Bir belediye organizasyonu olarak Altın Portakal

Antalyalılar, kendi festivallerinden memnun. Ben birkaç günlüğüne gittiğim Altın Portakal'da gördüm ki yarışmalı bölümdeki ilk filmlerin bile hepsi dolu salonlara oynadı.

Antalyalılar, kendi festivallerinden memnun. Ben birkaç günlüğüne gittiğim Altın Portakal’da gördüm ki yarışmalı bölümdeki ilk filmlerin bile hepsi dolu salonlara oynadı. Filmlerden sonraki söyleşilerde Portakal Kafe’yi dolduran yine izleyicilerdi ve sözü gazetecilere kaptırmadan çatır çatır ne düşünüyorlarsa söylediler. Yarışma dışı filmler, söyleşiler ve tabii ki ‘geleneksel kortej’ de izleyiciden iyi ilgi gördü. Eh, yetmiş filmin çekildiği bir yılda, bir sinema festivalinde görmek isteyeceğimiz türden yapımları bir araya topladığı, sonuçları genel kabul gören bir jüri de kurabildiği için bu yıl Vecdi Sayar’ın başında olduğu festival için ‘başarılı’ diyebiliriz.
Organizasyon, açılış ve kapanış törenleri şahane miydi, hayır. Bir sürü aksaklık vardı ve birkaç gündür birçok yazar bunları yazıp duruyor. Peki Antalya’daki bu festival organizasyonunun iyiliği kötülüğü bizi niye bu kadar çok ilgilendiriyor? Çünkü Antalya Altın Portakal, ne bileyim Çanakkale Truva ya da Ereğli Osmanlı Çileği festivalleri gibi sadece o kente ait değil. Ulusal sinemanın en önemli festivali ve o filmleri izleyen, oyuncuları, yönetmenleri takip eden herkesin ilgisini çeken, sinemacıların kaderini etkileyebilen bir festival. Bir yandan da sanki kendisi bu özelliğinin farkında değilmiş gibi davranan, bir türlü ‘yerel’ olmaktan çıkmak istemeyen bir festival. Yerel olmaktan vaz geçmiyor çünkü ‘yerel yönetim’ onu kimseye kaptırmıyor.
Kapanış töreninde gösterilen videoya bakarken farkettim ki, yeni belediye başkanı Prof. Mustafa Akaydın sadece bütün törenlerde değil, festivalle ilgili her nevi etkinlikte baş rolü üstlenmiş. Antalya Belediye Başkanı da tüm selefleri gibi ulusal siyasette kendini göstermek, yerel siyasette ağırlığını artırmak için bu önemli enstrümandan olabildiğince yararlanmış.
Yerel yönetimin kol kanat germek yerine kıskançlıkla bağrına bastığı Altın Portakal’da bütün organizasyon bir tür ‘belediye’ etkinliği gibi gerçekleştiriliyor. Festivalin atmosferi de yerel yönetimin siyasi rengine, yerel yöneticinin kişisel tercihlerine göre ha bire renk değiştiriyor, daha fenası yönetici değiştiriyor, daha fenası ekip değiştiriyor. Sonra da 46 yıllık festival her defasında organize olmaya yeni baştan başlıyor, bir türlü Suziki jiplerin üzerinde gerçekleştirilen kortejden başka bir geleneği oluşmuyor.
Bu çapta ve yaşta bir festivalin çoktan bağımsız bir vakıf tarafından yürütülüyor olması gerekirdi. Önde belediye başkanının değil, dünyanın diğer festivallerinde (ve hatta İstanbul Festivali’nde) olduğu gibi sanat yönetmeninin, direktörün, olmadı vakıf başkanının durduğu bir yapı kurulmalıydı. Planlarını beş on yıllığına yapan, geri baktığında hemen ‘devri sabık’ suçlamalarıyla işi geçiştirmeyip her tür başarıya ve eleştiriye kendisi sahip çıkabilen bir vakıftan söz ediyorum. Bugün bir nevi belediye kuruluşu gibi olan Ansav’dan söz etmiyorum ama...
Tabii bunun için öngörülü belediye başkanları ve elini taşın altına koyacak Antalyalılar gerek. Antalya Altın Portakal, en azından Türk sineması kadar hızlı gelişmenin bir yolunu bulmalı ve artık İstanbul’un gazetecileri karşısında mahçup olma endişesi tamamen ortadan kalkmalı.