ekmelyan 31 yaşında bir Suriye Ermenisi. Savaştan kısa süre önce geldiği Ermenistan'da gazetecilik yapıyor. Başkent Erivan'daki binlerce Suriye Ermenisi'nden biri. Sayıları iç savaştan sonra çok artmış. Türkçeyi televizyon seyrederek öğrendiğini anlatıyor. Tabii bu hikayede Anadolu'dan göç eden ailesi, Türkçe konuşan ninesi gibi başka şeyler de etkili olmalı. Ekmelyan, Suriye'de Ermenilerin rejimin kontrolündeki yerlere sıkışıp kaldıklarını anlatıyor. "IŞID Suriye'ye Türkiye üzerinden elini kolunu sallaya sallaya giriyor. Kontrol altına aldıkları bölgelerden ise bir Ermeni olarak geçmek bile mümkün değil. Ya kaçırılıyorsun, ya öldürülüyorsun. Bu nedenle Suriye'deki Ermenilerin Türkiye'ye tepkisi daha da arttı."

Suriye Ermenileri, çok bilinmeyenli bir denklem olan Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki unsurlardan biri. Ermenistan'da yaşayanlar, diyaspora ve Türkiye Ermenileri, Türkiye söz konusu olduğunda farklı öncelikleri olan topluluklara dönüşebiliyor. Ama hepsinin ortak bir hafızası ve orada yer etmiş bir Türk kavramı var. Hrant Dink, "Türkiye-Ermenistan ilişkisizliğinin en temel besleyicisi tarih ve tarihten bugüne taşınan, karşılıklı algılamayla ilgili psikolojik duruşlardır." diye yazmıştı. Yazı şöyle devam ediyordu: "Şu bir gerçek ki her iki taraf da birbirine karşı duruşunda huzursuz ve sağlıksız. Saptama ağır gelse de itiraf etmek gerekir ki; Ermeniler travmalarıyla, Türkler de paranoyalarıyla birbirlerine nazaran iki klinik vaka konumundadırlar. Her ikisinin de kimliğinde diğeri 'öteki'dir ve bu 'ötekilik' bir tür vazgeçilemez varlık halidir." (İki Yakın Halk İki Uzak Komşu kitabı)

Ben de Hrant Dink Vakfı'nın davetlisi olarak gittiğim Ermenistan'da bu 'öteki' meselesini anlamak, 1915'in yüzüncü yılı yaklaşırken iki toplum arasında bir orta yol mümkün mü? sorusuna cevap bulmak için geziyorum.

Harut Ekmelyan gibi bir başka Suriye Ermenisi ile ertesi gece gittiğimiz rock bar'da tanışıyorum. Benden Türkçe çakmak isterken gülüyor. Erivan'da Türklerle karşılaşmaktan şaşkın. Bir bankada çalışıyormuş. Herşeyi Suriye'de bırakıp bu ülkeye kaçmışlar. O da Türkçeyi televizyondan öğrendiğini söylüyor ve "Hayatımda konuştuğum ilk Türk sensin" diyor... Aynı barda başka bir sürpriz yaşıyoruz. Cüneyt Cebenoyan DJ'den Türkçe bir şeyler çalmasını istediğinde reddediliyor. Çünkü bunu bir kez deneyen kendisinden önceki DJ işten atılmış... Neyse, müessese sahibinden özel izin alınıyor ve biaz sonra Erkin Koray, Esterabim'i söylemeye başlıyor. Kalçalarda hafif kıvırtmalar mekanı sarıyorsa da şarkıyla birlikte sona eriyor. Erivan'da bir ilk olduğunu söyledikleri bu durumu fazla uzatmıyor DJ.

Harut Ekmelyan ile tanıştığımız Civilitas Vakfı, Ermenistan'da bağımsız bir bilgi ve haber kaynağı yaratmak için kurulmuş. İnternet üzerinden yazılı ve görüntülü yayın yapıyorlar, kitaplar basıyorlar. Genel Yayın Yönetmeni Karen Harutyan ve burada çalışan Türkiye kökenli Aline Özinian 'İnsanların birbirini dinlemesi ve anlamasını sağlamak için uğraşıyoruz. Türkiye'yle çok ilgiyiz ve bu konudaki yekpare anlayışı yıkmak için çok yönlü yayınlar yapıyoruz' diyorlar. Yayınlarında Türklerle ilgili klişelerden uzak duruyorlarmış. Bizdeki 'Ermeni uşağı' gibi burada da 'elleri kanlı Türk, inkarcı Türk' gibi kalıplar çok yaygın kullanıyor çünkü.

ERDOĞAN'IN AÇIKLAMALARI

1915'de Ermenilerin başına gelenler Türkiye'ye göre 'mukatele' yani karşılıklı katliamlar, Ermenilere göre ise 'soykırım'. Bu ikinci tanım, hem dünyada hem Türkiye'de gün geçtikçe daha fazla kabul görüyor.

Türkiye'nin geçmişindeki hiç kapanmayan, hep kanayıp duran açık yaralardan biri Ermeni tehciri. Yıllar içinde ortaya çıkan belgeler, bilgiler araştırmalar bunun bir devlet politikasıyla neredeyse bütün Anadolu'yu kapsayan bir uygulama olduğunu ve en hafif rakamlarla bile neredeyse bir milyon Ermeni'nin bu zorunlu göç sırasında öldüğünü gösteriyor. Dolayısıyla 100. yıla yaklaşırken Türkiye'nin resmi tezleri gittikçe köşeye sıkışmış bir vaziyette. Bu nedenle 23 Nisan'da Tayyip Erdoğan'ın beklenmedik açıklaması her ne kadar hepimizi şaşırttıysa da farklı bir şeyler söyleme mecburiyetinin de ifadesi gibiydi. Hatırayalım, Erdoğan "Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı herkes gibi Ermenilerin de o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anlamak ve paylaşmak bir insanlık vazifesidir." demiş ve sözlerini şöyle bitirmişti: "20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarını taziyelerimizi iletiyoruz." Ermenistan'da görüştüğümüz herkes bu sözlerin farkında. Ama kimse bunu çok önemli bir çıkış olarak algılamıyor. Çünkü temelde Erdoğan'ın samimiyetine inanmıyorlar. Civilitas'da görüştüğümüz gazeteciler, "Erdoğan samimi olsa önce Hrant Dink, Sevan Balıkçı davası, Samatyalı kadınlar gibi çok daha güncel konulara sahip çıkardı. Hadi soykırım gibi, Varlık Vergisi gibi konuları bir kenara bırakalım, ama güncel meselelerde bile bir tavır yok" diyorlar. Bu yaklaşım neredeyse bütün görüşmelerde bizi takip ediyor. Kimse "Erdoğan çok önemli bir adım attı" demiyor...

Belki tek istisnası Ermenistan'ın en büyük özel televizyonu Arm TV'nin yayın yönetmeni Artak Aleksanyan. Amerika'da okumuş, genç, enerjik Aleksanyan bizi bir duvarı diplomalar ve başarı belgeleriyle kaplı odasında kabul ediyor. Uzun uzun kanalı nasıl adam ettiğini, reytingi artırmanın acı gerçeklerini anlatıyor. Daha sonra aramızda 'Ermenistan'ın Fatih Altaylısı' esprileri yapıyoruz... Aleksanyan, "Erdoğan'ın açıklaması çok önemliydi" diyor: "Siz devlet televizyonuna bakmayın, kesinlikle günün en önemli haberiydi çünkü ondan önceki herkes mutlak bir inkar içinde konuşuyordu. Evet, 100. yılda Türkiye'nin bir şey yapmasını bekliyorduk ve Erdoğan'ın pantürkist rejiminden bu kadarı geldi. Sonuçta bu açıklama da bir şeyleri değişirecek gibi değil, ama Ermenistan'ın ne kadar hazırlıksız olduğunu gösterdi. Ermenilerni Türklere karşı nasıl karşılık vereceklerine dair bir ortak duruşları yok. Erdoğan'a da bu nedenle bir reaksiyon veremediler."

Aleksanyan, Türkiye ile ilişkilerde ticaret ve kültürün olumlu etki yapacağının altını çiziyor. Mesela ünlü Türk dizilerinin hiç biri Ermenistan'da gösterilmiyor. Bunun nedeni, bir yasak ya da önyargı değil, dizilerin pahalı olması. Ermeniler Rus televizyonları ve DVD'ler aracılığıyla Türk dizilerini takip ediyorlar. "Bunların izlenmesi aslında çok şeyi değiştirir, insanlar benzer olduklarını anlarlar" diyor.

Devlet televizyonunun, Erivan'ın tepelerindeki sıkı korunan stüdyolarında gezerken de haber müdürüne Türk dizilerini soruyoruz. "Ticari ilişkilerimiz yok. O nedenle almak mümkün değil. Ama mesela herkes hala Sovyet döneminde gösterilen Aydan Şener'li Çalıkuşu'nu hatırlar" diye anlatıyor. Erdoğan'ın açıklamasını ise o kadar önemli bulmadıklarını o gün rutin haberler arasında geçip gittiğini söylüyorlar.

SEÇİMLERDE HİLE TARTIŞMASI

Ermenistan'ın çalkantılı bir politik atmosferi var. Bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından bu yana çoğu askeri kökenli güçlü başkanlar tarafından yönetildi. Görünür bir sansür ya da baskı olmasa da bu ülkede muhalif olmak kolay değil. Yolsuzluk önemli bir sorun ve hükümetin onayını almadan yatırım yapmak zor. Dolayısıyla büyük zenginliğin, büyük yoksullukla yan yana olduğu bir ülke. Ermenistan Karabağ meselesi nedeniyle resmen 1992'den bu yana Azerbaycan ile savaş hali içinde. Ermenistan'ı işgalci olarak niteleyen Azerbaycan zengin ve kalabalık bir 'düşman komşu'. Yine Karabağ meselesini bahane ederek Batıya açılan tek sınırı kapatan Türkiye de diğer taraftaki bir 'düşman komşu'. Sırtını Rusya'ya ve diyasporanın çok etkili olduğu Avrupa ülkelerine yaslasa da sonuçta Ermenistan ekonomik ve siyasi olarak kapalı bir ülke... Oysa sokaklarında gecenin geç saatlerine kadar süren canlılığa, sayısız kafe ve lokantaya, geniş caddeler, yoğun trafik, görkemli opera ve tiyatro binaları ile sanat müzelerine bakarken farklı bir Ermenistan görüyorsunuz. Dünyayı tanıyan, hayatı seven Ermeniler ne ekonomiden ne de siyasetten çok memnun değil.



2013'teki son başkanlık seçimlerini bir kez daha Serj Sarkisyan kazandı. Ama bu arada beklenmedik bir oy alan diğer başkan adayı Rafi Hovanisyan, aslında seçimleri kendisinin kazandığını ve sandıklarda hile yapıldığını söyleyerek taraftarlarını sokağa döktü; protestolar uzun süre devam etti. Sarkisyan'ın en büyük sürprizi ise, uzun süredir AB ile süren ortaklık görüşmelerini adeta bir gecede sıfırlayıp 2013 Eylülü'nde Rusya güdümündeki Avrasya Birliği'ne katıldıklarını açıklaması oldu. Bu Gürcistan ile birlikte Avrupa'ya yaklaşan Ermeni toplumunda bir huzursuzluk yarattı. Ermenistan her yıl yüz binin üzerinde vatandaşının başka ülkelere gidip bir daha dönmediği bir ülke.
Çok sıkı güvenlik önlemlerini aşarak girdiğimiz elçilik binasında AB Temsilcisi Traian Hristea ile konuştuk. Ermenistan'da daha demokratik bir anayasa hazırlanması, insan hakları ve işkence ile hapishanelerdeki kötü koşuların düzeltilmesi gibi öncelikleri olduğunu anlattı. Romanyalı diplomat Hristea'ya göre Ermenistan'da mesela özgür medya var, ama çoğulculuk ve şeffaflık yok. Bu ekonomide de böyle. Türkiye ile ilişkilerde ise 'Ermeniler için soykırım çok önemli ama belirleyici değil' diyor. Yani vaktiyle Avrupa'daki düşmanlıklar nasıl unutulduysa Türkiye Ermenistan ilişkileri de yeniden kurulabilir. Tabii AB'nin kanatları altında...

TAŞNAKSÜTYUN BDP'YE YAKIN

Ermenistan siyasetini konuşmak üzere ülkenin en eski partisine, Taşnaksütyun'a gidiyoruz. Her Türk'ün daha orta okulda 'zararlı cemiyetler' başlığı altında adını öğrendiği bu parti, Osmanlı sınırları içinde Ermeni milliyetçiliğinin ve bağımsızlık hareketinin ateşini yakmış siyasi organizasyonlardan biri. Ermenistan Devrimci Federasyonu adını da kullanan Taşnaksütyun hem sosyalist, hem de milliyetçi bir parti olmakla övünüyor... En büyük gücü ise, otuzdan fazla ülkede temsilcilikleri ve buralardaki Ermeniler içinde örgütlü olması. 131 üyeli Ermenistan Parlamentosu'nda 16 milletvekilleri var. Partinin tarihi binasında, uluslararası ilişkiler sorumlusu Giro Manoyan ile yönetim toplantılarının da yapıldığını söylediği bir salonda buluşuyoruz. Ziyaret ettiğimiz pek çok yerin aksine burada soğutulmuş nar suları, meyveler masada hazır bekliyor...

Taşnaklar, 2009'da Türkiye ile imzalanan protokole karşılar. Ortak sınırı kabul eden ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini öngören protokol her iki ülkenin de meclisinde onaylanmadığı için aslında bir geçerlilik kazanmadı. Taşnaksütyun Türkiye ile ilişkileri üç aşamalı bir plana bağlamış. 1-Sınırlar açılsın, 2-Diplomasi başlasın 3-Sıcak meseleler çözülsün diye sıralıyor Manoyan. Yani, 'soykırım' meselesini en sona bırakıyor. Burada tabii ki bir siyasi pragmatizm var. Sınırın açılması Ermenistan ekonomisi için kritik bir mesele. Taşnaksütyun soykırım ve sınır meselelerinde neredeyse bir asırdır aynı pozisyonunu koruyor. Türkiye ile mevcut sınırı tanımıyorlar ve protokole karşı çıkmalarının birinci sebebi de bu. Manoyan, sınır meselesi ve Erdoğan'ın attığı taziye adımıyla ilgili görüşlerini şöyle anlatıyor: "100. yıl dolayısıyla Türkiye'nin sınır hakkında bir şeyler yapmasını bekliyoruz. Üçüncü taraflara, haftada 3 gün, iki saatliğine açmak gibi bir uygulama çıkarsa şaşırmayız. Çünkü bu işe yaramayacak bir adım olur. Erdoğan'ın yaptığı açıklama bizim için hiçbirşey ifade etmiyor. Türk devlet politikası hep aynı. Acıları paylaşmak, ortak hatıralardan bahsetmek yeterli değil. 1. Dünya Savaşı'nda müslümanlara ne olduğunu herkes biliyor ama Ermeniler'e ne oldu? Bunu konuşmak ve gerekiyorsa telafi etmek için Türkiye'nin adım atması lazım. Devletin sorumluluğu kabul edip, süreci başlatması lazım. Öncelikle diplomatik ilişkiler başlamalı, daha sonra sınırı tartışırız. Bu sınırı meşru sınır olarak görmüyoruz, bizim kabul ettiğimiz Wilson'un çizdiği sınırdır. Ama buna takılıp kalmamak lazım. Ne de olsa Türkiye ile sınır sorunu olan tek ülke biz değiliz."

Taşnaksütyun geçen yıl CHP'nin ev sahipliğinde İstanbul'da yapılan Sosyalist Enternasyonal'e katıldı. Manoyan, şehri mutlulukla hatırlıyor. 1923'ten sonra Türkiye'ye gelen ilk resmi Taşnaksütyun heyeti olmuşlar. CHP'den çok BDP'ye yakın duruyorlar. Manoan, Türkiye'nin Ermeni meselesiyle yüzleşmesi gerektiğin söyleyen BDP'nin pozisyonunun kabul edilebilir buluyor. "Üstelik çok gelişmeci bir parti" diye bahsediyor BDP'den, "Mesela kadınlar konusunda bizden ileriler..."

Sıcak siyasetten kişisel hikayelere gelindiğinde Manoyan, kendi ailesinin 1915'de bir Türk aile tarafından kurtarıldığını anlatıyor. O iki kadını merak ediyor belli ki, hikayeyi önemsiyor ve mümkün olsa onların torunlarına ulaşmak ister. Bu tür hikayeler, Ermenistan'da önemli. Soykırıma direnen Türklerin de olduğunu bilmek, hem bunu tamamen bir devlet politikası olarak tanımlamayı kolaylaştırıyor hem de tabii ki geleceğe dönük iki toplum arasında dostluk kapısını açık bırakıyor. Soykırım Müzesi'nin yöneticisi bile bizden bu tür hikayeler bulursak yollamamızı istiyor. Neyse, oraya geleceğiz, yine Manoyan'a dönelim. Manoyan "Türk komşuların yaptıkları bile soykırım inkar edildiğinde değersizleşiyor. O komşular bizimkileri neden ve kimden korudular? Önce bunun adını koymamız lazım." diyor. Bu nedenle daha önce aile hikayesini yazmak isteyen Taner Akçam'a bile izin vermemiş... Taksim'de 24 Nisan anması yapanlar olduğunu hatırlattığımızda da "Tamam onlara çok saygı duyuyorum. Ama Türk toplumunu yansıtmıyorlar. Türkiye toplumu henüz değişmiş değil." diye cevaplıyor...

SOYKIRIM ANITI'NDA SICAK BİR GÜN

Ermeni kimliğinin en önemli mekanı, Soykırım Anıtı. Çok sıcak bir günün öğleninde, anıtın olduğu tepeye ulaşıyoruz. Soykırım Anıtı'nın tam 50 yıl önce yapıldığını öğrenmek beni şaşırtıyor; Sovyetler'in soykırım politikası olduğunu hiç bilmiyordum. Etrafındaki müze daha sonra 90'larda yapılmış. Biz gittiğimizde yenileme dolayısıyla kapalıydı. Belli ki 100. yıl anmalarına hazırlanıyor. Müzenin yöneticisi Hayk Demoyan'a Sovyetler'i soruyorum. 1963'te alınan anıt kararın büyük bir hızla uygulandığını, hatta 'Moskova ya vazgeçerse' diye inşaatta Erivanlıların gönüllü olarak çalıştıklarını anlatıyor. Johnson mektubunu hatırlatıp, ABD'ye karşı Türkiye'yi kendi tarafına çekmek isteyen SSCB'nin o dönem soykırım meselesini fazla gündeme getirmediğini söylüyor.



Soykırım Müzesi ve Enstitüsü belge, özellikle görsel malzeme toplayan bir kurum. Demoyan, o gün gelen yeni bir fotoğrafı gösteriyor bize. Tehcire maruz kalan pek çok Ermeni'nin hayatını kaybettiği Der Zor'a gidip gelmiş bir fotoğraf, müze için 'zor bulunur bir belge'... Demoyan tüm hayatını 'soykırım' anlatısına adamış biri. Dolayısıyla en büyük rüyası bir gün Türkiye'nin bunu kabul etmesi. "Bir gün Sovyetler yıkılacak deseler kim inanırdı..." diyor, yani her şey gerçek olabilir.
1915'de Ermenilere yardımcı olan Türklerle ilgili hikayeleri önemsiyor, hatta biz gazetecilerden de bu tür hikayeleri fotoğrafları kendilerine iletmemizi istiyor: "Bu devlet tarafından organize edilmiş bir soykırımdır ve Türkiye'nin bunu kabul etmesi gerekir. Ermenileri kurtaran müslümanlar hayatlarını riske ettiler. İki toplum arasında savaş olduğu söylemi gerçeği yansıtmıyor."

100. Yıl için özel etkinlikler hazırlanıyor. Demoyan bunları açık etmek istemiyor ama bir tanesini söylüyor. 24 Nisan'da pek çok devlet başkanı Erivan'a gelecek; Fransa Başkanı Holland daveti ilk kabul edenlerden biri... Türkiye'nin Çanakkale Savaşı'nın 100. yılını bunun karşısına koymak istediğini, bunun mantığını kesinlikle anlamadığını söylüyor ve "İki olayın ne alakası var?" diye soruyor. "Benim bir rüyam var; Türkiye bir gün soykırımı kabul edebilir. Ama birilerinin zorlaması gerek. Sonuçta gerçekler bir süre saklanabilir ama değiştirilemez. Yavaş yavaş Türkiye yöneticileri de bu noktaya gelecektir. Çünkü bu bir güvenlik meselesi. Bizim geleceğimizin, Türkiye'nin geleceğinin güvencesi için bunun kabul edilmesi gerekiyor. Belgeleri saklamak, Twitter'ı kapatmak gibi şeyler bir çözüm olamaz..." diye konuşuyor.

Demonyan'a mesafeli dostluğu ve bize ayırdığı zaman için teşekkür edip anıtı ziyaret ediyoruz. Sıcağa rağmen bizden başka ziyaretçiler de var. Hoparlörden yükselen ağıtlar arasında, ortasında hiç sönmeyen bir ateşin yandığı, betondan bir kozayı çağrıştıran taş yapının içine giriyoruz. Buradaki hüzün elbette elle tutulacak kadar yoğun ve derin. Bu hüznün içinden bir umut çıkartmak ise kolay iş değil.

Türkiye, komşusu Ermenistan'la arasındaki meseleleri güncel siyasi diplomatik dengeler içinde çözmek ve tarihsel yaraların üzerini, belgelerle kapatmak istiyor. Bu pratik ya da pragmatik tercihin ifadesi "tarihi tarihçilere bırakmak". Ama Ermeniler için tarih, aynı zamanda bugünün ta kendisi. Çünkü Ermeni kimliğinin en önemli unsuru 'soykırım'. Dolayısıyla iki toplum arasındaki meselenin, geçmişe bir sünger çekerek çözülmesi mümkün değil.

Ermenistan'da geçirdiğim üç gün boyunca hep aynı soruya yanıt aradım: "Türkiye'nin soykırımı kabul etmesini istiyor ve bekliyorsunuz, tamam. Ama o zamana kadar ne yapılabilir, iki toplum arasında hangi adımlar atılabilir?" Açıkçası etkili bir ara çözümün olmadığını benden önceki pek çok gazeteci gibi bir kez de ben gördüm. Ermenistan ile ilişkileri geriye bakmadan geliştirmek zor.

Bir akşam yemeğinde tanıştığımız Petros Markaris'e de anlatıyorum bu fikrimi. Türkiye'de büyümüş, yıllardır Yunanistan'da yaşayan ünlü bir yazar ve sinemacı. Altın Kayısı Film Festivali'nin Jüri Başkanı olarak Erivan'da. "Bu iş Türklerle Yunanlılar meselesine benzemiyor" diye anlatıyor: "Çünkü Yunanlılarla Türkler çok yakın, çok iç içedir. Her yaz Yunan adalarına binlerce Türk geliyor, adalar sınırlar hep dip dibe. Bu nedenle siyasetçiler istedikleri gibi at oyanatamıyor, siyaset bir süre sonra etkisiz kalıyor. Ama Ermenistan uzak, aradaki sınır kapalı, iki toplumun çok az ilişkisi var."

Evet Markaris haklı görünüyor. Bu noktada da sivil toplum etkinliklerinin önemi artıyor. Tıpkı yıllardır gazetecileri karşılıklı olarak iki ülkeye götürüp getiren Hrant Dink Vakfı'nın yaptığı gibi, ya da sinemacıları biraraya getirip ortak yapımlar için destekleyen Türkiye Ermenistan Sinema Platformu gibi. Ancak bu küçük damlalar birikip insanları yakınlaştırdıkça, sınırın açılması, ticaretin canlanması gibi sel etkisi yaratacak daha büyük gelişmeler için beklentiye girebiliriz.

YARIN: ERMENİSTAN'DA SANAT