Emek'in 'E'sini gördüm

O sahnenin üstündeki E harfi sökülmüş ve nostaljik koltuklarıyla 1920'lerdeki sinemaya benzemeye çalışan bu yeni salonun sahnesinin üstüne asılmış. O eski Emek'in alnına konan bir veda öpücüğü gibi.
Emek'in 'E'sini gördüm

“Her halükarda orası Emek Sineması değil, ‘Emek’in bir taklidi’ olacak. Modern bir alışveriş merkezinin içinde, sekiz yüz kişilik, avizeli süslemeli kitch bir salona dönüşecek. Ne girişi, ne fuayesi ne de çıkışı Emek’e benzemeyen bu temsili salon kimse için bir anlam ifade etmediğinden, bir süre sonra iyice işlevsizleşecek. Kapanıp gidecek.

İşte o zaman, yeni sinema salonu da gönül rahatlığıyla alış veriş merkezine katılır ve Emek’in ‘E’si de, Şehir Müzesi’ne bağışlanır.” (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cem-erciyes/emekin-esi-992621/)

Beş yıl önce, Emek’in E’si başlığı altında böyle bir yazı yazmışım. Zamanı geldi. Emek tam da beklentilere uygun biçimde eskisiyle hiçbir alakası olmayan şıkır şıkır bir sinema salonu olarak açılmayı bekliyor. O sahnenin üstündeki E harfi sökülmüş ve nostaljik koltuklarıyla 1920’lerdeki sinemaya benzemeye çalışan bu yeni salonun sahnesinin üstüne asılmış. O eski Emek'in alnına konan bir veda öpücüğü gibi. Asılı durduğu yerden, bembeyaz, ışıl ışıl, bize bakıyor.

Son günlerde sık sık Emek hakkında yazılar okuyorsunuz. Emek Sineması’nın içinde olduğu kültür-eğlence AVM’sini gezmek, bu pırıl pırıl mekandan etkilenip güzel güzel yazılar yazmak üzere davet edilen gazetecilerden biri de bendim. Daveti kabul edip gittim ve gördüm. Evet, tarihi Serkildoryan çok güzel restore edilmiş, evet terkedilmiş sinema salonlarının bulunduğu adada artık binlerce metrekarelik modern bir yapı yükseliyor ve o yapının bir kısmında sinema, sergi salonları olacak. Ama bütün bunlar Emek Sineması’yla birlikte kaybolup giden kent hafızasını, o sinemanın simgelediği geçmiş zamanları, o eski filmlerin ve galaların anılarını geri getirmeyecek. Bir zamanlar İstanbul’un her yerinde bulunan, sokakla aynı hizadaki o büyük sinemaların sonuncusu da kaybolup gitti. Oysa tüm bunlar kültür endüstrisine hizmet edecek yeni bir tesisten daha önemliydi. Çünkü böyle tesisler kentin her yerinde yapılabilir, yapılıyor da. Devletin müflis bir rantiye gibi sahip olduğu kamusal alanları yatırımcıların hizmetine sunması kabul edilebilir bir şey değil. Kamuyu oluşturan tek bir bireyin bile söz hakkının gözetilmesi gerekirken, binlerce insanın itirazlarına kulaklarını tıkayıp onların üstüne su ve gaz sıkıp Emek Sineması’nın yıkılıp yok edilmiş olması tabii ki unutulacak şey değil.

Dolayısıyla ben Grand Pera’yı gezerken Serkildoryan binasının aslına uygun biçimde yenilenmiş olmasına sevinemedim. Arkasına inşa edilen devasa binanın yüzde altmışının kültür ve sanat için kullanılacak olmasından coşkuya kapılmadım. En üst katta sekiz sinema, bir tiyatro bir Emek ve geniş fuayeden oluşan gösteri alanının nasıl etkinlikler ağırlayacağını merak etmedim. Burayı eski Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından Remzi Buharalı’nın yönetiyor olması da beni etkilemedi. Emek Sineması’nı ne için yıktıklarını, sonuçta ne elde ettiklerini görmek istemiştim; gördüm de. Şimdi düşünüyorum, bir yanlışın üstüne bir güzellik inşa edilebilir mi diye?

Grand Pera birkaç ay sonra açıldığında Serkildoryan Binası’nın büyük oranda ofislere dönüştüğünü göreceğiz. Altındaki dükkanlardan biri eskiden Rüya Sineması’na açılan geçit gibi bu kez Madam Tussauds balmumu heykeller müzesine açılacak. Arkadaki yapının önemli bir kısmını yani kültür ve sanata ayrılan yüzde altmışlık oranın bir kısmını bu müze kaplayacak. Üst katlarda birbirinden şık mağazalar ve lezzetli lokantalar yer alacak. En üst kattaysa sinema salonları ve Emek. Pek itici biliyorum ama Grand Pera’nın bir yanıyla da ofis/AVM olacağı ortada, yapacak bir şey yok. İstiklal Caddesi’nde yeni bir AVM’ye ihtiyacımız var mı? Bu ona yatırım yapanların meselesi; biz beğenmezsek gitmeyiz. Ama yerine yapıldığı Emek Sineması’nın hatırasını yaşatma iddiasını ne kadar gerçekleştirebilecek, işte ondan hiç emin değilim ve bu beni fazlasıyla ilgilendiriyor. Ne yazık ki hala beş yıl önceki yazıda söylediklerimi düşünüyorum.

Ne kadar şık olursa olsun bir AVM’nin içindeki bir mekanın kültür endüstrisine sandıkları kadar iyi hizmet etmesi hiç kolay gözükmüyor. Ama bunu başarırlarsa en azından Emek’in E’si bir kent müzesinin unutulmuş deposunda değil, barındırdığı hatıraları görmek isteyenlerin arada sırada ziyaret edebileceği kendi coğrafyasının üstünde bir yerde durmaya devam eder. Hiç değilse bu olur.