Emek için umut var

Kentin salon probleminden 'en çok acı çeken' kurum olan İKSV, Emek meselesini bizzat çözmeye niyetlenmiş görünüyor.
Emek için umut var

Kentsel dönüşüm, planlama, programlama kimin içindir? İstanbul’un efendileri yaşadığımız kenti kendi kafalarına yattığı şekilde yeniden tasarlıyor ve hepimize dayatıyor. Çoğu zaman buna karşı bir şey yapamıyor, biraz söylenip yeni yaşam alanımıza adapte oluyoruz.
İstanbul’u hızla ‘yeniliyorlar’. Her şeyin yıkılıp yeniden yapıldığı; daha büyük, daha derin, daha yüksek ve daha pırıltılı olduğu bir İstanbul tasarlanıyor. Her şey ‘kârlı’, ‘rantabl’, ya da her neyse öyle olması şartına bağlanmış, içinde büyüdüğümüz sokaklar, yaşadığımız mekânlar buna göre şekillendiriliyor. Yaşam alanlarımıza hep o başkaları karar veriyor. Şehrin merkezindeki kuleye taşınan da, dışındaki toplu konuta atılan da ne kadar farkında bilmiyorum ama aslında hep kendi dışında gelişen bu tasarıma ayak uyduruyor.
Şimdi insanların ‘Emek bizimdir, bizim kalacak’ diye bağıra bağıra sokağa dökülmesi, işte bu tasarıma bir küçük itiraz. Sinemayla ya da Beyoğlu’yla az çok alakası olan herkesin mutlaka en az bir film seyrettiği bir mekân orası. Hepimiz bal gibi biliyoruz ki kimse orada film seyretmediği ya da çökmek üzere olduğu için kapanmadı. Son gününe kadar çalıştı, büyük filmlerde, festivallerde ağzına kadar doldu. Konserleri, törenleri ağırlamayı sürdürdü. Daha kârlı bir Beyoğlu projesine tıkaç olduğu için kapatıldı.
Şimdi gözümüzün içine baka baka Emek’in duvarlarından para kazanmaya, orayı kendi istedikleri yaşam biçiminin bir parçası kılmaya çalışanlara insanlar ‘hayır’ diyor. Bizim adımıza karar verilen yeni Beyoğlu’na, yeni Beyoğlu’nun yeni efendilerine karşı çıkılıyor. 

* * * 

Kamuya, yani o salonu dolduran insanlara ait olan bir mekânın, yine sadece o insanların yararına ve onların istediği şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Hatta, yola çıkmışken daha fazlasını talep ediyoruz. Yıllardır kapalı oldukları için farkında bile olmadığımız Serkildoryan’ın koridorlarında gezmek, İpek ve Rüya sinemalarında da film, konser, tiyatro izlemek istiyoruz. Aralara bir yere alış veriş edecek bir iki mağaza, yiyip içecek bir kaç lokanta nasıl olsa sığar...
İşte bu nedenle İKSV’nin çıkışı önemli. Vakıf başkanı olarak geçen yıl ilk kez açılışını yaptığı Film Festivali’nde, Emek protestolarıyla yüz yüze kalan Bülent Eczacıbaşı birkaç gün önce ‘Emek’i kurtarmaya aday olduklarını’ açıkladı. Protestolar başlar başlamaz Emek Sineması’na sahip çıkmakta kararlı davranan İKSV şimdi Beyoğlu’ndaki kültürel yaşam biçiminin devamı için üzerine düşeni yapıyor. En basit tabirle elini taşın altına koymuş durumda. ‘Yıkmayın’ demekle yetinmeyip, ne yapılması gerektiği konusunda önerisini sunacak ve hatta bu öneriyi bizzat gerçekleştirmek için çalışacak. Kültür sanat alanında etkili bir sivil toplum kuruluşunun yapması gerekeni yapacak. Kabul ettirebilirse orayı bir kültür adası olarak yenileyip işletmesini de üstlenecek.
Ben İKSV’nin 40 yıllık birikimine güveniyorum. Emek kadar, o bloktaki diğer tarihi ve kültürel yapıları önemseyen biri olarak bu önerinin son yıllarda duyduğum en umut verici şey olduğunu düşünüyorum. Kentin salonsuzluk meselesinden yine Bülent Eczacıbaşı’nın sözleriyle ‘En çok acı çeken’ kurum olan İKSV, bu meseleyi bizzat çözmeye niyetlenmiş görünüyor. Hem de otuz yıl önce giriştiği ve kamunun da ilgisizliği yüzünden terk etmek zorunda kaldığı Ayazağa Konser Salonu projesinin olumsuz hatıralarına rağmen…
Şimdi Emek ve Serkildoryan Bloku hakkında karar vericilerin, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın gerekli adımları atıp bu umut verici projeye destek olmalarını bekliyoruz. Binlerce kişinin uğruna sokaklara döküldüğü Emek Sineması’nı, o insanlara geri vermeleri gerekiyor. 

ÖNEMLİ NOT: ‘Binlerce kişi’ lafını abartılı bulduysanız, buyurun bugün saat 16.00’da Taksim’e gelin. Yağmura rağmen Emek Sineması’na kadar yürüyüp gece boyu orada bekleyecek insanları göreceksiniz. Ya da zaten, siz de onlardan birisiniz.