Çanakkale'nin itirazı var

İstanbul'da sanat fuarının açıldığı günlerde Çanakkale Bienali dördüncü kez izleyiciyle buluştu. Kentin savaşla özdeşleşen imajına inat, militarizme karşı sesini yükselten bir sergi açıldı. Osmanlı ordusundaki Ermeni askerleri hatırlatan enstalasyon ve Ayşe Erkmen'in porselen topları serginin unutulmaz işlerinden ikisi
Çanakkale'nin itirazı var

İstanbul’da ArtInternational sanat fuarı tüm hızıyla sürerken, biraz uzakta, Çanakkale’de, bir bienalin açılışı vardı. Sanata meraklı Çanakkaleliler, katılımcı sanatçılar ve sergiyi düzenleyenlerden oluşan kalabalık, serginin ana mekanı olan eski mobilya mağazasında toplandı ve 4. Uluslararası Çanakkale Bienali başladı.
İstanbul Boğazı, güzel hayatların ihtişamı ve bütün romantik duygularla anılırken coğrafi kardeşi Çanakkale Boğazı sadece savaş ve ölümle bilinir. İşin garibi Çanakkale, bu acı mirası İstanbul’u korumak için üstlenmek zorunda kalmıştır. 27 Eylül günü de zengin ve ünlü kardeşi dünya çapında galerileri ve şık koleksiyoncuları ağırlarken, Çanakkale hafif atıştıran yağmurun altında koşuşturan sanatçılarla birlikte iddialı ama gözlerden uzak bir uluslararası sergiyi ağırlıyordu.
Çanakkale Belediyesi’nin desteklediği etkinliği CABININ yani Çanakkale Bienali İnsiyatifi düzenliyor. Destekleyenlerden biri de Troya Kültür Derneği. En büyük sponsoru ise mekanı tahsis eden Doğtaş. Bu yılki bienale pek çok ülkeden, aralarında tanınmış isimlerin de olduğu 37 sanatçı katılıyor. Her zaman savaşla anılan kent, bu imajı borçlu olduğu 1. Dünya Savaşı’nın 100. yılında tabii ki militarizmi sorgulayan bir bienalle çıkıyor sanat sahnesine. Bir yıl sonra Çanakkale Savaşları’nın da 100. yılı gelecek ve bu kez şanlı bir zafer söz konusu olduğu için 'anma' bile değil ‘kutlama’ söz konusu olacak. Çanakkale Bienali bu ‘kutlama’ seli ortalığı basmadan bir yıl önce sesini yükseltiyor ve ‘Savaşın Sonunu Yalnızca Ölüler Görür’ temasını seçerek sözünü söylüyor. Serginin açılışında küratör Beral Madra'nın da vurguladığı gibi, savaş ne yazık ki 100 sene önce yaşanıp bitmiş bir şey değil. Hali hazırda sınırımızdan çıplak gözle izlenebilecek denli sıcak bir mesele bizim için. O nedenle sanatçıların, sanat insanlarının bu konuda seslerini yükseltmelerinin, hiç değilse itirazlarını dile getirmelerinin hakikaten tam zamanı.
 AyşeErkmen/Toparlanmışlar

MOBİLYA MAĞAZASIYDI BİENAL MEKANI OLDU
Çanakkale’de mekana özgü çalışan sanatçıları, küratörleri heyecanlandıracak, sergi için kullanılabilecek pek çok yer var; hele konu ‘savaş’sa. İstanbul dışındaki kentlerde sergiyi yaymak bir yanıyla iyi, çünkü gündelik hayata daha fazla sirayet ediyor, kent sakinleri için sanatla karşılaşma kaçınılmaz oluyor. Ama bir yanıyla da zorlu, çok farklı yerlere dağılmış işleri izlemek güçleşiyor, serginin bütüncül etkisi azalıyor. Çanakkale’yi düzenleyenler işlerin neredeyse tamamını tek bir mekanda toplamayı tercih etmiş.
Az sayıdaki paralel mekanlardan biri olan Mahal Sanat Merkezi'nde 'Shadow Speak You Too' adlı 11 dilde şiirlerden oluşan bir ışık enstalasyonu sergileniyor. İçerdiği onca anlam ve emeğe karşın anlaması zor ve pek etkileyici olmayan bir çalışma. Hemen yakınındaki Korfman Kütüphanesi’nde sergilenen tanınmış Lübnanlı sanatçı Akram Zaatari’nin filmi 'Reddeden Pilota Mektup' ise tam tersi. Sanatçı Sayda kentindeki bir okul ekseninde savaşın etkilediği çocukluğu anlatıyor, hikayesi de film de ilgiyle izleniyor. Bienalin diğer mekanları ise Yalı Hanı ve filmlerin gösterildiği Erkan Yavuz Deneysel Sanat Atölyesi.

Ana mekan Doğtaş ise eski bir mobilya mağazası. Şimdi giriş katındaki marketin içinden geçerek üst katlardaki sergiye ulaşılıyor. Hemen ilk katta Nezaket Ekici’nin balonla yaptığı 2007 tarihli 'Cephane' adlı performansının videosu var ki sanki bu sergi için üretilmiş gibi. Üst katlarda karşımıza çıkan Tunca Subaşı’nın 2011 tarihli asker tablosu, yine pek meşhur sanat insiyatifi IRWIN’in 1998’de yapmaya başladığı 'NSK Garda' fotoğraf serisi, ya da Filistinli sanatçı Khaled Jarrar’ın 'Uysal Askerler' başlıklı fotoğrafları da sergiye önemli katkıda bulunuyor. Ama işin daha güzeli bu sergi için üretilmiş, hem de iddialı sanatçıların elinden çıkmış pek çok iş olması. Mesela ilk katta salonun ortasına yayılan seramik toplar... Ayşe Erkmen’in ‘Toparlanmışlar’ adlı işi, 30 adet toptan oluşuyor. Geleneksel Çanakkale seramik tekniği ve çamuruyla üretilmiş. Erkmen onları gündelik nesne-sanat yapıtı arasındaki tartışmalı alana konumlandırmış. Öte yandan bu renkli seramik nesneler daha ilk bakışta eskiden beri Çanakkale’nin çeşitli yerlerinde kenti süslemek için üst üste yığılan top güllelerini çağrıştırıyorlar. Adeta güllenin yıkıcılığına karşı, seramiğin kırılganlığıyla bir karşı çıkış gibiler... 
 NigolBezjian/Çanakayna

ERMENİ ASKERLERE AYRILMIŞ ODA
Lübnanlı Ermeni sanatçı Nigol Bezjian’ın ‘Çanakayna’ adlı yerleştirmesi de serginin en ilgi gören işlerinden biri. Osmanlı ordusundaki Ermeni subayların, paşaların fotoğraflarıyla donatılmış küçük bir odada bir video gösteriliyor. 1915’in sıradan bir Osmanlı askeri kılığındaki Sarkis, bugünkü Çanakkale’de dolaşıyor, “Merhaba ben Sarkis, geri döndüm” diyerek. 2012’de tarih çevrelerinde Sarkis Torosyan’ın anıları kitabıyla parlayan bir tartışmayı hatırlatan (onun da fotoğrafı var duvarda) Çanakayna, kimsenin hatırlamak istemediği, şehitliklerdeki Ermeni isimlerini görse bile bir türlü anlamadığı bir gerçeği önümüze sürüyor. Hem de bunu neşesini, ironisini kaybetmeden yapıyor. Açılışta konuştuğum sanatçı, “Burada sadece subaylar, mühim askerler var. Çünkü sıradan askerlerin fotoğraflarını bulmak mümkün değil” dedi. Yine de sıradan bir asker, paşaların arasına karışmış. Dikkatli gözler için Sevan Balıkçı duvardan bize gülümsüyor; işin en hüzünlü anı olarak... 
  ErginÇavuşoğlu

Ergin Çavuşoğlu’nun 'Lundy, Louis, Barge ve Troy' adlı ikili videosu ise harika. Çanakkale Savaşları sırasında batmış bu gemilerin su altındaki görüntüsü bir ekranda yavaş yavaş akarken diğerinde suyun üstünde telaşla gezinen günümüzün gemileri, batıkların gözüyle görünüyor. Geçmiş ve bugün, savaş ve barış arasında zahmetle, teknolojiyle kurulmuş üstelik görselliği de çok güçlü, izleyeni kendisine bağlayan bir iş.
Rusyada yaşayan Aladdin Garunov’un Moloch adlı hazır nesneyi de kullanan resmi, Pınar Öğrenci’nin fotoğraf, toprak ve incirlerle yaptığı enstalasyon, Bosna Hersek’ten Rodenko Milak’ın tarihe geçmiş insanlık fiyaskolarını gösteren suluboya resimleri Antonio Riello’nun miğferleri birer moda nesnesine dönüştüren 'Zarif Savaş' adlı resimleri, Alman sanatçı Viron Erol Vert’in 2. Wilhelm tablosuyla yaptığı 'Crossdresser' adlı işi hep 2014 tarihli yeni çalışmalar ve ‘adeta’ Çanakkale için üretilmiş gibiler. 
 IRWIN/NSKGarda

ANNEM BİR ESKİ KOMÜNİST
Tabii daha eski ve çok güçlü başka çalışmalar da var bu bienalde. Bashir Borlakov'un ünlü fotoğrafı Geçmiş İleride'nin domuzu bize hınzır hınzır sırıtıyor bir köşede. Raziye Kubat'ın 2012 tarihli çizgi romanı Çağrılmayan Yusuf, enterasan bir aile hikayesiyle birlikte Cumhuriyet'in kuruluş yıllarını anlatıyor. Doğrusu kitabı daha önce görmüş ama fazla ilgilenmemiştim. 59 resimden oluşan seriyi geniş bir alanda hep birlikte gördüğümde ise çok etkileyici buldum. Güzel resimler ve iyi bir hikaye güçlü bir anlatıma dönüşüyor. (Tabii çıkışta kitabı hemen aldım...).
Bienal'in bence en hoş işlerinden biri ise Arnavut sanatçı Anri Sala'nın 1998 tarihli dökümanter videosu İntervista. Sanatçı eskiden Komünist Gençler Birliği başkanı olan annesinin o dönemden kalma 16. mm'lik bir filimini bulur. İçinde Enver Hoca ve dönemin önemli komünist liderlerinin de olduğu filmde annesiyle kısa bir röportaj da vardır ama, ses yoktur. Tıpkı komünist idealler ve ülkenin o zamanki ruhu gibi ses de uçup gitmiştir ve kimsenin o zaman ne yaptığını da ne söyledğiini de hatırlamaya niyeti yoktur. Nitekim Sala, bir sağırlar okulunda dudak okuma yoluyla konuşmaları deşifre ettiğinde annesi söylediklerine inanamayacaktır. Sadece bir aile hikayesi anlatarak zamanın değişen ruhu ve değişen hayatlar üstüne çok söz söylemeyi başaran unutulmaz bir iş...
(Yarın, Çanakkale Bienali’nde dört dörtlük bir performans: Savaşa dantel örtü)