Karaköy'de bir müze bir galeri bir bienal

İstanbul Modern'deki Şahin Kaygun 80'lerin de bir ruhu olduğunu ortaya koyuyor. Tasarım Bienali, tasarımcıların ilgisini çekecek tatlılıklar vadediyor. Bir lisede açılan şık galeri ise Yusuf Taktak'ın resimlerini ağırlıyor

İkisi pek yakında bitecek üç sergi. Bugün hemen gidip görmeniz dileğiyle:

80’LERİN AVANGARD RUHU ŞAHİN KAYGUN

İstanbul Modern’in fotoğraf galerisinde her zaman ilgi çekici bir sergi görmek mümkün. Bu kez açılan Şahin Kaygun sergisi ise hazine değerinde. 1992’de genç yaşta ölen Şahin Kaygun, 80’lerin kültür dünyasında tanınan hayranlıkla takip edilen bir isimdi. Fotoğrafın bir sanat olarak, hele çağdaş ya da deneysel bir üretim alanı olarak pek de kabul görmediği bir dönemin insanı olduğu için özellikle ismini sinema alanındaki faaliyetlerinden biliyorduk. Pek çok filmde sanat yönetmeni olarak çalışan, filmlerin afişlerine de imza atan (mesela Dul Bir Kadın) Şahin Kaygun’un yönetmen olarak imza attığı iki filmi de var: Afife Jale ve Dolunay. Ölümünden yıllar sonra Şahin Kaygun’u pek az tanıdığımız esas kimliğiyle tekrar görme fırsatı bulduk. Ailesi pek çok işini titizlikle korumuş, ama anlıyorum ki zamanında o fotoğrafların kıymetini bilenler yok değilmiş. Mesela Mehmet Basutçu ve Merih Akoğul koleksiyonlarından gelen çok güzel fotoğraflar gördüm galeri duvarlarında. Serginin en güzel işleri Şahin Kaygun’un polaroid ile yaptıkları.

Gazetelerde, internette görüp tanıdığımız Şahin Kaygun imzalı bazı imgelerin aslında o küçücük polaroid karesine sığmış fotoğraflar olduğunu görmek insanı şaşırtıyor. Şahin Kaygun 80’lerde bazen polaroid kartına müdahale ederek, bazen karanlık oda müdahaleleri yaparak ama her zaman önceden kurgulanmış, tasarlanmış pozlar çekerek bambaşka bir fotoğraf yaratmış. Sergideki işlerin neredeyse tamamı birer resim gibi... Temel malzemesi fotoğraf olan boyayla, başka görüntülerle müdahale edilerek farklı sonuçlar alınan işler. Büyük boy çalışmalar daha çok resim duygusu bırakıyor izleyende, ama tekrar söylüyorum serginin yıldız polaroidler. Uygun miktarda erotizm, çokça yalnızlık ve gizem içeren bu fotoğraflar 80’ler sanatının ruhuna da bir yolculuk. Bize Şahin Kaygun’u yeniden kazandıran bu sergi daha uzun bir süre açık, 15 Şubat’ta bitiyor.

TASARIMCILAR İÇİN TASARIM BİENALİ

Pek yakında kapanacak bir önemli sergi ise Galata Rum Okulu’nda açılan 2. İstanbul Tasarım Bienali. Tasarım 90’lardan bu yana Türkiye’de büyülü bir sözcük. Hem yaratıcılığa hem de endüstriye açık uçları sayesinde çok seviliyor ve önemseniyor. Neredeyse her alanda fark yaratma, katma değeri artırma ve kazanca, gelişmeye lokomotif olma gibi ekonomik avantajları gayet iyi biliyor. Türkiyeli tasarımcılar bu alanın hala yeterince önemsenmediğinden yakınırlar ama aslında pek çok etkinlik yapılıyor. En büyük atılım da ilki iki yıl önce düzenlenen İstanbul Tasarım Bienali oldu. Tasarım, endüstriyel tasarımdan mimarlık ve grafiğe çok geniş bir faaliyet alanını kapsamına alan bir sözcük. Dolayısıyla Tasarım Bienali de bu geniş alanda faaliyet gösteren tasarım profesyonellerinin, bu alana kafa yoranların ilgisini çekiyor. Ama sıradan sanat kültür izleyicisine ne vadediyor? Ben bundan çok emin değilim. Bu yılki serginin kataloğunu sergi açılmadan inceleme fırsatı bulmuş biri olarak, sosyal medyadan modaya, ekolojiden grafik tasarımına kadar geniş bir alanda geleceğimizi sorgulayan, bazen izleyiciyi de içine katan parlak buluşlar ve iyi fikirler olduğunu görmüştüm. Sergi alanına gittiğimde ise bu fikirleri algılayıp tadını çıkartmak için ne kadar çok metin okumak zorunda kaldığımı gördüm ve açıkçası gözüm yıldı. Bir sanat bienalinde yüzlerce saatlik videolardan, okunacak metinlerden vs. yılsanız bile neticede görsel olarak sizi yakalayacak politik olarak içinize işleyecek işler de mutlaka bulursunuz. Tasarım Bienali’nde ise bu zor. Tasarım haftasıdır, yarışmalarıdır, gazetesidir pek çok başka faaliyetten edindiğim izlenim bu alanda fonksiyonel olanın cazip, kuramsalın zor olduğu. 2. Tasarım Bienali de benim için bu görüşü teyit etmiş oldu. Yine de sergiyi görün, kendi kararınızı verin. Ama acele edin çünkü Tasarım Bienali bu pazar sona eriyor.

YUSUF TAKTAK’TAN ZAMANSIZ RESİMLER

Karaköy’de açılan en yeni galerilerden biri, pek az kimsenin haberi var ama bir lisenin içinde. Yüzlerce yıldır bu bölgede olan Saint Benoit Lisesi bir sanat galerisi açtı. Tabii lisenin tarihi avlusunun sonundaki, yüzlerce yıllık bir yapının içinde açılan bu galeriye ulaşmak kolay değil. Önce kapıdaki güvenlikten geçmeniz gerekiyor filan. Ama çok güzel, şık, geniş, büyük boy tuvallerin sergilenmesi için de uygun bir galeri olduğu muhakkak. Açılışı da çok doğru bir tercihle, Türkiye resminin önemli isimlerinden biriyle Yusuf Taktak’la yapmışlar. Akademi yıllarından bu yana soyut resmin önemli isimlerinden biri olan Yusuf Taktak’ın bu sergisi ‘Zamansız’ adını taşıyor. Sergiyi oluşturan büyük boy resimler bisiklet ve ‘Dikilitaş’ figürleriyle birbirine bağlanıyor. Bisiklet adeta Taktak’ın simgesi olmuş bir nesne. Dikilitaş ise doğrudan serginin adıyla uyumlu biçimde, sakin ve kendinden emin bir halle resimlerde yerini alıyor. Bisikletin çocuksuluğu ile Dikilitaş’ın imparatorlukların içinden geçen çağrışımları çok farklı. Nitekim ikincisi resimlere duygusallık katarken Dikilitaş hep daha akıllı ve vakur bir görsellik oluşturuyor. Zamanı da, figürleri de, renkleri de hesaplı biçimde okumaya çağırıyor bizi... Evet, tastamam bir soyut resim sergisi yazısı olma yolunda hızla ilerleyen bu yazıya hemen noktayı koyuyorum. Neticede Yusuf Taktak’ın resimleri çok güzel, ama sergi bugün bitiyor. Saat 18.30’a kadar bir yolunu bulup gidin derim.