Işık, biraz daha ışık

Goethe Enstitüsü Tarabya'da, diplomatik duvarların arkasında saklanan binayı sanatçılara açtı

Tarabya’daki Alman Sefareti’nin bahçesinde dışişleri bakanları gelse de tören başlasa diye beklerken, yanımızdaki Türk diplomata takılıyorum: “Alman vakıfları meselesini çözemediler galiba...” Pek oralı olmuyor, “Her şey tıkandığında bile kültür ve sanat hakkında konuşmak mümkün; bu kanalları hep açık tutmak lazım” diye doğru bir sözle, benim sorumu geçiştiriyor.
Birkaç saat sonra Davutoğlu ve Westerwelle’nin de katılımıyla, Tarabya Kültür Akademisi resmen açıldı ve yıllar süren çabalar mutlu sona ulaşmış, sözü edilen o ‘kültürel kanallara’ bir yenisi daha eklenmiş oldu.
İstanbul Goethe Enstitüsü’nün uzun zamandır bu proje üzerinde çalıştığını biliyorum. Enstitünün müdürü Claudia-Hahn Raabe’nin belki de en çok istediği ve uğraştığı proje bu oldu. İyi fikir makinesi Raabe’nin büyük bir heyecanla giriştiği pek çok iş var. İstanbul’un hatta Türkiye’nin kültürel ortamını zenginleştiren bu işlerden ortaya etkileyici sergiler, harika kitaplar çıktı. Yazarların, sanatçılar hatta Anadolu’nun uzak kentlerindeki küçük çocuklar için gelecekte yeşerecek yeni ilham tohumları serpildi. Şimdi de bu tohumları, kendini kanıtlamış Alman sanatçıların yaratıcılığına ekecek bir proje hayata geçti.
* * *
Aslında dört yıl önce ortaya atılan bu projeyi tamamlamak kolay olmadı. Bu arada Almanya’da iktidar değişti, Avrupa ekonomik krize girdi ve pek çok kez proje iptal edilmenin eşiğine geldi. Neyse ki Alman Parlamentosu’nun vaktiyle projenin bütçesini onaylamış olması engellerin aşılmasını kolaylaştırdı. Böylece Tarabya Akademisi, Almanya’ya Türk işçi göçünün 50. yıldönümünde, böyle bakanların filan katıldığı gösterişli bir törenle açıldı.
Tarabya Kültür Akademisi, dünyada pek çok benzeri olan ‘sanatçı rezidans’ programlarından biri. Yani sanatçılara, farklı bir ülkede yaşayıp çalışma olanağı sunan bir nevi misafirhane. 2012 yılından itibaren altı aylık periyotlarla yedişer sanatçı ağırlanacak burada. İstanbul’a ve Türk kültürüne meraklı olan yazarlar, müzisyenler, sinemacılar, mimarlar ve video çalışan sanatçılar seçilecek. Tarabya’daki sefarethanenin 19. yüzyılda yapılan köşklerinden biri bu işe ayrılmış. Birer süit otel odası gibi, içinde küçük mutfağıyla birlikte tasarlanmış şık ve rahat dairelerden ve bodrum katındaki atölyelerden oluşuyor. Sadece binanın bu yeni hali için 4 milyon euro harcanmış.
* * *
Tarabya’daki sefarethane, vaktiyle 2. Abdülhamit’in Alman İmparatorluğu’na hediye ettiği geniş arazi üzerine kurulu. Sırtını arkadaki ağaçlık alana yaslamış, denizi seyreden dörtbeş tarihi yapıdan oluşuyor. Yüksek duvarların arkasında diplomatik bir ulaşılmazlık içindeki bu yapılar herhalde büyükelçilik Ankara’ya taşındığından beri gereksiz bir tenhalık içinde bekleyip duruyordu. Arada Alman diplomatların kaldığı, bazı toplantılar ve konserler için yılda bir-iki kez kapılarını açan bu her anlamda çok değerli yerin toplumla buluşması bakımından Kültür Akademisi önemli bir adım.
Tuhaf ama Osmanlı döneminden kalan bir kurumdan söz ediyoruz aslında. Tıpkı paşalar gibi, sefirlerin de yazın yalılarda kalmaları için çoğu kez padişahların hediye ettiği araziler üzerinde kurulmuş sefarethanelerden biri Almanlarınki. Ne satılabilen ne de bir asır önceki gibi kullanabilen bu unutulmuş mekânların da dönüşmeleri gerekiyor. Boğazın hemen kıyısındaki bu sakin mekânın sanatçılar için bir üretim merkezi haline getirilmesini bu bakımtdan bir ilk adım olarak görebiliriz. Ne diyelim; İstanbul’a meraklı Alman sanatçılar bir ilk adım olsun, zamanla kültür- sanata meraklı herkes bu harika mekânın bahçesine dolsun...