Bu kadar kitabı kim okuyor?

Türkiye'de her yıl daha fazla kitap basılıyor. Peki buna inanalım mı, sevinelim mi? Uzmanlara sordum, 'sevin' dediler.

Umberto Eco’nun bir sözüvardır, ‘Çataldır, daha iyisi yapılmamıştır’ diye. Bir çok alternatifi olsa bile kitap hâlâ hepsinden iyi.” Enis Batur’un bu sözlerle bitirdiği telefon konuşmamızın sebebi önceki gün Yayıncılar Birliği’nin açıkladığı senenin ilk iyimser kültür haberi. Türkiye’de geçen yıl 536 milyon kitap basılmış. 2012’ye göre yüzde 12’lik bir artış var. Böylece Türkiye’de adam başına artık 7.1 kitap düşüyor. Toplam 42 bin çeşit kitap basılmış vaziyette. İşin ekonomisi 1.6 milyar Euro ve yayıncılık endüstrimiz dünyada 13. sırada…

90’larda hâlâ Türkiye’de az kitap okunmasından yakınılırdı. 2000’lerde durum değişti. Bugün artık ‘okumuyoruz’ demek, Türkiyeli okura ayıp olur. Fakat öte yandan memlekette bir entelektüel patlama filan yaşanmadığı ortada. Üstelik internet çağında ekran hayatın her yerini kaplamışken Türkiye’nin her yıl daha fazla kitap okuduğuna inanıp sonra da sevinmek mümkün mü? Enis Batur’a göre mümkün; “Hem sevinelim, hem sevinmeyelim” diyor.

Türkiye’nin genç nüfusu, kitabın artık bir korku nesnesi olmaktan çıkması bu ilgiyi artıran sebepler. Batur’a göre o genç insanlar kültüre ulaşmakta güçlük çektiklerinde daha demokratik ve ucuz bir alan olarak kitaba sarılıyorlar. Ama, Enis Batur “Hangi kitaplara?” diye de soruyor: “Yeterli kitapçı yok. Bu iş zincir kitapçılar üzerinden yürüyor. Anadolu’daki onca üniversiteye paralel bir kitapçı artışı yaşanmadı. Bu da bizim nitelikli dediğimiz kitapların dolaşımını olumsuz etkiliyor”.

Hakikaten hâlâ pek çok edebiyat eseri sadece birkaç bin adet basılıyor ve bir ay sonra hiçbir kitapçıda bulunmaz hale geliyor. Müthiş hızlı ve yoğun üretim özellikle popüler olmayan türlerin aleyhine bir denge kuruyor. Devasa zincir kitapçılarda aradığınız özel bir kitabı bulmak mucize. Ama raflar uzun uzun çok satanlara ayrılmış vaziyette. Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal de memleketin büyüyen orta sınıfına işaret ediyor ve bu çok satan kitapları edinmenin, takip etmenin artık bir nevi prestij meselesi halini aldığını söylüyor. Metin Celal bize bu yeni orta sınıfın artık çoluk çocuk sahibi olduğunu da hatırlatıyor. Çocuklarının eğitimine önem veriyorlar ve kitap okumasını istiyorlar. Metin Celal’e göre kitap satışlarının artmasının önemli bir sebebi 7-14 yaş arası okur kitlesi. Sonucu ise hızla çoğalan çocuk yayınevleri ve nitelikli çocuk kitapları.

Metin Celal bir yayıncı olarak gayet iyimser. Peki bir şair ve romancı olarak? “Sinemada en çok hangi filmler seyrediliyor, müzik alanında en çok hangi şarkılar dinleniyorsa, kitap alanında da benzer kitaplar okunuyor” demekle yetiniyor. “Ama” diyor, “Bu sayede iyi edebiyatın yayımlanması da kolaylaşıyor. Yayıncılar, az okur bulacak iyi kitapları basmaktan eskisi gibi imtina etmiyorlar”.

Gezi Olayları sırasında birkaç ay boyunca kitap satışlarının bıçak gibi kesildiğini söylüyordu pek çok yayıncı. Buna rağmen Türkiye 2013’te her zamankinden daha çok kitap okumuş. Aralık ayında her zamankinden daha çok kitap yayımlandığını gördük. Belki de yaz aylarının birikimi, sonbahardan itibaren sonuçlarını vermeye başladı.

Bu kadar kitabı basan yayıncılar tabii ki çoğunu satıyor, onları alanlar da tabii ki çoğunu okuyor olmalı. Yoksa bu saadet zinciri çoktan bir yerinden kopardı. Öyleyse, sosyal medyada, internette, televizyon başında onca vakit geçirmesine rağmen senede hiç değilse bir-iki kitap da okumayı başaran Türkiye insanını kutlayalım derim. Hem belki, o entelektüel patlama da pek yakında gerçekleşir; kim bilir?