İki bin resim İzmirliler'i bekliyor

Toplam 18 sergiyle 500 sanatçının 2 bin işini İzmir'e yayan EgeArt şaşırtıcı bir sanat etkinliği. Bu etkinlikten ne Türkiye'nin ne de İzmir'in haberi var
İki bin resim İzmirliler'i bekliyor

İzmir’in kordonuna, yemesine içmesine, güzel insanlarına hayranlık duymamak mümkün değil. İnsan, bu kentte birkaç gün geçirme fırsatına asla hayır diyemiyor. Tabii serde, kültür sanat insanı olma durumu olduğundan, kordon boyunu kaplayan o kafe-bar-lokanta silsilesinin pırıltısı göz kamaştırırken başka bir yoksunluk dikkat çekiyor. Kentin hâlâ doğru dürüst sanat müzesi, galerileri yok; festivalleri ulusal çapta ilgi çekecek düzeyde değil. Arkas kendi koleksiyonunu sergilediği bir küçük müze açmış, ama pazar günleri kapalı...
İki yıl önce, İzmir Büyükşehir Belediyesi İstanbul’dan bir uçak dolusu insanı davet ederek ‘yaratıcı şehir’ sloganıyla kenti, kültür sanat hayatını canladıracaklarını açıklamıştı. Bir takım planlar, projeler hazırlanmış, ama hayat aynı, bir değişiklik yok. Tabii İzmir Belediyesi’nin başındaki dertler malum. Kültür projeleriyle ilgilenen herkesin gözaltında olduğu söyleniyor... Acaba rahat rahat çalışsalardı, neleri değiştirirlerdi, bilinmez.
Yine de İzmir’de kentin enerjisine, kalabalık genç nüfusuna güvenen, onları harekete geçirmek için bir şeyler yapmaya çalışanlar da var. Şu sıralar hala süren EgeArt günleri bu teşebbüslerden biri. Gerçekten çok büyük, bir üniversitenin bile sınırlarını zorlayacak çapta bir etkinlik EgeArt. 500 sanatçıdan 2 bine yakın iş, bütün kente dağılmış 18 sergide izleyicisini bekliyor. Hemen hepsi ‘prof.’ unvanlı Hüsamettin Koçan, Halil Akdeniz, Zahit Büyükişleyen, Süleyman Saim Tekcan gibi sanatçıların Kaya Özsezgin gibi eleştirmelerin yer aldığı bir danışma kurulu seçmiş bu sanatçıları. Sonuçta günümüz sanatını temsil edecek belli başlı isimlerin neredeyse hepsinden birer ikişer eser yer alıyor sergilerde. Onur Sanatçısı Turan Erol için, Burhan Doğançay, Füreya Koral, Ferruh Başağa İlhan Berk ve İlhan Koman için küçük odalarda kişisel sergiler açılmış. Hatta bu odalardan birinde Gülsün Karamustafa’nın bir videosu bile gösteriliyor. Ama, işin ‘güncel’ kısmı biraz zayıf; belli ki listelerde danışma kurulundaki sanatçıların tarzı ve dönemi ağır basmış. Küratör olarak anılan Tüzüm Kızılcan’ın seramik sanatçısı olmasının katkısıyla herhalde, bu tür sergilerde görülmemiş oranda seramik işi yer alıyor. Tabii 500 sanatçının arasında çok sayıda amatör ressam ve kötü eser de var. Etkinliğin belirli bir teması olmaması ve mesela AKM’deki ana sergilerin nasıl bir yaklaşımla oluşturulduğunun belirsizliği de EgeArt’ı ciddi büyük sergilerle karşılaştırdığımızda sıralayacağımız pek çok sorundan sadece bir kaçı.
Ama bu sorunlar EgeArt’ın gerçekten büyük bir emekle hazırlanmış, çok iddialı bir iş olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sadece o kadar resmi, sorunsuz bir şekilde asmak bile kolay iş değil. Bu organizasyonun arkasında Ege Üniversitesi’ne bağlı çalışan AKM ekibi var. Serpil Zeytin’in yönettiği AKM, üniversiteye bağlı bir ticari bir kurum gibi çalışıyor. Üç büyük salonu, atölye ve toplantı odaları, fuayelerini İzmir’deki her tür etkinliğe kiralıyorlar. Turne tiyatrolarının da, kongre ve kutlamaların da gözde mekanlarından biri. AKM ekibinin organizasyon tecrübesi, EgeArt’tın gerçekleşmesini sağlıyor. Tabii herşeyin arkasında, resme meraklı bir tıp profesörü, Rektör Candeğer Yılmaz var.
EgeArt’ı gezen, ulusal basından galiba tek kişi bendim. Türkiye’nin farkında bile olmadığı bu dev serginin, İzmirliler ne kadar farkında o da belli değil. İlk günler, salonlar epey tenhaydı. Bir iletişim kazası mı, yoksa kentin özellikle görsel sanatlarla ilişkisinin gayet zayıf olması mı? İkinci seçenek, İzmir’in temel meselesine işaret ediyor ve bana daha doğru geliyor. Tabii bu yıl dördüncüsü düzenlenen EgeArt, seneye standartlarını daha da yükseltmeyi hedefliyor. Belki biraz daha az sergiyle, daha iyi seçilmiş sanatçılar ve daha iyi kurulmuş sergilerle... Ve tabii ki daha iyi bir iletişim stratejisiyle.
Bu yazıyı İzmir’de okuyanlara tavsiyem gelecek yılı beklememeleri. Sergilerin çoğu 25 Aralık’a kadar devam ediyor. Özellikle AKM ve Resim Heykel Müzesi’ndeki büyük sergileri kaçırmayın. Ayrıntılı bilgi için tıklayın: www.egeart.ege.edu.tr

Burnumun direğini sızlatan müze
Yazmasam olmazdı. AKM’nin hemen yanındaki İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi’ne girince burnumun direği sızladı. Hayır kötü koktuğu için değil, bende yarattığı güçlü nostalji duygusundan. O kapıdan içeri ilk girdiğim 1986’dan beri hiçbir şey, ama hiçbir şey değişmemişti. İşin ilginci koleksiyon değişmiş, mesela 98 tarihli çok değerli bir Ömer Uluç vardı duvarda. Ama ne boyası, ne doğramaları ne de tenhalığı... Hepsi aynı. Aradan geçen 25 senede Türkiye’de devasa bir resim piyasasının oluştuğundan, sanatla ilgilenen insanların sayısının arttığından, memlekette uluslararası standartlarda kültür merkezleri ve özel müzeler açıldığından, insanların dünyayı gezmeye başladığından sanki İzmir Resim Heykel’in haberi yok. Girişte oturan bir görevli var o kadar. İlk katta EgeArt, asma katta bir galerinin kermesvari sergisi ve üst kata çıkan merdivenlerin başında alüminyum parmaklıklar... Bu parmaklıkların arasından sıyrılıp koleksiyonu görmemiz için eski bir pirinç levha asılmış ‘Açık’ yazıyor. Üst katta Avni Lifij, Şeker Ahmet Paşa, Adnan Çoker resimlerine Kuzgun Acar heykellerine iyice sokularak bakmanız gerekiyor. Çünkü saat 17.00’de ışıklar yanmıyor. Zaten ısıtma da yok. Asma kattaki galerici kızlar elektrik sobası yakmış. Koca salon iki kamerayla kontrol ediliyor ve tabii ki beni o karanlıkta görmeleri mümkün değil. ‘Resimlere dokunmayınız!’ işi ise duvardaki pirinç levhalara emanet; onların da kenarlarında badana izleri duruyor, temizlemeye bile gerek görülmemiş... Tabii ki bu köhne müzenin gençleri, günümüz insanını kendine çekebilmesi mümkün değil. Müzecilik anlayışları, kültür işletmeciliği filan gibi detaylara girmeye gerek yok. İzmirliler’e saygı duyan bir kurum değil Resim Heykel Müzesi. Kültür Bakanı ve İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay’ın, tıpkı Ankara’daki müze gibi burasıyla da yakinen ilgilenmesi dileğiyle...