Beyoğlu'nun yeni 'nizam'ıyla tanışalım

Güzelleştirme Derneği Başkanı, protestocular gitsin, yeni Demirören'ler gelsin diyor...

Geçen hafta sonu Vatan gazetesindeki bir röportaj vesilesiyle tanıştım kendisiyle: Beyoğlu Güzelleştirme Derneği Başkanı Nizam Hışım. Vaktiyle o görevde Vitali Hakko vardı. O zaman Beyoğlu’nu ‘eski günlerine’ döndürmek için yola koyulmuşlardı. Sonuçta semt, her tür alt kültürü de içinde barındıran bir sanat ve eğlence merkezine dönüştü. Şimdi tekrar operasyon vakti geldi. Aylarca masaların kaldırılmasını ‘İçkiye karşı bir gizli gündem mi var?’ diye tartışıp duranlar şimdi ne kadar ‘küçük’ düşündüklerini far kedip hayıflanıyor. Hedef Beyoğlu’nu ‘soylulaştırmak’, Nişantaşı yapmak. Sadece giriş katları faal olan binaların üst katlarına da yatırımcı çekmek. O nedenle Beyoğlu’nun o büyük kalabalığından vazgeçmenin vakti geldi. Kuru kalabalık yerine, tatlı bir kalabalık arzu ediliyor. İstiklal Caddesi ve civarını oturulabilen, iş yapılabilen bir yer haline getirmek için çalışmalar başladı. Kirli paslı arka sokakların curcunası gelecekte birer hatıraya dönüşecek.
Belli ki Beyoğlu Güzelleştirme Derneği de bu hedefin aktörlerinden. Başkan Nizam Hışım, semtin emlak imparatorlarından biri. Hakkındaki haberlerde bir küçük büfeden, 27 yılda nasıl zengin olduğu anlatılıyor. Başarılı işadamı İstiklal Caddesi üzerindeki Nike, Gloria Jeans, Swatch mağazalarının ve Triada Rezidans’ın sahibi. Galata’da da yatırımları var. Vatan’daki röportajında “Köhne yerler çok” diye yakınıyor ve ballandıra ballandıra, gazetenin sahibi Demirören grubunun inşa ettiği alışveriş merkezini anlatıyor. Oradaki eski apartmanın aynısının yapıldığını, zaten ruhsatı izni filan her şeyinin tam olduğunu söylüyor. Sanki o bina onca tartışmaya, soruşturmaya neden olmamış kusursuz bir teşebbüsmüş gibi. Nizam Hışım’a göre ciroları arttıran Demirören öyle iyi bir örnek ki Serkildoryan, Narmanlı, Rumeli Han gibi diğer tarihi binaların da bir an önce bu şekilde yenilenmesinde büyük fayda var. Anlıyoruz ki bütün bu tarihi yapılar için de vakit tamam...
Nizam Hışım, “Amacımız buraya kültür sanatın dönmesini sağlamak oldu hep” diyor. Ama ne ilginçtir kendisi Alkazar Sineması’nı satın alıp kapatan kişi olarak arşivlerde yerini koruyor. O zaman ‘destek versinler’ burayı yine sinema yapalım, müzeye dönüştürelim filan demiş... Ama sinema hâlâ kapalı. Zaten çıkan haberlere göre yanındaki Nike mağazasına eklenmesi planlanıyor. ‘Avrupa’nın ikinci büyük Nike dükkânı’ yetmiyor yani...
Bu kazanca mani olacak her şeye set çekmek gerek. Mesela bağıra çağıra sokağı dolduran göstericiler. Şöyle diyor Nizam Hışım: “Ne yazık ki çok fazla gösteri yürüyüşü oluyor. Aileler de bu ortamdan çekiniyor. Başka alışveriş yerlerine gidiyor. Bu gösteriler esnafın işlerini engelliyor. İstanbul Valiliği bu gösteriler için başka yer göstermeli.”
Kentin gelişmesine mani olan herkes gibi Beyoğlu ahalisi için de TOKİ devreye girsin. Şöyle kentin kıyısında ucuz bira içilecek bir eğlence merkezi, biraz dışında evler ve mümkünse en uzağında dünyanın en büyük gösteri ve protesto merkezi yapılsın. Böylece Beyoğlu’na nizam intizam gelsin, Nizam Hışım ve diğer efendilerin işleri tıkırında gitsin. Tek derdimiz bu olsun.

Şahane serseri maganda olmuş
Pazar keyfimiz Behzat Ç. yeni sezona giremedi. Neyse ki filmi geldi, hasret giderdik. Mevzu hasret gidermek olunca, sinemasal kaygılar önemini yitiriyor. Uzun bölüm bir Behzat Ç. seyretmiş gibi oluyor insan. Daha ahlaksız, daha sakınmasız bir nevi ‘özel bölüm’. Behzat Ç.’yi televizyon ahlakının sınırlarını zorladığı, politik doğruculuğu filan bir kenara bırakıp ‘doğal’ bir ortamda gezindiği için seviyoruz. Söz konusu film olunca iyice bir rahatlık gelmiş üzerine, küfrün bini bir para, şiddetin, dayağın ölçüsü yok. Evde tek başına birasını içerken de tabii ki don ve atletle oturuyor. Ve fosur fosur sigara içiyor. Nihayetinde televizyondakinden çok daha kaba saba, resmen maganda bir polis müdürü karşımızda. Kendisini romandan da tanıyan biri olarak benim hiç itirazım yok, bu hali daha da ‘doğal’. Ama ona hayran olan geniş kitleler için durum biraz karışık. Çünkü o televizyon ahlakı sayesinde Behzat Ç. magandalığın tam sınırında durup daha insancıl ve romantik bir şahane serseri olarak gönülleri fethediyordu. Şimdi gerçek yüzünü görmüş gibi olduk.