7 sene kapalı kalan müze!

Resim Heykel Müzesi'ni 7 sene kapalı tutup değersizleştirmek, affedilmez bir şey

İstanbul Resim Heykel Müzesi, acıklı hikayesiyle birkaç senede bir gündeme gelir. Geçen hafta yine onu konuştuk. Bu konuyla ilgili o kadar çok mesele ve soru işareti var ki, konuşmakla bitmeyecek, emin olun..
İçinde bütün Türk resim tarihini barındıran bu müzenin yıllardır kapalı kalmasının en önemli sebebi devletin 1950 model kültür politikası. Bütün enerji ve bütçesini merkezi tiyatro, opera gibi kurumlar, mevcut müzelere veren, bunun dışında hiçbir şeye hele plastik sanatlara doğru dürüst imkan sunamayan bir yaklaşım. Bütün somut kültürel mirası birer ‘demirbaş’a dönüştüren, onları yıllarca ‘devlet ciddiyetiyle’ koruyup esirgeyen, gerekirse toplumdan uzak tutmakta bir beis görmeyen devlet anlayışı bu.
* * *
Beşiktaş’taki Veliaht Dairesi gibi çok eski ve güzel bir binanın müzeye dönüştürülmesi 1930’larda anlaşılabilir bir şey. Ama günümüzde, hem binaya hem içindeki eserlere karşı bir haksızlık gibi geliyor bana. Modern Türk resmi için yeni bir bina yapılması ve burasının daha az sayıdaki klasik eserlerin sergilendiği bir mekana dönüştürülmesi fikri, mutlaka hayata geçirilmeli; ama nasıl?
Türkiye’de özel sanat müzeleri açılır, aralarında bir rekabet bile yaşanırken hepsinin ağababasının yıllarca kapalı kalması tahammül edilemez bir durum. Müzenin sahibi Mimar Sinan Üniversitesi de bunun farkında. Yeni rektör Prof. Yalçın Karayağız’ın hafta başında yaptığı ‘Milli Saraylar restorasyonu geciktiriyor’ açıklamasının bir izahı da bu. Sonra Milli Saraylar’dan öğrendik ki restorasyonun bitmesine en az daha iki yıl varmış. Eh dört yıldır zaten kapalı, üstüne iki üç yıl daha koy ve Resim Heykel Müzesi’nin toplam 6-7 yıl kapalı kalacağı gerçeğiyle yüzleş.
* * *
Restorasyon projesinin altı yedi yıl süreceğini Milli Saraylar biliyorsa, Mimar Sinan Üniversitesi neden bilmiyor? Eğer herkes biliyorsa daha vahim. Bir müzeyi hiç değilse geçici mekan tahsis etmeden nasıl 6-7 yıl kapatırsınız? Bu derece bir umursamazlık ve değersizleştirme olur mu? Eğer bu kent, 7 yıl o müzenin eksikliğini hissetmeyecekse, hepten kapatın gitsin. Binasını Başbakanlık Ofisi’ne ya da üniversiteye tahsis ederler, koleksiyon da depolarda saklanıp özel müze sergileri için kaynak teşkil etmeye devam eder.
Dedim ya soru işaretleri çok. Olur da bir gün müzemiz tekrar açılırsa, ‘Teşhiri, sergi düzenlemeleri nasıl, küratörleri kimler olacak? İzleyici çekmek, uluslararası bağıntılar kurmak için neler yapılacak?’ gibi esas meseleleri de tartışabileceğiz inşallah.

Türkiye’de kitap okunuyor
Herkes bilmez ama aslında Türkiye’de her yıl daha fazla kitap basılıyor ve satılıyor. Yani daha çok kitap okunuyor. Türkiye Yayıncılar Birliği’nin (TYB) açıkladığı rakamlara göre, 2010 yılında 34 bin 363 çeşit kitap basıldı. Toplam kitap sayısı ise 408 milyon 339 bin 289. Bunların 194 milyonu ders kitabı. Hadi üniversite kitaplarını filan da düş, yine de geriye ciddi bir rakam kalıyor. Karşılaştırmak için söyleyeyim, 1996’da Türkiye’de 9 bin 444 çeşit kitap yayımlanıyordu. Yani 15 yılda kitap sayısı üç dört kat artmış vaziyette. TYB’nin hesabına göre Türkiye’de kişi başına yılda 5.6 kitap düşüyor. Geçenlerde Cumhuriyet Kitap’ta Metin Celal yazdı, ‘Bir şehir efsanesinin çöküşü’ diye; çok haklı. Artık ‘kitap okunmuyor’ diye sızlanmak o kadar manalı bir şey değil.

.