Kağıt kokusuyla gidenler

Radikal'in kağıda veda etmesi basit bir teknolojik değişim değil. Yeni okuma kültürüyle de, Radikal'i var eden 2000'lerin yaşam kültürüyle de alakası var.

Bu benim kağıda basılı Radikal kültür sanat sayfalarındaki son yazım. 21 Haziran’dan sonra bütün diğer kültür sanat haberleri, yazıları, söyleşileri gibi bu yazılar da radikal.com.tr’de yayımlanacak.

Evet sürpriz değil, ama bu durum basit bir teknolojik değişim hikayesi de değil. Neticede Radikal Gazetesi kapandı. Her şeyden önce bazı arkadaşlarımız işsiz kaldı. Sonra, bazı sadık okurlarımız da gazetesiz...

Yayın hayatına internetten devam edecek olsa bile Radikal’in kapanması önemli bir olay. Abarttığımı düşünmeyin, hakikaten Radikal Gazetesi’yle birlikte, bir devir kapanıyor.

Kağıt baskıya vedanın arkasında iki önemli kültürel değişim var. Birincisi okuma alışkanlıklarıyla ilgili. Çoğumuz internete alışmış, gazeteleri bile oradan okumaya başlamış olsak bile kağıda basılı gazete seçeneğini de kaybetmek istemiyoruz. Çünkü onu elinde tutmak, sayfalarını karıştırmak, yanında taşımak sevdiğimiz bir alışkanlık. Haber hiyerarşisini takip etmek, neyin manşet neyin kısa haber olduğuna bakmak, köşe yazısına göz gezdirip geçmek ya da kalmak, yüz yıllık bir okuma geleneği. Şimdi bu gelenek bitiyor, kağıda bağlı okuma kültürü yerini dijital okuma kültürüne bırakıyor. Bu işin evrensel yanı.

İşin yerel yanı ise politik ve kültürel bir dönemin kapanması. Radikal Gazetesi’nin etkili olduğu 2000’lerin ilk on yıllarındaki kültürel, politik iklim artık yok. Karanlık 90’ların hemen sonunda herkes için daha fazla özgürlüğün talep edildiği bir dönemde çıkmaya başlamıştı gazete. Kirli ilişkilerin ortaya saçıldığı Susurluk kazasını herkesten önce deşifre etmesi bir tesadüf değildi tabii ki. Radikal özgürlüklerden, insan haklarından yana bir gazete oldu. Kürtlerin, solcuların, azınlıkların, eşcinsellerin, sistemin ezdiği herkesin kendini ifade edebildiği, haklarını ayırım yapmadan savunan ana medyadaki ilk gazete Radikal’di.

Özgürlük talebi yaşam biçimiyle de alakalıydı tabii ki. Güçlenen orta sınıfın, beyaz yakalıların talep ettiği yeni yaşam biçiminin nabzını da en iyi Radikal tuttu. Yürüyüş ve protestolarla sokaklar hareketlendiğinde; filmler, romanlar, festivaller gündem olduğunda; eğlenceden yeme-içme alemine hayat çeşitlendiğinde Radikal bütün bunların tam ortasındaydı. Gelişip renklenen kent kültürünü aktarmakla kalmadı, sanıyorum önemli bir parçası da oldu. Tam da bu nedenle ‘liberal sol’ bir ‘kültür sanat gazetesi’ olarak bilindi. Radikal Gazetesi, NTV, Bilgi Üniversitesi, Açık Radyo... Dönemin kare ası, dalgaları değişmeden aşamadı. (Sanırım, Açık Radyo hariç demeliyim.) Zaman geçer, ruhu da değişir. Sanırım bizim değişen ruhumuza AK Parti ve onun yeni Türkiye özlemiyle dayattıkları kaçtı, ki meselenin en büyüğü burada...

* * *
Bir dönem kapandı, ama Radikal yine de yayında. Basılı gazetenin kapanmasının en üzücü yanı ona uzun yıllar emek vermiş arkadaşlarımızla ayrılmak. Tuğrul Eryılmaz’ın Türk medyasına hediyesi, bir başka benzeri olmayan pazar eki Radikal İki dün okurlarına veda etti. Gazetenin bütün tarihine tanık olmuş Radikal İki editörü Nazan Özcan da işsiz kaldı. Bizim kültür sanatın entelektüeli Erman Ata Uncu da öyle. Renkli ve akıllı hafta sonu ekimiz Radikal Cumartesi de artık çıkmayacak. Neredeyse tek başına bu eki yapan Bahar Çuhadar ise neyse ki sadece doğum iznine ayrıldı. Yazı işlerinden de aynı yerde çalışmaktan zevk duyduğumuz iyi gazeteciler ayrılacak. Sabah toplantısıyla başlayıp akşam baskıya sayfa yetiştirmeye uzanan gazete çıkartma telaşını da bu arkadaşlarımızı da özleyeceğiz, bu kesin...

Tesellimiz yıllarca emek verip kurduğumuz, Radikal’e ruhunu veren bölümlerin devam ediyor olması. Mesela Kültür Sanat ve Hayat kategorilerine aynı içeriği internetten paylaşmaya devam edeceğiz. Hatta internetin sonsuzluğu sayesinde eskisinden daha çok yazı ve söyleşi yayımlamak mümkün olacak. Daha da önemlisi Radikal Kitap’ın kapanmamış olması. Kitap eki yine her cuma bayide olacak. 28 Haziran’dan itibaren artık Hürriyet gazetesiyle birlikte verilecek ve böylece hem kağıtta hem internette hayata devam edecek.

Ne Çetin Altan’dan ne Voltaire’den iyimserlik üzerine bir söz alıntılayacağım. Çünkü ayrılanlara veda eden kim bilir kaçıncı yazı bu. Kabahatin bir kısmı bizim olsun tamam; ama çoğu da bir türlü yenemediğimiz kör talih ile kankası kambur felek’in üstüne kalsın! Başka ne diyeyim...