Ara Güler'in çektiği ilk Orhan Pamuk portresi

Orhan Pamuk'a kendi sözleriyle, "Artık yazar olarak tanınıyorum" dedirten bu kare 1994'te, Nişantaşı'ndaki Pamuk Apartman'da çekilmişti. Genç yazar biraz gergin, ünlü fotoğrafçı her zamanki gibi rahat ve meraklıydı. Biliyorum, çünkü ben de oradaydım.
Ara Güler'in çektiği ilk Orhan Pamuk portresi

Ara Güler’i anlatan konuşmasında Orhan Pamuk, “Ünlü yazarların, sanatçıların fotoğrafçısı olarak da tanındığı için, 1994’te benim fotoğrafımı ilk defa çektiğinde, artık yazar olarak tanındığımı düşünmüştüm” diyor. İşte o fotoğraf çekildiğinde, ben de oradaydım.

Orhan Pamuk’un Ara Güler’in doktora töreninden yaptığı konuşmanın ruhunda İstanbul Hatıralar ve Şehir kitabı, o kitabı hazırlarken Ara Güler’in arşivinde geçirdiği zaman ve kurdukları dostluk var. 1994’teki ilk buluşmalarının arkasında ise Yeni Hayat ve Orhan Pamuk’un “transferi” vardı.

İlk kitapları Can Yayınları’ndan çıkan Orhan Pamuk, 1994’te yeni kitabıyla İletişim Yayınları’na geçmişti. Yine böyle yaz aylarıydı ve dolayısıyla futbolda transfer mevsimi başlamıştı. Pamuk’un bu yayınevi değişikliği için İletişim Yayınları’ndan yüklü bir para aldığı söylentisi çıkınca, kısa sürede “yazar transferi” ve “transfer ücreti” konuşulmaya başlandı. 1994 yazının edebiyat gündemi gazetelerde haber olup, üzerinde yazılıp çizildikçe Türkiye’nin konuştuğu bir konu halini aldı. Edebiyat çevrelerinde tanınan, beğenilen bir genç yazar olarak Orhan Pamuk’un kısa sürede Türkiye çapında ün kazanmasında ve yeni kitabının çok okunup çok konuşulmasında bu iddianın rolü büyük olmuştu. Önce “yazar transferi” tartışması sonra da bugün herkesin iyi bildiği romanın o ilk cümlesi: “Bir kitap okudum hayatım değişti” gündemi belirlemişti. Transfer dedikodularıyla gelen Yeni Hayat, hakikaten Orhan Pamuk için de bir sıçrama oldu. İyi bir tanıtım kampanyasıyla ilk baskısı 50 bin yapılarak çıkan kitap görülmemiş bir başarı kazandı.

Ben ise o günlerde Dünya gazetesinin kitap ekinde, sanat yönetmeni Faruk Şüyün’ün yardımcısı olarak meslekteki ilk yıllarımı yaşıyordum. Faruk Bey, “Yayın dünyasının belleği” sloganıyla çıkan Dünya Kitap’a her ay ilgi çekici bir konu bulmakta ustaydı. Göztepe’de Orhan Pamuk’la komşuydular. Daha kitap çıkmadan, yazarla hızlı bir söyleşi yaptı. Konu, Orhan Pamuk’un yeni yayınevi ve yeni romanıydı. Faruk Şüyün, kapak fotoğrafını çekmesi için de Ara Güler’i ikna etti. Ara Güler’e çekim sırasında eşlik etme görevi de bana verildi.

Ara Güler’in telefonda söylediği marka ve ASA’da üç dört kutu dia pozitifi alıp Nişantaşı’ndaki o çok merak ettiğim eve gittim. Çekim Orhan Pamuk’un yazı evi olarak kullandığı Pamuk Apartman’ın üst katındaki dairede yapılacaktı. Doğrusu, daha lise yıllarından beri hayranlıkla takip ettiğim yazar ve daha ben doğmadan bir efsaneye dönüşmüş fotoğrafçının buluşmasına eşlik edeceğim için gayet heyecanlıydım. Ara Güler ve Orhan Pamuk’un ilk karşılaşmalarında, yaşça genç olanın biraz gergin diğerinin ise her zamanki gibi kendinden emin, samimi ve hatta eğlenceli olduğunu hatırlıyorum. Salonda bir eski koltuğa oturarak ve yaslanarak pozlar vermiş, Ara Güler de renkli ve siyah beyaz pek çok fotoğrafını çekmişti. Orhan Pamuk, daha sayısız poz ve söyleşi vermiş çok tecrübeli bir yazar değildi ve bu işte biraz zorlanıyordu. Ara Güler ise aklımda kaldığı kadarıyla kendisine “gayet iyi” hatta “istidatlı” olduğuna dair sözler söyleyerek rahatlatıyordu. Biraz ortak tanıdıklardan, mesela bir zamanlar Ara Güler’in editörü olmuş Hayat mecmuasının sahibi, Orhan Pamuk’un halasının kocası Şevket Rado’dan söz ettiler. Sonra bir ara Orhan Pamuk, çıkacak kitabın kapağında Ara Güler’in ünlü bir fotoğrafını kullanmak istediğini söyledi ve olumlu cevap aldı. (Bilmiyorum neden, kitap başka bir görselle çıktı…) En son Ara Güler Orhan Pamuk’tan imzalı kitaplarını istedi, “Benim hanım okuyor…” diye. Orhan Pamuk da içeriden yayınlanmış üç kitabını getirip imzaladı.

Herkesin pek mutlu ve memnun kaldığı bu buluşmanın sonunda sonra Ara Güler’le beraber apartmandan çıktık. Beni Beyoğlu’na bırakırken de muhabbete devam etmiştik ve ben fotoğraflarına hayranlıkla baktığım Ara Güler’in ne kadar eğlenceli, ne kadar dost canlısı ve açık sözlü birisi olduğunu görüp bir kez de kişiliğine hayran kalmıştım. Söylediği laboratuvarda diaların banyosunu yaptırdım ve Galatasaray’da Güler apartmanındaki stüdyosuna gittim. Yüzün üzerinde diayı ışıklı masaya yaydı. Hızla çok daha azını ayırdı, lupla kısaca inceleyip içlerinden beş-altı tane seçti ve geri kalanını eliyle süpürüp ışıklı masanın altında duran çöp kovasına atıverdi. Bu anı hiç unutmuyorum. Çünkü benim gözümde çöpe giden o yüz tane dianın her biri birer Ara Güler fotoğrafıydı ve paha biçilmezdi! Üstelik Ara Güler imzalı Orhan Pamuk portreleriydi… Bu sahneden iyi bir fotoğrafçının nasıl seçici olması gerektiği gibi bir ders çıkarttıysam da bugün hâlâ aklım o dialardadır…

Ara Güler’in seçtiği karelerden biri, Dünya Kitap’a kapak fotoğrafı oldu: “Türkiye’nin en pahalı yazarı” başlığıyla. Tam 20 sene önce, 8 Temmuz 1994’te çıkan söyleşide Orhan Pamuk, Faruk Şüyün’e, “O kadar da değil” diyordu. Aslında Pamuk, büyük paralarla bir yayınevinden diğerine geçtiği iddialarını kibarca yalanlıyordu. Zaten hiçbir zaman ne kendisi ne de yayınevi bunu doğrulamadı. 20 yıl sonra konuyu tekrar açtığım Pamuk’un eski yayıncısı İletişim’den bir arkadaşım, prensip olarak kimseye hiç böyle bir para ödemediklerini anlattı. O dönem bir gazetecinin sorusuna Orhan Pamuk şakayla “evet aldım” demiş ve bu laf yürüyüp gitmiş. Neyse, sonunda belki de Orhan Pamuk’la Ara Güler’in buluşmasına, daha sonra Nobel alacak bir yazarın büyük ün kazanıp çok okunmasına, Türkiye’de yazar ve edebiyat algısının değişmesine katkıda bulunduğu, bana da böyle güzel bir anı bıraktığı için neticede ne olmuşsa iyi olmuş…