Adaya serptiğimiz tohumlar

Londra Kitap Fuarı, Türk edebiyatının ne işine yarayacak? Kısa vadede cevabı zor bir soru bu.

"Bunu bir tohum gibi düşünmek gerek, ileride meyvelerini toplayacağınız bir tohum ekmek gibi..." Hepimizin aklındaki o büyük soruya, 'Londra Kitap Fuarı Türk edebiyatının önünü açacak mı?' meselesine İngiliz meslektaşım yine hepimizin bildiği cevabı veriyor.

İngiliz meslektaşım dediğim, yıllardır yazılarını okuduğum The Independent'ın edebiyat editörü Boyd Tonkin. O ve arkadaşı, The Guardian, Newsweek gibi yayınlara edebiyat röportajları yapan Maya Jaggi Türkiye'yle epey alakalılar. Zaten beni de onlarla tanıştıran Kalem Ajans'ın kurucusu Nermin Mollaoğlu oldu. Türk edebiyatının belli başlı birçok yazarını ismen tanıyorlar, ama iş kitapları konuşmaya gelince anlıyorum ki sadece Orhan Pamuk ve Elif Şafak okumuşlar... "Bütün anglo saksonlar gibi..." diye mırıldanıyorum. Sitemimi anlayıp İngilizceye ne kadar az kitap çevrildiğinden söz etmeye başlıyorlar; evet, zaten biz de bunun için buradayız.

Ertesi gün The Independent gazetesinin fuar alanında düzenlediği panelde Elif Şafak ve Boyd Tonkin birlikte konuşuyorlar. Konu The Independent çeviri roman ödülü. Tonkin, İngiliz okurunun ve dolayısıyla yayıncılarının seçiciliğini izah ediyor. Ancak evrensel edebiyatın bir parçası olabilecek kitapları okumak istediklerini, onların çevrildiğini anlatıyor. Şafak da hoş bir çıkış yapıp bir tür 'ikiyüzlülüğe' işaret ediyor. Edebiyatın yüceliğinden farklı kültürleri tanıtma gücünden söz edip de farklı ülkelerin kitaplarını çevirmekte, okumakta bu kadar seçici olmanın tuhaflığına işaret ediyor...

Hakikaten İngiltere, yani İngilizce kitap dünyası en zor hedef... Türkiye bu hedefi tutturmak için geçen hafta Londra Kitap Fuarı’na ‘Odak Ülke’ olarak katıldı. Bilmeyenlere hatırlatalım, bu tür ‘konuk ülke’ projeleri için hem biraz ‘kabul edilmek’, hem de biraz ‘başvurup’, ‘eli cebe atmak’ gerekir. Neticede benim gördüğüm bakanlık yetkililerinden sivil yayıncılık kuruluşlarının yöneticilerine ve yazarlara kadar herkes elinden geleni yaptı. İçinde Türk kahvesi filan da ikram edilen büyük bir standımız, neredeyse yarım saatte bir fuar alanının farklı bir köşesinde Türkiye’nin önde gelen yazarlarının katıldığı toplantı ve panellerimiz, her yerlerde kocaman afişlerimiz vardı…

Yazar ajanları da yayıncılar da başka bir dile, bilhassa İngilizceye yeni yazarlar satmak için hırslanmış koşturuyordu. Mesela Hakan Günday’ın Az romanının da satılmak üzere olduğu istihbaratını bu heyecanlı koşuşturmalar arasında biri çıtlatıverdi.

Aslında “bildik paneller silsilesi dışında böyle bir fuarda ne yapılabilir” sorusunun da belirgin bir cevabı yok. Ama belli ki Londra Kitap fuarının iletişim dili de bu. Her köşede açık toplantılar, konferanslar, kısa söyleşiler düzenleniyor, yazarlar, yeni medyalar böyle tanıtılıyor. Bizim toplantılarda hâkim dil Türkçe. Yani çoğunlukla Türkler Türkler'i dinliyor. Ama haksızlık da etmemek gerek, bu daha çok Türkiye standında geçerli bir durum. British Council'ın ya da Uluslararası PEN'in toplantı odalarında İngilizce konuşuluyor. Dinlemeye gelenlerin önemli bir kısmı Türkiye'yle ilgilenen insanlar; daha fazlasını öğrenmek, yeni yazarlar tanımak için toplantıdalar. Uluslarası yayıncıların olduğu ana salonda hayat devam ediyor ve orayı etki altına almak kolay değil. Neticede bu büyük hedefte yeni çatlaklar açıp oralarda büyüyecek yeni tohumlar serpmek fikri tek gerçekçi hedef.

Bu bahsi Literature Across Frontiers tarafından hazırlanan rapordan söz etmeden kapatmak olmaz. Duygu Tekgül ve Arzu Akbatur'un raporuna göre 90'lara kadar sadece Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal'in Yayımlandığı İngiltere'de 1990–2012 yılları arasında Türkçe'den çeviri 51 kitap yayımlanmış. İlk 10 yılda 9 kitap çıkmış, 2012 yılında ise 12… Nobel ödülü, TEDA projesi British Council'in çalışmaları bu artan ilginin sebepleri arasında gösteriliyor; yani durum fena değil ve hedefe ulaşabilmek için uygun bir zemin var.