Damda deli var!

100 yaşındaki Aziz Nesin, günümüzün çok satan, çok okunan yazarlarından biri. Çünkü iyi edebiyat, iyi mizah yapıyor. Öykülerini her daim dudağımızda bir tebessüm, kiminle dalga geçildiğini bilip eğlenerek ve de merakla okuyabiliyoruz. 
Damda deli var!

Delinin biri dama çıkmış, atacak kendini aşağıya. Bütün mahalle, itfaiye, polis seferber olmuş indiremiyor. “Seni imparator yaptık in,” diyorlar. “Sizin gibi serserilerin arasında benim gibi bir imparatorun ne işi var, inmem!” diyor. Sonra kalabalıktan bir ihtiyar “durun, ben indiririm onu aşağıya” deyip sesleniyor: İmparator Hazretleri! Acaba altıncı kata 'çıkmak' arzu buyurulur mu?

'Çıkarım' diyor deli. Böylece en aşağıya kadar birer birer katları iniyor...

“Beybaba, nasıl yaptın bu işi yahu?” sorusunu ise ihtiyar “Eee, kolay değil. Elli yıl politika içinde yoğrulduk” diye cevaplıyor...

* * *

Aziz Nesin'in Damda Deli Var adlı öyküsü bu. Çocukluğumda okuduğum Aziz Nesin öykülerinden biri. Tekin Yayınevi'nin harika kapakları, o yıllarda benim için  Aziz Nesin kitaplarının cazibesini daha da artırıyordu. Dilimlenmiş bir hıyardan ibaret Hoptirinam'ın, ya da bir şapkanın içine sığışmış kavga edenleri gösteren Kör Döğüşü'nün kapakları hala gözümün önünde. Öyküler ise sanki birer anonim hikaye gibi. Hepsi tanıdık, bildik... bir kaç satır sonra hatırlayıveriyorsun. Hepsi hayatının içinde ve hayatın içinden. Yeni baskı Damda Deli Var'ı alıp okudum hafta sonu. Mustafa Delioğlu imzalı kapağı güzel, eskisi nasıldı hatırlamıyorum. Artık Aziz Nesin'in bütün kitapları Nesin Yayınevi tarafından basılıyor. Gelirleri doğrudan Aziz Nesin Vakfı'na, oradaki çocukların eğitimine ve bakımına gidiyor. Öyle kitapçıların baş köşelerinde yığın yığın Aziz Nesin kitabı yok ama öğrendiğime göre satışlar hiç fena değil. Yüzü aşkın Aziz Nesin kitabı, yılda toplam 200 bin yeni okurla buluşuyor...

Aziz Nesin hala tanınıyor, seviliyor ve okunuyor, çünkü iyi bir yazardı. Öykülerin hepsi de iyi edebiyat ve iyi mizah. Mesela Damda Deli Var. Bize kahkahalar attırmıyor, ama merakla, içinde kiminle nasıl dalga geçildiğini farketmenin verdiği keyifle, eğlenerek okuyoruz hikayeyi. Kendini kral, imparator sanan damdaki deliler gibi anlattığı bütün saçmalıklar hala hayatımızın birer parçası.  Bir zamanların popüler deyişiyle, 'tam Aziz Nesinlik' durumlar bitmek bilmiyor...

TÜYAP'ta bir paneline gittiğim ve kalabalıktan salona giremediğim Aziz Nesin'i daha sonra organizasyonunda çalıştığım bir yaz festivalinde tanımıştım. Eski Türkçe not tutuyor olması beni çok şaşırtmıştı. Kısa bir süre önce, 75 yaşına basmış ve 'Hala aşık oluyor musunuz?' sorusuna '25 yaşındakinin üç katı' cevabıyla bir kere daha tatlı bir esinti yaratmıştı... Yani 90'ların hemen başıydı. Sonra o korkunç felaket yaşandı. Sivas'taki yangın... Ben hep Aziz Bey'in o yangından ölümcül yaralarla kurtulduğunu düşündüm. Çünkü sadece iki yıl sonra o da hayata veda etti...

Tütün Deposu'ndaki sergide Aziz Nesin'in o günkü tişörtünü görünce çok şaşırdım. İtfaiye merdiveninden kendisini linç etmek isteyenlere doğru inerken sırtında olan çizgili tişört. Hastanede önünden kesmişler... üstüne bir önlük giydirmiş olmalılar. İkisi birden bir camekanın arkasında duruyor... Sivas Madımak Oteli'ndeki o dehşet anları, kalabalığın öfkesi, yangının sıcaklığı, insanların korkusu ve çaresizliği... bir nesneyle hepsi sergi alanını kaplayıveriyor. Aziz Nesin'in binbir zahmetlerle dolu, uzun ve üretken yaşamının belki de en korkunç gününe gidip geliyorum.

Dün biten 'Aziz Nesin, Ömrüne Sığmayan Adam' sergisini gezenler gayretle, mücadeleyle geçmiş bir hayatın hikayesini okudu. Hep daha çok çalışan, aç kalmamak için, çocuklarına bakabilmek için çok çalışan, ha bire yazan bir Aziz Nesin. Para kazanmaya başladığında ise borçlanmaktan daha çok çalışmak zorunda kalmaktan çekinmeyip kimsesiz çocuklar için vakıf kuran bir Aziz Nesin. Yaşını başını aldığında sendika başkanlığı yapan, açlık grevine giden, cuntaya karşı dilekçeler imzalayan, sokaklarda gazete satan bir mücadele insanı. Her zaman yapacak çok işi olan bu küçücük adamın hala tıkır tıkır çalışan daktilosu, bence serginin en güzel, en duygusal köşelerinden biriydi. Videoları, kitap kapakları, görsel malzemesi, hikayesini en güzel şekilde aktarması, orijinal belgeleriyle neredeyse mükemmel bir 100. yıl sergisiyde Ömrüne Sığmayan Adam. Başta küratörü Işın Önol, sergiye emeği geçen herkese teşekkürler.

Yazıyı sergiden bir alıntıyla bitireyim. Aziz Nesin'in içini döktüğü satırların en hoşlarından biri, 1968 yılına ait. Şöyle yazmış:

Elliüç yaşındayım, elli üç kitabım var, kırk bin lira borcum, dört çocuğum, bir torunum var. Yalnız yaşıyorum. Yazılarım yirmiüç, kitaplarım onyedi dile çevrildi, piyeslerim yedi ülkede oynandı. Yalnız iki şeyimi başkalarından saklayabiliyorum; biri yorgunluğumu biri de yaşımı...