Kentimizin yeni siluetini sevelim

Gökdelenleri kentin dışına yaptırmak onların varlık sebebine aykırı olduğu için yeni siluete alışsak iyi ederiz

En az beş, on yıllık mevzudur. Vapurla bir yakadan diğerine geçerken şöyle ciğerlere Boğaz havası çekip bir yanda da hayran hayran ‘güzel İstanbulu’ seyretmeye koyulduğunuzda, gökdelenler gözünüze batıverir. Ne de olsa yüz senelik manzarada, alışılmadık bir değişiklik söz konusudur ve ister istemez yadırgarsınız. Sonra meşrebinize göre ya ‘İstanbul’u mahvettiler’ diye söylenirsiniz, ya da bu durumu terakki addedip gözünüzü alıştırmaya bakarsınız.
* * *
Beşiktaş Plaza, Maslak’ın gökdelenleri filan derken Bomonti ve Zeytinburnu’nun kuleleri de İstanbul’un siluetinde yerini aldı. Arkası da gelecek. Şehrin çeperindeki güvenli sitelerin modası geçiyor, trafik belası, onca paraya oralarda bir hayat kuranları canından bezdirmiş vaziyette. Hem kent merkezi de artık eskisinden çok daha cazip, dünyanın gözü üzerimizde, herkes olayın merkezine yakın olmak istiyor haklı olarak. Dolayısıyla muhtelif boş arsalar bulunuyor ve üzerlerine yeni gökdelenler yapılıyor.
* * *
Gökdelenin ‘çağımızın mimarisi’ olduğunu söylemek zor, epey tartışma götürecek bir sav. Sonuçta İstanbul’un kentsel gelişiminde ihtiyaca karşılık verdiği için bu yapılar hayatımıza girmiş durumda. Onları kentin dışına itmek de çok daha alçak yapılmalarını beklemek de boşuna.
* * *
Geçen hafta Radikal haber yaptı, ‘Siluete gökdelen girdi’ diye. Daha önce de Zaman’da Ali Çolak, köşesinde yazmıştı. Derken Belediye Başkanı Kadir Topbaş açıklama yaptı, “Bu tür yapılaşma önlenecektir” diye. Hayır önlenemeyecektir. Yerel yönetim bu tür yapılaşmanın yanlış olduğunu gerçekten düşünse, siluete giren inşaatları durdurur hatta kararlılığını göstermek için ‘yıktırır’. Heralde ‘milli servet’ sayıldığından olsa gerek, böyle sert tedbirler alındığını hiç görmedim. Bugüne kadar Park Otel dışında inşaatı durdurulup yıkılan başka bir gökdelen de duymadım.
* * *
Nihayetinde, önceliğini ekonomik gelişmeden yana koyan, kentin merkezindeki değer artışını çok önemseyen bir anlayış, tarihsel doku için ne kadar üzülse de bağrına taş basacaktır. Gökdelenleri kentin dışına yaptırmak onların varlık sebebine aykırı olduğu için biz kendimizi yeni siluete alıştırsak, hatta onu sevsek, şiirler filan yazıp normalleştirsek iyi olur gibi geliyor.

Şişhane’de yangın var
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın hemen karşısında, Şişhane’de ben bildim bileli terk edilmiş duran büyük bir ahşap ev vardır. Hani yirmi senedir o evin yavaş yavaş çürüyüp gitmesini izledik gelip geçerken. Belli ki oradan böyle yüksek bir yol geçmezken yapılmış, sonra tuhaf bir halde kalakalmış. Sonunda geçen hafta yandı da hepimiz bir rahatladık. Bakalım yerine ne yapılacak? Eğer tescilliyse, aynısının
ya da daha doğrusu ‘benzerinin’ yapılması lazım. Artık gözümüz kulağımız Şişhane’de...

Erken çıkan sergi gezer
Sergi yağmurunda her şeyi görmek zaten zor ama galeri ve müzelerin erken kapanması bunu imkânsız hale getiriyor. Beyoğlu’nda dükkânlar gece 10’a kadar açık, orada hayat sanki hiç bitmiyor gibi; ama sanat mekânları da buna uyuyor sanırsanız fena aldanırsınız. Mesela İstanbul Modern saat 18.00’de kapanıyor. İstiklal Caddesi üzerindeki Arter ve Tepebaşı’ndaki Pera Müzesi 19.00’da.
Galeriler de öyle, çoğu 18.00-19.00 arası kapanıyor. Yani bu sergileri gezebilmek için ya işten erken çıkmanız lazım, ya da çalışmıyor olmanız filan. Müzelerin haftada bir uzun günleri var, bir iki saat daha geç kapandıkları... Ya da onu kollayacaksınız. Benden söylemesi, sonra kapıda kalmayın.