Dergicilikte yeni damar

Şu anda Türkiye'nin en çok satan dergileri Ot, Kafa, Fil... Mizah dergilerinin hızla kan kaybettiği, aktüel haber dergiciliğinin neredeyse bittiği, kültür sanat dergilerinin her zamanki gibi gittiği bir dönemde bu üç dergi çok okunuyor, konuşuluyor. Peki bu üç dergiye ilgi nereden geliyor?
Dergicilikte yeni damar

Önce gündem, sonra muhalefet, bol miktarda iyi kalemlerden çıkmış güzel yazı ve biraz da mizah- edebiyat. Dergicilikte çok ilginç yeni bir damar ortaya çıktı. Bu damarın öncüsü, Metin Üstündağ'ın çıkarttığı Ot oldu. Adıyla sanıyla tarifi zor bu dergiye tam alışmıştık ki ardından Kafa ve Fil geldi ve sayıları üçe çıktı. Duyuyoruz ki başkaları da bu klasmanda yayın yapmak niyetinde. Yani şimdi dergicilikte yeni bir eğilimden bahsedebiliriz.

Şu anda Türkiye'nin en çok satan dergileri onlar. Mizah dergilerinin hızla kan kaybettiği, aktüel haber dergiciliğinin neredeyse bittiği, kültür sanat ve edebiyat dergilerinin her zamanki gibi gittiği merak dergilerinin ise durumu idare ettiği bir zamanda bu üç dergi çok okunuyor, konuşuluyor. Üstelik içinde bol bol, uzun uzun yazılarla, üstelik internette hiçbir şey yapmadan ve neredeyse 80'lerde 90'larda kaldı sandığımız bir tasarım, üçüncü hamur kağıtla...

Kafa dergisini çıkartan tanınmış bir gazeteci, Candaş Tolga Işık. Fil ise, mizah dergiciliğinde bir kurum gibi çalışan Leman, Yeni Harman gibi dergileri çıkartan Tuncay Akgün'ün ekibi tarafından yayımlanıyor. Evet birlerinden önemli farkları da var, ama ortak paydaları çok. Bir kere üçü de yazı dergisi. Hem dokunaklı, hem öfkeli taşı gediğine koyan yazılar yayımlıyorlar. Bu yazıların neredeyse tamamı da kendini ispat etmiş, hatta tanınmış kalemlerden çıkıyor. Bazısı sürekli yazar kadrosunda. Bazen de sürprizler yapıyor, bir nevi şöhretli imza rekabetine giriyorlar. Öyle ki Kafa dergisinin son sayısında Tarkan bile yazarlar arasındaydı.

Kurdukları takımlara, son sayıları itibariyle, bir bakalım. Ot, Murat Menteş, Dücane Cündioğlu, Burak Aksak, Seray Şahiner, Ertuğrul Mavioğlu, Tarık Tufan, Gündüz Vassaf gibi farklı mahallelerden isimleri mesela Angutyus gibi bir sosyal medya fenomeniyle bir araya getirip Adalet Ağaoğlu, Hakan Bıçakçı, Nermin Yıldırım gibi edebiyatçıları ekibe katıp, Nevşin Mengü ve Mesut Yar gibi tek ortak noktaları ekran logoları olan televizyonculara da yazarlarına katabiliyor. Kafa, İclal Aydın, Sunay Akın, Ataol Behramoğlu, Metin Uca, Rıdvan Akar gibi gönlü zengin tanınmış isimlerle sayfalarını açıyor, araya Tarkan’dan, Teoman’dan kısa da olsa sürpriz katkılar alıyor. Sonra İsmail Saymaz’a da İlber Ortaylı’ya da Armağan Çağlayan’a da Zafer Algöz’e de Cem Yılmaz olmasa bile abisi Can Yılmaz’a da yazı yazdırıyor. Hatta siyasetin yükselen yıldızı Selahattin Demirtaş’a Türkçe ve Kürtçe Nevroz yazısı yazdırıp, rakiplerine siyasi bir fark bile atıyor. Fil imza puntoları en büyük olan dergi ama aslında şöhret rekabetinde bir boy geriden geliyor. Rıdvan Akar burada da karşımıza çıkıyor. Sonra medyadan bir başka isim, Ali Topuz da orada. Edebiyat dünyasını Aslı Erdoğan, Karin Karakaşlı, Onur Behramoğlu temsil ediyor. Siyasi transferi ise Melda Onur.

Tabii ki bu dergiler birden bire ortaya çıkmadı. 70'lerin, 80'lerin politik edebiyat dergilerinden de hatırlayacağımız bir tarz bu. Daha sonra mesela Sokak, Gökkuşağı gibi dergiler vardı Roll ya da daha iyisi Xpress’i anmamak olmaz bu alanda. Ve hatta Radikal İki’yi. Sanki Hayvan ve Öküz'ün de devamı gibiler... Politik tavrını sakınmadan hayattan ve gündemdeki her şeyden bahsetmeleri ve ihtiva ettikleri edebiyat bakımından bütün bu dergilere az ya da çok benziyorlar. Ama aslında esas içinden doğdukları ortam, mizah dergileri dünyası. Sanırım okur kitleleleri de onlara oralardan aşina.

Okurları mizah dergilerinde olduğu gibi ağırlıklı olarak gençler. Eğlenmekten, oyun oynamaktan çekinmeyen bir hal var ki bütün öncüllerinden böylece farklılaşıyorlar. Her tür düşünsel ruhsal akrabalık, aidiyet bol ve açık biçimde ifade ediliyor. Tıpkı kızgınlıklar gibi. Dolayısıyla bu dergilerin kendisi okurları için birer aidiyet göstergesi, ortak kimlik gibi. Aslında işin kıvamını teorik olmayan politik damar ve gülünç olmayan mizah belirliyor. Bu noktada Gezi ruhuna da yaklaşıyor hatta bağlanıyorlar. Nitekim Mayıs 2013'de çıkmaya başlayan Ot'un bu kadar tutmasında Gezi'nin de rolü olmadı değil. Tam da o günlerde Taksim ve civarında en çok okunan dergiydi Ot. Sonrası geldi…

Ana medyanın dışladığı, kapısını aralamadığı ya da oralarda olmak istemeyen neredeyse herkese kapıları açık. Dolayısıyla bir alternatif ses, bir farklı ifade alanı inşa ediyorlar. Her biri yazıda ve olmadı başka alanlarda kendini ispatlamış isimler yazıyor bu dergilerde. Kimi yazar olarak rüştünü burada ispatlayıp başlangıcı burada yapıyor, Nejat İşler gibi; kimi artık buralardayım diyor mesela bizim eski Radikalciler Ertuğrul Mavioğlu  (Ot), Ali Topuz (Fil) ya da İclal Aydın (Kafa) gibi.

Yazarlar kendini bol bol katıyor işin içine. Okuyucuyla aynı frekanstan ve aynı düzeyden söylüyor sözünü. Böylece her okuyucu için 'mahalleden bir arkadaş' gibi bir hal oluyor. Zaten buralarda öyle fazla bir mahalle ayrımı yok. Aslında kafa dengi olanların biraya geldiği birer hayali mahalle gibiler. Dolayısıyla Metin Üstündağ'ın sözü dergilerin sayfalarını çevirdikçe doğrulanıyor: “Biz bir mahalle takımı gibiyiz. Herkes gelip burada oynayabilir, yeter ki iyi top oynasın.” Yani iyi yazsın.

O nedenle bana, bu dergilere 'Gezi sonrası güzel yazı dergileri' demek doğruymuş gibi geliyor. Hani kimsenin vaktinin olmadığı zamanlarda uzun yazılara yer veren, herkesin internete baktığı, cep telefonunun okşayıp durduğu günlerde mürekkebini bulaştırmaktan çekinmeyen dergiler. 

Binlerce blogda, yüzlerce internet sitesinde ve bazen gazetelerde güzel yazı yok mu? Var. Ama tek tek onları bulup çıkartmak yerine kafa dengi bir mahalle takımının maçını seyretmek, onların derdine, eğlencesine ve heyecanına katılmak hala insanlara daha güzel geliyor.

Ana medyanın, internetin nasılsa unuttuğu bir gedik varmış da bu dergiler oradan geçip okurla buluşmuş, belli. ‘Seveceğiniz ve özlediğiniz bir yazar mutlaka vardır ve o işte burada’ diye çıkıyorlar her sayı. Biraz sürpriz, biraz bildik sularda olmanın garantisiyle. Ve her daim yitip giden kağıt kokusunun yüzü suyu hürmetine.