Kadıköy Haldun Taner'de 'tuzlu su'

2015 yılında gerçekleşecek İstanbul Bienali'nin teması Tuzlu Su. Sergiyi hazırlayan Carolyn Christov - Bakargiev, tiyatro salonunun ters yüz ettiği, sosyalist bir romandan bölümler okuyup ekranda video işleri seyrettirdiği alışılmadık bir toplantıyla neler yapacağını ve 'yapabileceğini' anlatmış oldu

Kadıköy Haldun Taner'de 'tuzlu su'

İstanbul Bienali’nin bugün düzenlenen (10 Eylül Çarşamba) basın toplantısının şekline ve içeriğine bakarak, 2015 yılında iddialı bir sergiyle karşılaşacağımızdan emin olabiliriz. Nitekim, Documenta’daki performansının ardından dünya basınında kendisinden ‘über küratör’ diye bahsedilmeye başlanan Carolyn Christov – Bakargiev’in adı açıklandığından bu yana böyle bir beklentimiz vardı.
Kendisine küratör denmesini istemeyen Bakargiev, sergiyi 14 sanatçının yer aldığı bir ekiple birlikte düzenleyeceğini açıklamıştı. Dün de temayı duyurdu: Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori.
Basın toplantısı alışıldık mekanların dışında, Kadıköy’de Haldun Taner Tiyatrosu’nda yapıldı. Evet, daha önce İstanbul Bienali’nin bir başka küratör ekibi WHW de Ses Tiyatrosu’nda bir tiyatro gösterisiyle sergiyi tanıtmıştı. Ama bu kez performans muhteviyatıyla ve coğrafi tercihiyle daha farklıydı. Mesela Kadıköy ahalisi, mahallelerinde basın toplantısı düzenlenmesinin dayanılmaz mutluluğunu yaşıyordu… Bakargiev de toplantıyı, hazırlanmış metinlerin okunduğu bir buluşmadan çıkartıp bir tür küçük ön gösterime, açıkça bir performansa dönüştürdü. Dinleyiciler, Haldun Taner’in sahnesine kurulan sıralara yerleştiğinde Bienal ekibi kırmızı izleyici koltuklarında oturmuş onları bekliyordu. Aralarında yerli yabancı bazı sanatçıların da olduğu bu ekip, bize bir yıl önceki sergiye kimlerin katılacağı hakkında da küçük ipuçları verdi.


KEŞANLI ALİ'DEN BİR BÖLÜM
Haldun Taner’e ve onun adını taşıyan tiyatro binasına değinerek konuşmaya başlayan Bakargiev, Keşanlı Ali Destanı’ndan bir bölüm bile okudu… Ardından ‘deneysel şair’ Nanni Balestrini’nin Carbonia: Bir Zamanlar Hepimiz Komünisttik adlı kısa romanından uzun bir bölüm yazarın bizzat kendisi tarafından İtalyanca, Türkçe ve İngilizce okundu… Maden işçilerinden, grevlerden, ayaklanma, çatışma ve direnişten söz eden “Ölenler oldu, ama Carbonia’da istediğimiz her şeyi aldık” diyen bir anlatı Carbonia. Dinlediğimiz bölümlerin Demir Ökçe (Jack London) kıvamında olduğunu söyleyebilirim.
Toplantıda, Bakargiev’in çok yakınlık duyduğu, hakkında kitaplar yazdığı büyük sanatçı William Kentrige’in Gel Git Tablosu ile Füsun Onur’un Arter’deki sergisinde de yer alan Pembe Bot videolarını da izledik.
Bakargiev’in tanıtım toplatısına koyduğu bütün bu işler, edebiyat, tiyatro ve sanatın bir araya geldiği, tanımlamalara, sınırlamalara karşı, interdisipliner işbirliklerine açık bir yaklaşımı somutlaştırmış oldu. 5 Eylül 1 Kasım tarihleri arasında açık kalacak sergi geçen defa olduğu gibi yine ücretsiz gezilecek. Temadan da anlaşılacağı gibi Boğaziçi’ni eksen alacak. Belli ki iki kıtaya da hatta şehrin geneline de yayılacak. Kentin tarih ve kültürel simgelerine dokunacak, buraları mekan edinecek.
Söz temaya geldiğinde Bakargiev’in epey şiirsel sözleri ve art arda sıraladığı kavramlar dinleyende bir tuzlu su etkisi yaratıyor tabii... Nitekim küratör bu kavramı dip akıntıları gibi farklı düşünce biçimlerinin birlikte aktığı ya da çarpıştığı bir büyük deniz gibi tanımlıyor. Denizin çağrıştırdığı yolculuk, adalar, kıyılar, dalgalar, iç akıntılar, katmanlar, hafıza, bilinmeyenler ve bilinenler hep bu kavramın içinde. Bir yandan da tuzlu suyun içilemez, içinde nefes alınamaz oluşunu hatırlatan hayatın temeli olan su ve tuzun hayatı tehdit edebilecek birlikteliğini de unutmayan ve bu çatışmalı alanda gezinen bir tema.
BOĞAZİÇİ EKSENİNDE
Bakargiev serginin resimlerden, çizimlerden, enstalasyonlardan filmlerden ve işbirliklerinden oluşan dalgalar halinde yayılacağını söylüyor. İçinde öfkenin direnişin, toplanmanın ortaya koyduğu insana dair dalgaların da bulunacağını anlatıyor. Ve sergiyi şu sözlerle özetliyor: “Bu uluslararası sanat sergisi, elliden fazla görsel sanatçının yeni işlerinin yanı sıra, içlerinde denizbilimci ve nörobilimcilerin de bulunduğu farklı alanlardan profesyonellere yer veriyor. Boğaziçi ekseninde şehrin geneline yayılan sergi, şiirsel ve siyasi olarak dünyayı şekillendiren ve dönüştüren, görünen ve görünmeyen farklı dalga sıklığı ve biçimlerini, su akıntıları ve yoğunluklarını ele alıyor. Sanatla ve sanat aracılığıyla yas tutuyor, hatırlıyor, kınıyor, iyileşmeye çalışıyoruz. Kendimizi formdan giderek zenginleşen yaşama yansıyan neşe ve canlılık ihtimaline adıyoruz.”
Toplantının alışılmadık hali, doğrudan ya da dolaylı metaforları, küratörün uzun ama heyecanlı konuşmalarıyla izleyenler üzerinde iyi bir etki bıraktığı kesin. Carolyn Christov – Bakargiev, Sydney Bienali ve Documenta’yla dikkat çekmiş bir isim. Her iki serginin de çapını büyütmüş, Documenta’da devasa ve çok iddialı bir sergiyle iz bırakan bir işe imza atmıştı. Şimdi İstanbul’da da bu iddiasını sürdürecek gibi görünüyor. Boğaz’ın dalgalarından ve bütün kente işleyen tuzlu suyun rutubetinden belli ki bol sürprizli bir iş çıkartacak. 5 Eylül 2015’te…