İzmir'in yeri ayrı

Kitap Fuarı için İzmir'e gelen her yayıncı ya da yazar, esasen fuar alanını dolduran kalabalığın kendine has kıvamı sayesinde İzmir'e bağlanıyor.

İzmir Kitap Fuarı’nın bütün fuarlar içinde bir başka yeri, farklı bir cazibesi var. Hayır, bu cazibe sadece kordon boyu kafe ve lokantalarının ilk görüşte akıl çelen, oturdukça yavaş yavaş içine çeken ortamından kaynaklanmıyor. Sonuçta bunun bir nevi orta sınıf rüyası olduğunu ister içinde dur ister önünden geçip git, anlıyorsun.

Deniz kenarındaki o geniş yeşil bant gibi kalın, yoğun ve benzersiz bir eğlence kordonuyla çevrili İzmir. Bütün Alsancak’ı kuşatıp aksi yönlerde Karşıyaka ve Güzelbahçe’ye doğru uzanan bir tatlı hayat kordonu bu. Her yaştan, çoluk çocuk, aile ya da bekar insanlardan oluşan kitlenin homojen bir orta sınıf benzerliği içinde huzur bulduğu ve hayatın tadını çıkarttığı muhakkak. Tam da bu nedenle İzmir’de bir iki gün geçiren herkesin aklından bu kentte yaşamaya, çocuk büyütmeye, yaşlanmaya dair bir ‘acaba’ geçtiği de muhakkak.

Bu tatlı vitrinin biraz arkasında, Kültür Park’ın içindeki fuar alanında sınıfsal fark kendini göstermeye başlıyor. Parkın palmiyeleri altında, yeşil renkli havuzunun etrafında, yerel lezzetler pazarında, çimenlerin üzerinde ve lunaparkın içinde de birileri uygun koşullarda hoşça vakit geçirmeye çalışıyor. Tepelerdeki semtlerden gelip denize yaklaşan bütün bu gençler, ailelerin sahildekilerle birlikte ortak noktası ise Kitap Fuarı gibi görünüyor. Çünkü, ücretsiz geçiş turnikelerinden içeriye akan o kalabalık her türden İzmirli’yi içeriyor. Herkes orada en az bir tur atıyor ve elinde bir iki torba kitapla dışarı çıkıyor. İşte İzmir Kitap Fuarı’nın tadı da sanırım en çok buradan kaynaklanıyor. Fuar için İzmir’e gelen her yayıncı ya da yazar, kordonun çekim alanına büyük bir keyifle kendini bıraksa bile esasen fuar alanını dolduran kalabalığın kendine has kıvamı sayesinde İzmir’e bağlanıyor.

İzmir Fuarı’nın bittiği son hafta sonu, cumartesi günü imza salonunda kıvrıla kıvrıla uzayan, birbirine paralel kuyruklardan biri Mustafa Balbay, diğeri Tuncay Özkan ve üçüncüsü ise Uğur Dündar için bekleyenlerden oluşuyordu. İki yanında genç adamların ve kadınların beklediği Uykusuz ve Ot dergilerinin kuyruklarıyla birlikte... İzmir için uygun bir fotoğraf, Tuncay Özkan’ın fuar alanında ilerlediği yere yarattığı dalgalanma kimse için şaşrıtıcı değildi. Ama fuar böyle popüler siyasi figürlerden ibaret de değildi. Mustafa Balbay’ın ağzına kadar doldurduğu büyük söyleşi salonunun kapısı, bir sonraki etkinlikte İlber Ortaylı’yı dinlemeye gelenler tarafından bloke edilmişti. Ancak güvenlik görevlilerinin yardımıyla içeridekilerin dışarıya çıkabilecekleri bir koridor açılabildi. Aynı salonda Murathan Mungan belli ki o gün özellikle onu dinlemeye gelmiş yüzlerce kişiye bir konuşma yaptı. İki şair, Haydar Ergülen ve Şükrü Erbaş’ın söyleşisi de o büyük salonunu tamamen dolduran dinleyicilere konuştular. Yıllardır imza yapmayan Hasan Ali Toptaş da fuardaydı, genç okuyucuların oluşturduğu uzun bir kuyruğun ucunda kitaplarını imzaladı. Altan Öymen, Can Dündar, Büşra Ersanlı da öyle. Gün boyunca Sezgin Kaymaz’dan Hasan Özkılıç’a bir çok edebiyatçı kitaplarını imzaladı durdu. Geçen bir hafta boyunca gelip giden diğer onca yazarı düşününce, Türkiye kitap ve edebiyat dünyasının gerçekten büyük bir ekiple İzmir Fuarı’na katıldığını söyleyebiliriz. Çünkü İzmir kimseyi yalnız bırakmıyor, ikinci kitabını çıkartmış çiçeği burnunda romancının da bir okuru, kitaplarını alan, imzalatan birileri var, ünlü yazarların gazetecilerin politikacıların da.
İşte bu yüzden İzmir’in, oradaki kitap fuarının hakikaten bütün fuarlar içinde bir başka yeri var.