Böyle olacağı belliydi

Kültür Bakanlığı'nın yazarlara destek programının büyük bir tartışmaya dönüşeceği belliydi. Yönetmeliği değiştirip yazar örgütlerini kuruldan dışlayan bakanlık şimdi de destek verdiği yazarları gizliyor. Bu şeffaflığa aykırı tavır, daha ilk yılda 'gerekli' bir uygulamayı garabete dönüştürmüş vaziyette.
Böyle olacağı belliydi

Kültür Bakanlığı'nın 'edebiyat eserleri destekleme' programının fırtınalar kopartacağı daha en baştan belliydi. Geçen hafta Bakanlık 40 yazara 463 bin TL destek verildiğini açıkladı, ama bu yazarların da onları seçen kurulun da isimlerini açıklamayarak tartışmayı bir fırtınaya çevirdi.
Edebiyat Eserlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik, 25 Aralık 2013'te resmi gazetede yayımlandı. Hemen ertesi gün, 26 Aralık'ta bu yönetmeliğin 'demokratik' olmadığını, değerlendirme kurulunun yapısıyla ve sadece Türkçeye destek vermesiyle neredeyse 1980 model olduğunu yazmış ve 'önümüzdeki günlerde çok tartışılacak, bu kesin' demiştim. (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cem_erciyes/kurtceye_edebiyat_destegi_yok-1168064) Ama Bakanlığın 'gizlilik' politikası yüzünden mesele benim tahminlerimi de aşan bir yere doğru gidiyor.

Cem Erciyes yazdı. "Kürtçeye edebiyat desteği yok"


ŞEFFAFLIK İLKESİNE AYKIRI
Destek alanların ve seçici kurulun gizli tutulması kolay izah edilecek bir şey değil. Her şeyden önce bu uygulama, demokratik bir kamu yönetiminin sahip olması gereken şeffaflık ilkesine aykırı. Kamu, bir kaynağı bir grup vatandaşına aktarıyor ama onların isimlerini açıklamıyor. Böylece aldığı kararı tartışmaya, kamuoyunun vicdanına kapatmış oluyor. Dolayısıyla her tür keyfilik suçlamasına da açık hale geliyor. Kamunun parasının nasıl harcandığını kamuyla paylaşmamak olacak iş değil. Belki Kültür Bakanı ve bürokratları 'keyfilik' suçlamalarından rahatsızlık duymuyor olabilirler. Ne de olsa 'ben yaptım oldu' pek yaygın bir idare anlayışı halinde. Ama en azından bu yardımı alanların hepsini 'yandaş kayırma operasyonu' söylentisinin öznesi haline getirmeye hakları olmadığını düşünmeleri gerek. Bu kapalılık yüzünden, aslında Türkiye için çok gecikmiş bir uygulama daha baştan ölü doğmuş, pek çok yazarın uzak duracağı bir mekanizmaya dönüşmüş vaziyette.
Yardım alan yazarların 'mahremiyetleri' bakımından isimlerin açıklanmadığı görüşü çok ikna edici değil. Çünkü her şeyden önce bu yardımı almak ayıp bir şey değil. Belli bir yeteneği, iyi bir fikri ve geleceğe dönük bir vaadi olduğuna inanılan kimselere verilmesi gerekiyor ki bu sıfatlardan hiçbir yazarın utanç duyacağını sanmam. Yönetmelikte sonuçların gizli tutulacağına dair bir ifade de yok. Yani sonuçları gizlemek Bakanlığın tercihi olmuş durumda. Dolayısıyla insanlar haklı olarak soruyorlar 'Neyi saklıyorsunuz?' diye. Yardımı aldığını twitter'dan duyuran beş kişiyi cesaretleri için kutlamak gerek. Çoğunun muhafazakar bir edebiyat dergisi olan İtibar'da yer alıyor olması ise, yardımın üzerindeki 'kayırma' şüphesini artıran bir faktör oldu; bunu da söylemek gerek...

DEVLET EDEBİYATI DESTEKLEMELİ
Konuyu gündeme getiren Cumhuriyet'in kültür sanat muhabiri Aslı Uluşahin oldu. Daha sonra Zaman gazetesinde de gündeme geldi. Gerek buralarda çıkan görüşlerde gerek sosyal medyada bir çok kişi de 'devletten yardım alınmaz' görüşünü dile getirdi ki buna itirazım var. Devletten yardım alınır, çünkü devletin görevlerinden biri de ükede kültür ve sanatı desteklemektir. Bu destek maddi yardımı da içerir. Benzer destekler sosyal devlet olsun olmasın dünyanın her yerinde var. Yeni yazarların çıkması, daha iyi daha nitelikli, daha çok kitap yazılması için hepimize ait o bütçeden kültür sanata birazcık daha fazla pay ayrılması bana gayet güzel geliyor. Bizim meselemiz bu yardımların nasıl dağıtıldığıyla ilgili. Benzer destek mekanizmaları sinema ve tiyatroda yıllardır var. Bu yardımlar sayesinde 'arthouse' sinemanın nasıl da sıçrama yaptığını biliyoruz. Orada da tartışmalar yaşanıyor ama çok daha büyük bir kaynak dağıtılmasına rağmen sonunda bir uzlaşma da sağlanıyor. Çünkü bu kaynağı dağıtan kurulda sektör temsilcileri de yer alıyor. Tiyatro yardımlarının kurulunda da kimler var biliyoruz. Sıra edebiyata geldiğinde bir gizlilik hasıl oluyor. Bu uygulamanın ise edebiyat ile hiçbir alakası yok. İşin aslı, idarede iyice hakim olan buyurgan anlayışla alakası var. Edebiyatın suçu, en sona kalmış olmak. Konuyu biraz daha açayım.

YÖNETMELİK DEĞİŞTİ YAZAR ÖRGÜTLERİ DIŞLANDI
Yıllardır sinema ve tiyatro alanında destek dağıtan Kültür Bakanlığı, edebiyat alanında da benzer bir programını başlatmak için gerekli yönetmeliği hazırlamış ve aslında iki yıl önce, 2012 yılında Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Bu ilk yönetmelikte yazar ve meslek örgütlerine de yer veriliyordu. Tıpkı sinema ve tiyatroda olduğu gibi. Yönetmelik TYS, Türk Pen, Edisam, İlesam gibi sivil toplum kuruluşlarının adlarını sıralıyor, onların da sekiz kişilik kurulda temsilci bulundurmalarının yolunu açıyordu. Ama nedense bu yönetmelik hiç uygulanmadı. Ertuğrul Günay bakanlıktan ayrılıp yerine Ömer Çelik geçtikten sonra yeni bir yönetmelik hazırlandı ve 25 Aralık 2013'te resmiyet kazandı. Kişi arasındaki en büyük farkın da kurulun yapısıyla ilgili olduğunu gördük. Şu anda uygulamada olan o yeni yönetmelikte yazar örgütlerinin esamesi kalmamıştı. Son haliyle yedi kişilik Edebiyat Eserlerini Destekleme ve Değerlendirme Kurulu, bakanlık bürokratlarından ve "edebiyat alanında temayüz etmiş kişiler arasında Bakanlık onayıyla belirlenecek 5 kişi"den oluşuyor. Bu beş kişinin kim olacağı tamamen Kültür Bakanlığı’na kalmış...
Malum, bu kurul da gizli tutuluyor. Bunun gerekçesi ise 'etki altında kalmamaları'. Benzer kurullarda, mesela ödül jürilerinde kimlerin olduğu önceden belli olur. Gizli tutulan kurullar bile tercihler yapıldıktan sonra açıklanır. Önümüzde bu kurulda yer aldığı söylenen bazı isimler var, o kadar. Bu isimlerden biriyle yaptığım görüşmeden anladığım kadarıyla 40 kişilik tartışmalı liste yalnızca 'muhafazakar' yazarlardan oluşmuyor. Edebiyat dünyasında daha geniş bir kesimin de tanıdığı, beğenilen isimler de var. Tabii ki bir yazar listesini 'muhafazakar' ve 'laik' diye ikiye ayırıp hangi kefe ağır basıyor diye teraziye vurmak anlamsız bir iş. Burada terazi edebiyatın kendisi olmalı. Mesele de bu zaten; terazinin hangi kefesi ne tarafa çekiyor bilmiyoruz ve listeler açıklanmadan da bunu anlamak mümkün olmayacak.
Neticede, olan bizim edebiyat destek programına olacak. Tıpkı TÜSAK taslağı gibi daha baştan ölü doğmuş, genel kabul görmeyen, başvuranların da, kurulda yer alıp katkıda bulunanların da bin pişman olduğu bir garabet. Yönetmelik daha ilk yayımlandığında edebiyat dünyası duruma uyanıp sesini yükseltseydi iyiydi, o da ayrı.
Şimdi bu saatten sonra gerilimi bir siyaset enstrümanına dönüştüren iktidarın kontrolündeki idare geri adım atar mı? Hiç emin değilim.