Barışa ve özgürlüklere adanmış hayatlar

Ragıp Zarakolu'nun hazırladığı Düşünce ve İfade Özgürlüğü Raporu'nu bu yıl kim okuyacak?

BDP’nin siyaset akademisinde verdiği dersler nedeniyle tutuklanan Büşra Ersanlı, benim üniversitedeki siyaset teorisi hocam. Ders kitabımız Theories of State’i (Devlet Teorileri) yeniden karıştırırken ‘anayasacı anlayışı’ anlatan bölüme gözüm takıldı. “Anayasacıların öncelikle önemsedikleri şey, otorite ve gücün sınırlandırılması ve dağıtılmasıdır. Bu sınırlamalar felsefe ve ahlaki tartışmaların geniş alanından beslenir...” diyor Andrew Vincent.
Bir üniversite hocası olarak prensiplerine sıkı sıkıya bağlı ama insancıl ve sıcakkanlı birisidir Büşra Ersanlı. Üniversiteden sonra da sık sık karşılaştığım enerjik hocalarımdandır. Siyasetin teorisi kadar pratiğini de önemseyen, 50 yaşında da tıpkı 20 yaşında olduğu gibi etkin bir entelektüel. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra bir ara sosyal demokrat 10 Aralık Hareketi’nde yer aldı, sonra aktif siyasetle ilgilenmeyi BDP’de sürdürdü. Türkiye’nin en önemli sorununun Kürt meselesi olduğunu iyi bildiği çözüme katkıda bulunmak istediği için, bütün hayatı boyunca başkalarının özgürlüğü uğruna mücadele vermiş birisi olduğu için girdi BDP’ye. Sonra da çok eski bir gençlik anısı olan hapishane, şimdi onu üniversiteden de siyasetten de alıkoyan berbat bir gerçeklik olarak tekrar hayatına girdi. Sanki, özgürlükler için çabalayanları yıldırmak, caydırmak için kurulmuş bir mekanizma onun için de işlemeye başladı.
Tıpkı bütün ömrünü, her gününü ve her işini özgürlüklere adamış Ragıp Zarakolu gibi. Belge Uluslararası Yayıncılık’ın sahibi olarak tanıdığım Ragıp Zarakolu, karısı Ayşe Zarakolu’yla birlikte 30 yıl önce kurmuş yayınevini. Bu coğrafyada acı çekmiş herkesin sesini duyuran cesur kitaplar yayımlıyorlardı. Ayşe Zarakolu artık yok, ama o kitaplar hâlâ çıkıyor. Toplatılsa da, kovuşturmaya uğrasa da, yayıncısını mahkemelik etse de çıkıyor. Zarakolu, 2007’de ‘Kitapları toplatılan ve yargılanan tüm yayıncıları temsilen’ Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü’ne değer bulunmuştu. 301’den yargılanmakta olan Elif Şafak’la birlikte…
Rumlar, Ermeniler, Kürtler, Türkler... Ezilen, mağdur olan, unutulan ya da unutturulmaya çalışılanlarla ilgilenen bir yayınevi düşünün. 90’larda Mare Nostrum dizisinden çıkarttıkları, çoğu insanın içini sızlatan kitaplar mesela, hepsi de savaşların, göçlerin, düşmanlıkların getirdiği felaketler üzerinedir. Anı, inceleme, hatta sözlük gibi yüzlerce kitabın ortak paydası budur: farklı kimliklere yönelik bir duyarlılık. En son bu yılki Diyarbakır Kitap Fuarı’nda karşılaştığımızda yeni kitaplarından koca bir paket yapmıştı Ragıp Zarakolu; Kitap Eki’nde tanıtalım diye...
Türkiye Yayıncılar Birliği’nin her yıl ‘bir daha verilmemesi’ dileğiyle açıkladığı ‘Düşünce ve İfade Özgürlüğü’ ödüllerinin töreninde Yayınlama Özgürlüğü Komitesi’nin başkanı olarak Ragıp Zarakolu da söz alır ve yıllık raporu okur. Toplatılan kitapları, tutuklanan yazarları, gazetecileri hatırlatır, varsa biraz iyileşmelerden bahseder ama her zaman ‘bu yıl da durum fena’ yorumuyla sözünü tamamlamak zorunda kalır. Tam 15 yıldır... Bu yılki raporda kendisi de olacak. Daha önce kitapları toplatılan bir yayıncı olarak girmişti o rapora ama bu kez sayıları artan ‘tutuklu yazar ve yayıncı’lardan biri olarak yer alacak.
Mayıs ayında 2011 raporunu okuduğu gün, Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülü de Ahmet Şık’a verilmişti... Altı ay sonra Ragıp Zarakolu da Ahmet ve Nedim gibi ne zaman biteceği belirsiz bir maceranın içine düştü.
Hayatını kitaplara, öğrencilere, barışa, özgürlüklere ve başkalarının acılarına adamış insanların nasıl bir suç işlediklerini herkes merak ediyor. Suçlayanlar, bu merakı da gidermek zorunda. Yoksa demokratikleşmeden, Kürt sorununu çözmekten bahsederken ister istemez çok gerilere düşüp, 80’lerdeki gibi ‘aydınlara uygulanan baskılar’ söylemine döneceğiz. Siyasetin merkezinde bir aktivist olsanız da olmasanız da ‘dalgalar’ı hissediyorsunuz. Ayak uçlarınıza değen su, altınızdaki kumu kaydırmaya başlıyor. Tanıdığınız insanlar, birlikte çalıştığınız arkadaşlarınız, üniversitedeki hocanız tuhaf gerekçelerle içeri alınıyor. Rüzgârın durup durup şiddetlendiği, insanı serseme çeviren, ilerlemeyi, yürüyüp gitmeyi güçleştiren tuhaf bir fırtına bu...