Biraz eğlence her zaman iyidir

İstanbul Film Festivali'nin açılış gecesinde Türkan Şoray'ın varlığı, eski filmlerin görüntüleri ve müzikleri sayesinde hep birlikte duygulandık. Hatırladık ki Yılmaz Atadeniz, bir kült yönetmen olarak anılmayı çoktandır hak ediyor. Eğlence ise ağırbaşlı kültür merkezi Aksanat'ta gerçekleşti.
Biraz eğlence her zaman iyidir

İstanbul Film Festivali’nin dün geceki açılışında  (4 Nisan Cuma) bir kez daha bin kişi bir araya geldik ve bininci kez aynı sahnelere gülüp aynı sahnelerle duygulandık. Açılış gecelerinde bir parça taşkınlaşan o ‘sinemayıseviyoruz’ ruh halinin de bunda etkisi vardı elbette.

Onur Ödülleri’nin en güzel yanı, geçmiş zamanlara ait sinemacıları saçı başı beyazlamış biraz kilo almış vaziyette karşımızda görmektir. Onlar yıllar sonra tekrar izleyiciyle buluşmaktan, hatırlanmaktan mutlu ve heyacan, biz de çocukluğumuzun bu siyah beyaz yıldızlarını kanlı canlı karşımızda görmekten sevinç duyarız. Alkışlar, biraz da o çocukluğumuza, gençliğimize ve hepimizin ortak kültürünü oluşturan simgelere duyduğumuz saygıya yöneliktir. Dün gece Safa Önal’a ödül vermek üzere sahneye çıkan Türkan Şoray, tam da bu duygunun zirvesidir. Nitekim neredeyse ödül alan Safa Önal’dan daha çok ilgi gördüğünü de söylemek gerek. Ama işin en tatlı yanı, Safa Önal’ın senaryosunu yazdığı ve Türkan Şoray’ın oynadığı filmlerden sahneler izlemekti. Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın nasıl şahane bir ikili olduklarını bir kez daha hatırladık. (Bugün küs olmaları da bir Yeşilçam klasiği sayılabilir tabii…) Ağır ağır, abartılı ama pek romantik biçimde karşılıklı oynadıkları Dila Hanım’daki düğün sahnesi bütün salonu heyecanlandırdı. Ama esas heyecan hakikaten herkesin bin kere izleyip bin kere duygulandığı Selvi Boylum Al Yazmalım görüntüleriyle yaşandı. Üstelik filme o duyguyu katan unutulmaz müziği, Onur Ödülleri’nden bir diğerini alan bestecisi Cahit Berkay sahnede canlı canlı çalmaktaydı…  Her ne kadar 100. Yıl vesilesiyle yapılan anketlerde ilk sıraya yerleşemediyse de bence Türk sineması tarihinin en unutulmaz filmi hiç tartışmasız Selvi Boylum Al Yazmalım…

BİR KÜLT YÖNETMEN        

Yılmaz Atadeniz, avantürün yani maceranın dibine vurmuş tuhaf bir yönetmen. Vaktiyle iyi iş yaptığı, moda olduğu için çekilen o süper kahraman filmleri, vurdulu kırdılı maceralar ve hatta yerli kovboy filmlerinin bugün sinema sanatı açısından fazla bir önemi yok. Ama Türk popüler kültürü açısından paha biçilmezler. Kiling, Süpermen ve binbir çeşit kovboy filmi görüntülerini izlerken Yılmaz Atadeniz’in bambaşka bir hayal dünyası, bugünkü tabirle ‘farklı bir kafası’ olduğuna emin olduk. Bence en iyi konuşmalardan birini yaptı ve ödülünü ‘köle gibi çalıştırdım’ dediği o set işçilerine, figüranlara hatta oyunculara adadı. Bir türlü gerçekleştiremediği hayali, Amerikan filmlerinde olduğu gibi, kovboyun trenden atlayıp ata binmesi olan bir yönetmen düşünün... “Ben 10 metreden fazla yaklaştıramadım atları. O nedenle hep köprüden atlarlardı aşağıya…” diye anlattı o gece sahnede. Yılmaz Atadeniz’in ‘kült mertebesi’ne yükselmesi yakındır. Yeter ki birkaç toplu gösteri daha düzenlensin.

Nebahat Çehre ise zaten kült. Hiç yaşlanmayan starlarla ilgili espiriler neyse ki yapılmadı ödül gecesi. Ama 60’lardan itibaren filmler çekip bugün de dizilerde önemli roller üstlenerek ününü sürdüren başka oyuncu yok. Nebahat Çehre, çektiği filmler kadar Yılmaz Güney’le evliliği dolayısıyla da sinema tarihimizden bir yaprak. Neyse ki salonu dolduranlar için siyah beyaz film görüntüleri Nebahat Çehre’nin Muhteşem Yüzyıl performansından daha önemli olduğu için o da diğer Onur Ödülü sahiplerinden daha fazla ilgi görmedi. (Hem de ‘biraz daha star’ kabilinden sahneye en son onu çıkartmalarına rağmen…)

Süleyman Turan ise Yeşilçam’ın en ilginç oyuncularından biri. Türk sinemasının vaz geçilmezi olan ‘iyi halli mahalle tipleri’nin yaşayan en önemli ismi. Her daim esas oğlanın yanında, ona destek olan bizden biri. Eşlik etmediği ne Ayhan Işık kalmış, ne Tarık Akan; dolayısıyla Türkan Şoray’dan Ajda Pekkan’a dansa kaldırmadığı kadın da yok… Filmlerindeki gibi mahcup biri olduğunu gösterdi bize, nitekim tutuk konuşmasında “Oyunculuk mahcup adamın intikamıdır” sözünü tekrarladı. Daha intikam almaya devam etmek istediğini de açıkça ifade etti.

Törenden sonra gösterilen Hal ve Gidiş adlı açılış filmi ise bana hiç hitap etmedi. Yoksul ülke yönetmenleri dünyayı çocuk gözüyle anlatmaktan bıkmak bilmiyor. Yeni bir yetenekli çocuk oyuncuya da kötü hayatın masum kurbanı duygusallığına da tahammülüm kalmadığı için filmden erken çıktım.

BİR PARTİ MEKANI OLARAK AKSANAT

Akbank Sanat Merkezi’nden bir parti mekanı olur mu? Bu sorunun yanıtını bulmak için Beyoğlu’na gittim. Gördüm ki, olurmuş. Her ne kadar kapıdaki kırmızı kordonları filan biraz abartılı bulduysam da binanın 4 ve 6. Katlarına yayılan parti gayet iyiydi. Kimsenin pek uğramadığı 4. Kattaki kafe bölümü ilk defa böyle şenlenmiş, kimsenin bilmediği 6. Kattaki dans stüdyosu ise neredeyse bir ‘club’a dönüşmüştü. Böylece her zaman biraz ciddi duran, çağdaş sanat caz ve tiyatronun ağırlığını yüklenmekten hiç çekinmeyen, çılgın kalabalıkları umursamayan ve dolayısıyla bir ‘yüksek sanat’ merkezi olarak hep takdirimizi kazanan Aksanat, 22. Yılında hayatında yeni bir sayfa açmış oldu. Kim düşündüyse iyi etmiş. Biraz eğlence her zaman iyidir.