Ahmet Ümit'in en iyi romanı

Ahmet Ümit'in bu romanında diğer romanlarından daha fazla ince işçilik var. Kitap, detaylarda kalan hikâyeler, örtülü göndermelerle de zengin, dikkatli okur için iki kere zevkli.
Ahmet Ümit'in en iyi romanı

Elveda Güzel Vatanım, Ahmet Ümit’in sanıyorum en iyi romanı. Bu tür değerlendirmelerde hep en yenilerin bir nebze avantajlı olmasından dolayı ‘sanıyorum’ dedim. Yıllar boyu severek okuduğum diğer Ahmet Ümit romanlarına, Sis ve Gece’ye ya da Patasana’ya ya da Kukla’ya haksızlık etmek istemem. Ama Ahmet Ümit’in bu kez, son yıllardaki eğiliminin ‘dışında’ değilse de ‘üstünde’ bir roman yazdığı muhakkak. Ahmet Ümit, her romanını bir konu, bir tema etrafında kuruyor. Sultanı Öldürmek, Fatih ve fetih, Beyoğlu’nun En Güzel Abisi, Beyoğlu ve kentsel dönüşüm, Beyoğlu Rapsodisi bu semtin tarihi, İstanbul Hatırası bu kentin tarihi, Bab-ı Esrar ise Mevlana üstüne yazılmış birer roman gibidir. Ahmet Ümit bu kitaplarda suç ve cinayetin gerilimli hikâyesini anlatırken bir yandan da ele aldığı konuyla ilgili bilgi verir. Bu bilgiyi çoğu kez bir roman kahramanı doğrudan anlatır. Gerekçesi ya ana karakter Başkomiser Nevzat’ın ya da yardımcısı Ali’nin meraklı sorularıdır. Aslında günümüz çoksatar yazarlarının pek çoğunun uyguladığı, 2000’lerin başında Dan Brown’ın dünya çapında bir isme dönüşmesini sağlayan bir yazma biçimi bu. Polisiye gerilimi ile sürükleyici, derinlikli karakterleriyle çekici ve aktardığı malumatla bilgilendirici. Günümüz okurunun kalınca bir romandan beklediği her şeyi barındıran bir biçem.

Ahmet Ümit’in bu romanında diğer romanlarından daha fazla ince işçilik var. Kitap, detaylarda kalan hikâyeler, örtülü göndermelerle de zengin, dikkatli okur için iki kere zevkli. Mesela kitabın hemen başlarında bahsi geçen Pera Palas’taki şişman âşık. Kahramanımız Şehsuvar Sami onu peşine takılmış bir hafiye sanıyor. Ama sonraki sayfalarda geçen dört sözcükle bu adamın aslında apayrı bir hikâyenin trajik kahramanı olduğunu anlıyoruz: ‘Karısını ve aşığını öldürmüş…’ Tıpkı Şehsuvar Sami’nin Beşiktaş’ta kaldığı evin varlıklı Rum sahibesinin ‘Ev değil konak burası’ sözü gibi. Tek bir cümlede bu roman kahramanının kişiliği, hayata bakışı hakkında bize pek çok şey anlatabiliyor Ahmet Ümit. Abdülhamid de Elveda Güzel Vatanım’ın gerçek kahramanlarından biri. Selanik’e sürgüne giden sabık padişah, bir gece vakti trende tanıştığı Şehsuvar Sami’ye ‘hafiye romanlarını küçümsemeyiniz evladım’ diye nasihat ediyor ki bu sahne, Ahmet Ümit’in bu romana serpiştirdiği sayısız hoşluktan bir diğeri. Bir başka hoşluk ise 259. sayfada romana giren Agatha Christie. Bu yazara adını bir kitabına verecek kadar (Agatha’nın Anahtarı) ilgi duyan Ahmet Ümit, belli ki Pera Palas’ta geçen bir roman yazarken Agatha Christie’ye değinmeden edememiş. Ünlü yazarın İstanbul’daki gizemli seyahatinin detaylarını anlatmaya girişmeden, kederli hali, nikâh yüzüğü gibi bir takım detayları anıp, kahramanı Şehsuvar Sami’nin gözünden göründüğü gibi aktarmayı seçmiş. Böylece, bilenler için bir hoş değiniye dönüşmüş Agatha Christie. Tıpkı en baştaki taşralı âşık gibi Agatha Christie de Elveda Güzel Vatanım’ın yazılmamış ama başarıyla ima edilmiş yan hikâyelerinden biri olarak kalmış.

Evet, bu romanın en büyük farkı, zaman zaman ansiklopedik düzeye tırmanan bilgilendirici anlatımın görünmezliği. Ahmet Ümit, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni anlatıyor. Onunla birlikte Osmanlı’nın yıkılış günlerine gidiyor. Osmanlıyı ayakta tutmak isteyen, sonra da Cumhuriyeti kuran bir aydın nesline bakıyor. Onlar aracılığıyla bir yandan da ‘vatanseverlik’ ve ‘adanmışlık’ gibi kavramları da tartışmaya açıyor. Tüm bunları bir tarih dersi verir gibi yapmıyor, romana hizmet eden okurun zihninde inşa ettiği kendi dünyasının yapı malzemelerine dönüştürerek yapıyor. Şehsuvar Sami, bir tür Zelig gibi söz konusu tarihin dönüm noktası olan zaman ve mekânlarda önemli karakterlerin yanında görünüyor. Talat Paşa’yla dertleşiyor, Abdülhamit’le sohbet ediyor, Enver Paşa’yla görüşüyor. Yine de bütün önemli İttihatçıların bu romanın içinden geçtiğini Şehsuvar Sami ile dostluk kurduklarını düşünmeyin. Hakikaten Ahmet Ümit, cemiyetin kaderine etki eden birkaç ismi işin içine sokarken, bir karakter enflasyonu yaratmaktan özenle kaçınıyor. Tarihi kahramanlar içinde sadece Talat Paşa’yı önemsediğini, onu olayların akışı karşısında çaresiz kalmış bir vatansever olarak gösterdiğini, psikolojik boyutunu da inşa ettiğini görüyoruz. Nitekim Ahmet Ümit’in İttihat ve Terakki’ye yönelik kişisel tavrının da bu karakterde kendini gösterdiğini söyleyebiliriz: Özgürlük ve vatana hizmet için yola çıkan. İktidarı ele geçirip devletin kendisine dönüşünce ideallerinden uzaklaşıp kendinden öncekiler gibi kıyıcılaşan bir örgüt. Üyeleri bir yanıyla Cumhuriyet’i kuran öte yandan da yeni rejimin acımasız tasfiyesine maruz kalan bir örgüt. Ahmet Ümit, ittihatçı düşmanlığı da hayranlığı da göstermemiş. Aslında her iki taraftan da izler taşıyan ve yakın tarihle ilgili pek çok entelektüelde daha önce gördüğüm üçüncü bir yoldan ilerlemeyi seçmiş. Bu yanıyla da cesaret gösterdiği muhakkak.

Ahmet Ümit’in yazarlığını bir üst aşamaya taşıdığı kitabı Elveda Güzel Vatanım, görünüyor ki okurun ilgisini çekti. Bu kitap, edebiyat ve tarih âlemlerinin de üzerinde daha fazla durmasını hak ediyor; umuyorum ileride bu da olur.