Gezi unutulur mu?

Taksim'in bir süre için devletin olmadığı, otonom bir bölgeye dönüştüğünü görenler için de yaşadıkları günler unutulmazdı.
Gezi unutulur mu?

Gündem güç savaşlarına döndü, ‘devleti kim ele geçirecek’ kavgası aldı yürüdü de arada Gezi Direnişi unutulur gibi oldu. AK Parti- Cemaat savaşı yakın siyasi tarihimizin belli ki en müthiş hikâyelerinden biri olacak. Ama Gezi eylemleri, toplumsal mücadelelerin tarih atlasında Türkiye’nin kendine özgü bir yer edinmesini sağladı ve unutulması mümkün değil. Taksim’de, Beşiktaş’ta eyleme katılanlar için de uzaktan izleyenler için de Taksim’in bir süre için devletin olmadığı, otonom bir bölgeye dönüştüğünü görenler için de yaşadıkları günler unutulmazdı.

‘Barışçıl gösteri, suç değildir’

İktidar da Gezi Parkı’nı unutmamaya kararlıydı. Olaylar yatıştıktan sonra bir nevi cadı avının başladığını hatırlayın. Okul müdürlerine ‘katılan öğretmen ve öğrencileri’ ihbar etmeleri için yazılar gitti, Twitter özenle arandı tarandı, görüntü kayıtları izlendi iddianameler hazırlandı, ‘Gezici’lerin mümkünse soluğunu kesmek için bütün tedbirler alındı. Geçen hafta, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Aslan’ın takipsizlik kararı verdiği soruşturma da bu artçı faaliyetlerden biriydi aslında. Savcı 74 kişiyi ilgilendiren kararında toplanma özgürlüğünden söz ediyor ve izinsiz dahi olsa barışçıl gösteriye katılan kişiler hakkında dava açılmasının AİHM içtihatlarına aykırı olduğuna karar veriyor.
İktidar yeni hasımlarına karşı eskilerle ilişkileri düzeltmeye mi çalışıyor acaba? Bilinmez. Gezi’nin simgesi olan fotoğraf karesinde Kırmızılı Kadın’a gaz sıkan polis memuru için dava açıldı. Bunun üzerine baştan beri simge, kahraman, lider filan olmayı reddeden o kırmızılı kadın yani Ceyda Sungur, Radikal’e yolladığı bir mektupla ‘adalet için’ sesini yükseltti: “Gezi direnişinde yitirdiklerimizin katilleri ve gerçek sorumluları cezalandırılana kadar, kimse adaletten bahsetmesin!” Sungur, Gezi direnişinde hayatını kaybedenleri, başından yaralanan, gözlerini kaybedenleri, kolu bacağı kırılan sakat kalan insanları hatırlatıyor, “Yaşananların hiçbiri unutulmayacak ve yaşananlar karşısında maruz kalınan muameleye hiçbir zaman alışılmayacak. Adalet yerini ancak ve ancak verilen hak mücadelesi ile bulacak” diyor.

Yaşanan acılar unutulur mu?

Ceyda Sungur bir kere daha hatırlatıyor. Bir parkı korumak için, dediğim dedikçi bir hükümete, farklı bütün seslere kulağını kapatan bir yönetime, muhaliflerini sürekli itip kakan bir iktidara karşı insanlar sokaklara döküldüğünde büyük bir şiddet gördüler. Gaz fişekleriyle gözünü kaybedenler Gezi Parkı’nı unutabilir mi? Onların yakınları, dostları unutabilir mi? Her şey tatlıya bağlansa, iktidar 180 derece çark etse bile insanlar kaybettiklerinin acısını unutabilir mi? Hayır tabii ki. O nedenle bugünkü iktidar savaşlarının tozu dumanı bir süre sonra dağılıp gidecek belki ama Gezi için adalet talebi bitmeyecek.

Okuma Önerisi

Küresel ayaklanmalar ve Gezi

Cogito dergisi yeni çıkan Kış 2013 sayısında ‘Küresel Ayaklanmalar ve Gezi Olayları’nı ele alıyor. Süreyyya Evren, David Gaeber ve Marina Sitrin Gezi Olayları’nı 68’le, Occupy Wall Street’le, Brezilya’dan Arjantin’e ve Yunanistan’a yaşanan diğer toplumsal ayaklanmalarla karşılaştırarak anlatıyor. Bu tecrübenin Türkiye toplumunda, tıpkı diğer memleketlerde olanlar gibi nasıl kalıcı bir etki bıraktığına da değiniyorlar. Süreyyya Evren, tabii serde edebiyatçılık var, Haziran 2013’ü pek güzel anlatmış: “Taksim Komünü günleri, Haziran Geçici Otonom Bölgesi haliyle Taksim’deyiz. Enstalasyona dönüştürülmüş otomobiller, otobüsler her yerde. İnsanlar bu araçlara müdahale ediyorlar, onları yeniden dekore ediyorlar, üzerlerine küçük küçük kâğıtlar iliştirerek Yoko Onovari dilek ağaçlarına dönüştürüyorlar. Bu sırada çılgınca fotoğraf çekiliyor ve poz veriliyor.”



Gezi’nin kendine has örgütlenme biçimini ise Marina Sitrin’in yazısıyla tekrar düşünüyoruz. Sitrin ‘horizontalidad’ denilen bu ilişki kurma biçimine değiniyor ve çok önemli bir tespitte bulunuyor: “Tüm dünyada ortak olan bir şey varsa o da bu yeni demokratik formlar yaratan insanların hükümetlerine daha demokratik olmaları talebiyle gitmemeleridir. Yataylık hareketi gerçek demokrasi için bir araçtır.”
Tavsiye olunur.