Gazetede kısa öykü

Farkında mısınız! Radikal aylardır düzenli olarak kısa öyküler yayımlıyor.

Pazar Radikal’inin en sevilen yazarlarından Ercan Kesal önceki hafta, yazılarına ara verdiğini duyurdu. O kısa gazete yazarlığı döneminde kendini bir siyasi yorumcu ya da popüler kültür analizcisi ya da tatlı sohbetlerin insanı olarak değil, iyi bir hikâye anlatıcısı olarak kanıtladı. Aslında meraklısı onu Şizofrengi zamanlarından biliyordu ama hepimiz adını ilk kez Nuri Bilge Ceylan filmlerinin senaryolarına katkıda bulunduğu için duymuştuk. Radikal’de her hafta yazdığı bir ucu çocukluğa, bir ucu genç bir doktorun anılarına dokunan Orta Anadolu hikâyeleriyle basbayağı bir öykücü olduğunu da gördük. Bütün insani zaaf ve erdemlere değip mutlaka içimizde bir yerlere dokunan vazgeçilmez pazar yazarımız oldu bizim. Neyse ki yazmaya ara verdiği bu öyküler yakında İletişim Yayınları tarafından kitaplaşacak.
Biliyorum bir kasaba doktorunun anlatacağı hikâyelerin sınırı yoktur; yeter ki anlatıcı kumaşı olsun. Ama yine de Ercan Kesal’ın çocuklukla gençlik arasına gerdiği ipin üzerinde, biraz da kurgunun yardımıyla dengesini tutturduğunu düşünüyordum. Yani Türkçesi, bu hikâyeleri biraz da uydurduğuna inanıyordum. Kendisine sordum, “Hayır”, dedi; “Eksiği çok, fazlası yok. Hatta bazen biraz yumuşatıyorum...” Mühim değil, malum ne anlatıldığından daha önemlisi nasıl anlatıldığı. İster kendi anıları ister başkalarının anlattıkları, isterse de hayal mahsulü olsun; Ercan Kesal o hikâyeleri içine bir nebze hüzün katarak, sakin sakin, güzel bir dille anlatıp birbirine ustaca teğellemeyi başardığı için hepimiz sevdik. “Sinema alışmalarım nedeniyle” demişti ya veda notunda, belli ki haklıymış. Hemen birkaç gün sonra İstanbul Film Festivali’nde ‘Yozgat Blues’la aldığı en iyi erkek oyuncu ödülü bunu doğruladı...

Gazetemiz Radikal’in bir başka öykücüsü daha var, her cuma bayıla bayıla okuduğumuz Berkun Oya. Tiyatroda yazar ve yönetmen olarak bambaşka bir dünya kuran Berkun Oya’nın yazıları da tıpkı Ercan Kesal’ınkiler gibi çok başarılı birer kısa öykü. Hikâyesini, hem de merak öğesini canlı tutarak, sakin sakin anlatan; hiç bağırıp çağırmadan, büyük laflar etmeden hayatımızın temel meseleleriyle bizi baş başa bırakan metinler bunlar. Kısa öykü sınırlarını aşıp novellaya doğru gitmesinden endişelendiğim, üçüncü haftaya giren nefis ‘Kalamar’ öyküsünde olduğu gibi...

* * *

Öykü, bir zamanlar gazetelerin vazgeçilmez parçasıymış. Amerikan edebiyatının Poe, Fitzgerald ve Steinbeck gibi yıldızları ya da bizim Ömer Seyfettin’den Aziz Nesin ve Sabahattin Ali’ye kadar pek çok önemli yazarımızın gazetelerde yayımlanan öyküleri var. Bu iş gazetelerden ne zaman çıktı gitti, edebiyatçılar ‘gündüz gazeteci-gece yazar’ kıvamını ne zaman aldılar bilmiyorum. Ama şundan eminim ki, hiç de popüler bir edebi tür olmayan öyküye düzenli yer ayırmak, günümüz gazeteleri için tuhaf bir fantezi gibidir. Kimsenin aklına eski zamanlardaki gibi ‘kısa öyküler’ yayımlamak gelmez. İtiraf etmeliyim ki bizim de gelmezdi. Başka alanlarda kendini ispatlamış isimlerin kendilerine kurdukları dünyaları sevdiğimiz, Radikal okurunun da seveceğini düşündüğümüz için onlardan yazmalarını istemiştik.

Oysa edebiyat dergilerinde çok daha fazlası var. Genç ya da usta, dünyanın bütün öyküleri Notos, Sözcükler, Varlık, Özgür Edebiyat gibi dergilerin sayfalarında okuyucusuyla buluşuyor. Dergi yöneticileri en çok öykülerin okunduğunu biliyor ve her sayıya uygun miktarda öykü katıyor. O öyküler dergilerden taşıp gazetelere akar mı, bilmem. En son Sözcükler’in yeni sayısında Mehmet Baydur’un ‘Bir hafta içinde önce kedi öldü, ardından köpek’ diye başlayan bir öyküsünü okudum ki, şahane; bunu bilir, bunu söylerim.

Geçmiş olsun

Başbakan, “Mecbur kalmadıkça gökdelenler dikmeyin” dedi. Orman Bakanı, ‘kent ormanları’ kuracaklarını açıkladı. Mecidiyeköy’de, Levent’te, Taksim’de, Zeytinburnu’nda bütün yeşil alanları kazıyıp dev yapılara ruhsatlar verdikten sonra yatay büyümeden ve yeşil alandan söz edene ‘geçmiş olsun’ derler. Belli ki kentsel meseleler artık herkesin tepkisini çektiği için Başbakan bu konuda tavır almaya başladı. Şimdi de onun ‘talimatıyla’ kentin kıyılarında kalan boşluklara da birer orman sıkıştıracaklarmış.

Eh, zararın neresinden dönsek kârdır. İnşallah o ağaçlar büyür de biz de gidip gölgesinde piknik yaparız.