Belki sonra başka şeyler de konuşuruz

Radikal Kitap yazarı, pek çok edebiyat kitabına imza atmış günümüz Türk edebiyatının en önemli eleştirmenlerinden Semih Gümüş'ün ilk romanı yakında çıkıyor.
Belki sonra başka şeyler de konuşuruz

Yazının başlığını Semih Gümüş’ün ilk romanından ödünç aldım. Evet, Radikal Kitap yazarı, pek çok eleştiri kitabına imza atmış, günümüz Türk edebiyatının en önemli eleştirmenlerinden Semih Gümüş bir roman yazdı.  ‘Belki Sonra Başka Şeyler de Konuşuruz’ adlı roman birkaç gün içinde Can Yayınları tarafından yayımlanacak.

Semih Gümüş'ün romanı güzel. Çok sert, çok karamsar. Ama güzel. Hikayesini damla damla geliştirip derdini içimize bir yerlere işleyecek biçimde aktarmayı başardığı için güzel. İyi bir Türkçeyle yazıldığı için güzel. Yazarının pek çok kez konu aldığı anlatıcı sorunlarını çözmüş, hatta aynı karakter için farklı anlatıcılar kullanıp bunun da altından kalkmış olduğu için güzel. Başkahramanı Sinan'ın, Mina'ya duyduğu aşkı tutku, şımarıklık ve hayal kırıklığı gibi duygu zenginlikleriyle birlikte anlatabildiği için güzel. Hem çok politik hem çok bireysel bir meseleyle uğraştığı ve aynı zamanda ‘bir aşk romanı’ olduğu için güzel.

Bir başyapıt mı? Değil. Olması da gerekmiyor zaten. Ama Türkiye'nin en önemli edebiyat eleştirmeni, onca yıl sonra bir roman yazınca beklenti seviyesi yükseliyor. Sanki eleştirmen o  ‘mükemmel roman’ı yazmak için masaya oturmuş gibi…

Oysa Semih Gümüş de diğer yazarlar gibi düşündüklerini, yaşamından biriktirdiklerini ve en önemlisi hissettiklerini anlatmak, paylaşmak istemiş belli ki. Üstüne bunca kafa yorduğu, yazı yazdığı, dersler verdiği kimi edebiyat tekniklerini de denemek istemiş olabilir. Neticede, Türk edebiyatında pek rastlanmayan bir durum gerçekleşti ve tanınmış eleştirmen bir roman yazıp yayımlattı. Cesareti için kendisini kutluyor, Cuma günü Radikal Kitap’ta yayımlanacak söyleşiyi mutlaka okuyun diyorum.

 

İKİ KARGANIN AŞKI

İçinden aşk geçen bir başka romanla, ‘okuduğum kitaplar’ mevzuuna devam edeyim… İsmail Güzelsoy’un Değil adlı romanı Doğan Kitap’tan çıktı. Kendisi, sanıyorum günümüz Türk edebiyatının en ilginç anlatıcılarından biri. Bir kere çoğunlukla Iğdır'da geçen romanlar yazdığı için bile ilgiyi hak ediyor. Türkiye'nin doğu ucundaki bu küçük ilde geçen romanların, Sovyet Sınırı'nın tarihsel ağırlığından, kasaba hayatının tenhalığından, MİT’çilerin, subayların delilerin ve bilgelerin yaşamlarından kaynaklanan tuhaf bir atmosferi var. Tabii ki bu atmosfer hikayeden hikayeye değişiyor. Ama romanlar arasında mesela bir kitaba bizzat adını veren Değil Efendi gibi ortak karakterler de var.  Evet, İsmail Güzelsoy’un İhsan Oktay Anar’ı çağrıştıran bir yanı var. Tıpkı onun gibi kendi bilge karakterlerini yaratmayı biliyor, onları cazip bir dille, masalsı ve ironik bir atmosfer içinde sayısız yan hikayeye yerleştirmeyi çok iyi başarıyor.

Yeni kitabı Değmez, (Doğan Kitap) içinden fen, sihirbazlık ve mekanik geçen; şiddet, çocukluk, deprem, aşk ve ölümle dolu bir hikayeler toplamı. İki karganın flörtüyle açılıyor. Simsiyah ve tek gözü kör Nevirmore ürkek ve heyecanlı… Simsiyah adındaki beyaz ve güngörmüş karga ile ikisi, bir dala tünemiş birbirlerine aşık olurken, öte yandan da insanların garip hikayelerini seyrediyorlar. Nehrin üstünü kaplayan buzların altında takılıp kalmış ünlü yazar Faruk Ferzan ’ı biraz sonra terkedilmiş köydeki dostları kurtarmaya gelecektir. Her biri katılaşmış kalplerini dostluk ve aşkla  yumuşatıp insanlardan uzakta bir hayat kurmuş dost gurubunun yaşadığı bir tuhaf köyde, bildiğimiz fennin dışında ya da sınırlarında zenaate sahip biri yaşamaktadır…  Ben en çok iki kargayı sevdim. Fenni Sihirler üst başlığı altında bir dörtleme olması tasarlanan serinin diğer kitaplarında da onlarla karşılaşmak umuduyla.

 

DENİZLER ALTINDA BİNBİR ÇİLE

Sarıkasnak’ta (İletişim Yayınları)  Vecdi Çıracıoğlu sanki 1933 yılında geçen bir uzun öykü yazmış. Kitap iki bölümden oluşuyor gibi. İlki, Camgöz Reis'in hikayesi. Bir gözünü savaşlarda yitiren sonra da geldiği Hoyratdeniz kıyısındaki kasabası Dünyanıngözü'nde babadan kalma bildiği tek işe, dalgıçlığa dönen Camgöz Reis'in hikayesi. O da bir deniz insanıdır, ama deniz insanları sadece suyun üstünde giden gemiciler değildir. Denize Dair Hikayat alt başlığını taşıyan bu kitabında Çıracıoğlu ekmeğini denizden kazanan başkaları da olduğunu hatta denizin altına giren daha ağır işçiler daha da yoksul insanlar olduğunu hatırlatıyor. Camgöz Reis, kendi dalış elbisesi olmayacak kadar yoksuldur. Sarıkasnak'ı yani dalgıç elbisesinin pirinçten yapılan önemli parçasını kiralar. Kasabada 23 Nisan kutlamaları sürerken, düşleri, umutları, geçmişi ve olmayan geleceğiyle suyun altında boğulur gider. Sonra romanın kısa ikinci bölümü başlar. Can dostları Çıkrıkçı ve Hortumcu, o sarı kasnağa ne olursa olsun sahip olmaya, yoksulluğa bir parça da olsa direnmeye karar verirler. Ama bu, onları mahvedecek bir lanetin de üstlerine yapışmasına neden olur.

Çıracıoğlu'nun bir üçleme olarak tasarladığı kitabı 2006 tarihli. Yeni baskısı geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları'ndan çıktı. Bir Karadeniz kasabasında geçtiğini anlıyoruz hikayenin, ama şivesiyle olan bitenlerle bütün hikaye bir başka fantastik zaman ve mekanda imiş gibi. Özellikle ikinci bölümdeki talihsizliklerle kitap farklı bir atmosfere savruluyor. Kaba saba, yalnız, çalışmaktan başka çaresi olmayan Camgöz Reis, edebiyatımızın en ilginç karakterleri arasında yer almayı hak ediyor. Kitabı 10 yıl önce keşfedemediyseniz benim gibi, bu yeni baskısını mutlaka edinin.