Graffitisiz 'Batsın Bu Dünya'

Pera Müzesi'ndeki graffiti sergisi 'Duvarların Dili', dünyanın çeşitli yerlerinden gizemli sokak sanatçılarını biraraya getiriyor. Serginin sürprizlerinden biri Amerikalı sanatçının elinden çıkan politik işler. Diğeri ise Orhan Baba'nın graffiti sanatçısı oğlu Gökhan Gencebay.
Graffitisiz 'Batsın Bu Dünya'

Bir müze için çok da büyük sayılmayacak salonlarına graffiti gibi boyutları ve zenginliğiyle umman olan bir sanat türünü sığdırmayı başardığı için Pera Müzesi’ni tebrik etmek gerek. Üstelik ‘Duvarların Dili’ adlı bu sergi, baktıkça, araştırdıkça daha ilginçleşen bir iş. Bunun sanat tarihi yanı da var, siyasi yanı da magazini de…
Malum graffiti 70’lerde kendini göstermiş, 80’lerde zirveye ulaşmış bir sanat. Bir kere yasadışı. Çünkü boyamanın yasak olduğu duvarlar, trenler, metro vagonları bundan nasibini alıyor. Başlarda epey bir ‘vandalizm’ olarak görülse de günümüzde işin rengi değişmiş vaziyette. O dönem kendini ifade etmek için eline spreyi alan alt sınıf genç insanların tabii ki müzikle ve sözle bolca harmanlanmış bir eylem biçimiydi. Yazı, graffiti’nin en önemli parçasıydı ve görüldüğü yerde üstü boyanırdı. Şimdi ise herkesin demeyelim ama aklı başında herkesin görmekten zevk aldığı bir ‘sokak sanatı’. Hele Banksy gibi efsanelerle birlikte bu sanat, artık el attığı duvarı müzayedelik hale getiren bir acayip alem oldu.

ÇOKULUSLU BİR SERGİ
Pera’daki sergi, uluslararası bir kadroyu bir araya getiriyor. Pek çok Amerikalı sanatçıyla birlikte Japon, Alman, Fransız ve Türkiyeli sanatçıların işleri müzenin katlarına yayılmış vaziyette. Hemen hepsi, kendisine ayrılan duvara yeni bir iş yapmış. Zaten müzeye girer girmez aldığınız boya kokusundan da bunu anlıyorsunuz. Tren vagonlarına yapılan yazı ağırlıklı graffitilerden büyük bir duvarı kaplayan figürlü, şiirsel resimlere kadar farklı türde işler bunlar. O nedenle Roksane Ayral’ın küratörlüğünü üstlendiği bu sergi, graffiti sanatının zenginliğini de temsil ediyor. Sergiyi destekleyen 70’lerdeki Amerikan alt kültürüne ilişkin fotoğraflar da bu işin ruhunu ve nereye kadar geriye gittiğini gösteriyor. Aynı zamanda bu fotoğraflar sergiye bir nebze ‘retro’ tat katıyor ki, bence zirvesini 80’lerde görmüş bir sanata bu hal yakışıyor.
Sergideki sanatçıların tamamı halen aktif graffiti’ciler. Kimileri daha önce de İstanbul’a gelip duvarları boyamış. Belki, kentimizin yaşayan graffiti müzesi görünümündeki Urban Cafe’nin sokağında görmüşüzdür onları. Bütün sanatçılar sokaktaki ‘nick’leriyle, yani takma adlarıyla sergide yer alıyorlar. Bazıları sergi için gelmişken tabii ki kendilerini sokaklara da atmış; Beşiktaş’ta Abbasağa Parkı, Ihlamurdere Caddesi ve bazı çöp kamyonları onların spreylerinden nasibini almış.

ÇADIR YANGININDA HAYATINI KAYBEDENLER

Serginin siyasi tarafı bence en etkileyici işin olduğu yer. Bizim Hafriyat grubundan da esintiler taşıyan duvar resmini gördüğümde adını gizli tutmak isteyen, ama aslında tanıdığımız bir Türkiyeli sanatçının elinden çıktığını düşünmüştüm. Hiç alakası yokmuş. Resim GAIA adını kullanan ABD’li bir sanatçıya ait. GAIA, Türkiye’deki işçi ölümlerini işçi sağlığını hiçe yasayan çalışma koşullarını ve tabii ki kentleşmeyi ele alan bir iş yapmış. Burada 11 Mart 2012’de bir AVM inşaatında işçi çadırlarında çıkan yangında ölen işçilerin resimleri yer alıyor. Bir de protesto gösterisi “Esenyurt’u unutmadık, unutturmayacağız!”. GAIA, dünyanın farklı yerlerinde benzer konularda çalışan bir sanatçı. İstanbul’da da epey bir vakit geçirip, içi yakınlarıyla da görüşüp son yılların bu en korkunç iş kazası/cinayetinin resmini Pera Müzesi’nin duvarlarına taşımış.

 
Bir başka politik iş ise aslında bir heykel. Ama tamamen küçük biriketlerden yapılmış bir heykel. EVOL imzalı toplu konut blokları. İnşaat malzemesini küçük bir müdahaleyle inşaatın dönüşeceği yapıya benzeten sanatçı, bu bloğun kenarından bir parçayı yere dökerek hem malzemenin hem de yeknesak blokların foyasını ortaya döküyor.

ORHAN BABA’NIN OĞLU DA BURADA

Sergide sokakları boyarken 'TabOne' adını kullanan Orhan Gencebay'ın küçük oğlu Gökhan Gencebay'ın da graffiti'leri var.

Geldik serginin magazin kısmına... Türkiyeli isimlerden biri, en son 3 bin TL’lik ayakkabılarıyla haber olmuş, magazin basınında ‘işte yeni ikoncan’ filan diye adı anılmış bir graffiti sanatçısı. Sokakları boyarken TabOne adını kullanıyor. Gerçek ismi ise Gökhan Gencebay. Bildiniz, Orhan Gencebay’ın küçük oğlu. Aslında çok fazla gözükmeyen, bilinmeyen biri. En son çok yıllar önce, daha ‘görsel iletişim’ okurken babasının ödülünü almak için sahneye çıktığı tören sayesinde tanınmış ve bir iki röportaj vemiş. O söyleşilerden birinde Ayşegül Sönmez’e “Kendimi bildim bileli çizimle uğraşıyorum. Aynı zamanda graffiti yapıyorum. Duvarda, kağıtta. İllegal olan bazı çalışmalarım var, onları söylemeyeceğim” diye anlatmış.
Evet, aradan yıllar geçtikten sonar artık Pera gibi saygın bir müzenin sergisine katılan bir graffitici olmuş vaziyette. Ünlü bir müzisyenin, müzede sergiye katılan oğlu. Üstelik takma isimle, gizlice sokak sanatı icra eden biri. TabOne, yani Gökhan Gencebay 33 yaşında ve belli ki yıllardır bu işle meşgul. Blog’undan anlaşılan 1996’dan bu yana duvarları yazılıyor. Biraz ‘Gezici’ gibi… Berlin’de, İstanbul’da çok duvar boyamışlığı var… Pera’daki işi de dünyanın her hangi bir yerinde gördüğünüzde yadırgamayacağınız bir resim. Acaba Orhan Baba ne düşünüyor, beğeniyor mu? İnsan merak ediyor.

‘Duvarları Dili’ sergisi Sergi 5 Ekim’e kadar Pera Müzesi’nde görülebilir.