Kopyalanmış adam

Cumartesi gecesi sürprizi, bir Jose Saramago uyarlaması oldu. Filmi beğenmeyen ama konusunu ilginç bulanlara mutlaka romanı okumaları tavsiye olunur.
Kopyalanmış adam

Her zamanki gibi yorucu bir cumartesi mesaisinin sonunda Erkan Aktuğ’a “Hadi beni Festival’e götür” dedim. “Düşman’a gidelim” dedi, “Saramago uyarlaması, sen seversin.” Gazeteden böylece çıktık ve soluğu sinemada aldık.

Aslında, kafa dengim saydığım Saramago’yu severim ama sinema uyarlamaları konusuna temkinliyim. En güzel romanı ‘Körlük’ün sinema versiyonu o kadar sıradan ve kötü bir filmdi ki hem seyredip hem okuyanlar bana mutlaka hak verecektir. Belki yönetmen Fernando Meirelles romanı gerçekten anlayabilse, söz konusu salgının tıbbi bir meseleden çok toplumsal bir hastalık olduğunu kavrasa, biz de daha iyi bir film seyredebilirdik.

Yine de fazla ısrar etmedim ve hakkında pek az şey bildiğim bu filme girdim. Zaten film festivali de böyle bir şey, yüksek miktarda risk almak ve iyi bir film yakalayınca mutlu olmak. İşin aslı salonu dolduran kalabalığın önemlice bölümü bu çok ilginç filmden memnun kalmadı. Hayır, bunu kıpırdanıp durmalarından anlamış değilim, çıkışta temkinli “Nasıl buldun?”lara verilen kendinden emin “Ne bu ya...”lara dayanarak söylüyorum. Ama genelin tersine biz filmi beğendik. Erkan filmin çekimlerine ben de hikâyesine ve oyunculuklarına saygı duyduk.

‘Düşman’, hayatından bezmiş tarih öğretmeni Adam’ın bir gün bir filmde tıpkı kendisine benzeyen bir aktörü görüp peşine düşmesini anlatıyor. Karşılaşma her iki adam için olduğu kadar sevgilileri için de epey zor bir meseleye dönüşüyor. Çünkü seslerine, vücutlarındaki yara izlerine kadar birbirinin aynısı, hatta kopyası olan bu iki adam için karşısındaki benzeri kendi varoluşunu tehdit ediyor. Manasızlaşan biricik olma halini maraza dönüştürüp bedenlerini sevgilileriyle test etmeye kalkıştıklarında ise kadınlar için belaya dönüşüyorlar.

Filmde tarih öğretmeninin en baştan itibaren bu benzerliğe neden bu kadar kapıldığını pek anlamak zor. Esasında bu tür tuhaf takıntılar ‘Bütün İsimler’, ‘Lizbon Kuşatmasının Tarihi’ gibi başka Saramago romanlarında da karşımıza çıkan bir şey. Filmde, Saramago’nun ironisinden ve hınzırlığından eser yok. Kahramanlarının tuhaflıklarıyla, hayatın kendisiyle olduğu gibi inceden inceye dalga geçen yazar yerini o tuhaflığı karanlık bir atmosfere dönüştüren yönetmene bırakmış. Böylece neredeyse birebir aynı hikâyeyi anlatan iki bambaşka yapıt çıkmış. ‘Düşman’, sisli kent görüntüleri, büyük toplu konut yapılarını boş caddeleri, beton binaların çıplak mimarisini bile isteye kullanarak bize bir tür David Lynch filmi sunuyor. Bu Lynchvari atmosferde tabii ki cevapsız soruların, hayali yaratıkların, gerçekle iç içe geçen düş ve kâbus sahnelerinin de hatırı sayılır bir yeri var. Hatta biraz festival kitapçığından da kopya çekerek bu özellikleriyle Cronenberg’in eski filmlerini hatırlattığını da söyleyebiliriz.

‘Kopyalanmış Adam’ ise 2010’da kaybettiğimiz yazarın son kitaplarından biri. 2002’de yazmış, Türkçesi öldüğü yıl İş Bankası Yayınları tarafından yayımlanmış. Yeni baskısı ise daha yakınlarda, yazarın kitaplarını yeniden basan Kırmızı Kedi’den çıktı. Burada tarih öğretmenimizin adı Adam değil, Tertuliano Maximo Afonso... Çünkü o bir Kanadalı değil Portekizli. Karısından boşandığını depresyonda olduğunu, bir sevgilisi olduğunu biliyoruz. Hayat hakkında çok düşünüyor, 38 yaşında ve hâlâ Tertuliano isminden hiç hoşlanmıyor. Saramago bize uzun uzun onun gittikçe büyüyen takıntısını anlatıyor. Filmler izliyor, bu adı sanı belirsiz oyuncuyu bulmak için uğraşıyor duruyor. (Kitabın yarıdan çoğu, Maximo’nun Daniel Santa Clara adlı oyuncuyu bulma çabasına ayrılmış.) Bu süre boyunca Maximo “Bir hata var” diye düşünüyor, ikimizden biri bir ‘hata’. Ben ve ötekisi kim? Birbirlerinin yerine geçtiklerinde öteki olmaktan kurtuluyorlar mı? Kopyalanmış olma hali biri ortadan kalktığında bitecek mi? Saramago bu sorulara pek olumlu yanıtlar vermiyor. Romanın bir yerinde Maximo’nun sevgilisi Maria Paz’ın ağzından dökülüveren, (filme de epigraf olan) “Kaos çözülmesi gereken bir düzendir” sözüyle dikkatli okuyucuyu finale biraz daha hazırlıyor.

Romanların sonundan bahsetmek sinema âlemindeki kadar ayıp sayılmaz, öyle ‘spoiler’ filan gibi tabirler yoktur edebiyatta. Ne var ki filmin finalinin epey manasız, romanınsa çemberi tamamlayıp bizi yüzümüzde acı bir tebessümle kaos ve düzen üzerine düşünürken bırakan bir çarpıcılıkta olduğunu söylemekle yetineyim. Yani neticede filmin konusunu ilginç bulan ama meseleye yeterince nüfuz edemediği için beğenmeyenler mutlaka kitabını da edinip okumalı.

* * *

Atlas’ın arka çıkışından küçük sokağa çıkınca biraz duraksadık. Şenay, gece yarısı seansında dehşet-vahşet filmi seyredeceklerini söyleyip orada kaldı, Erkan bir bira içmek için kalabalığa karıştı, bense kafamda Saramago rafımdaki ‘Kopyalanmış Adam’ı bulup karıştırma düşüncesiyle hızlı hızlı eve doğru yürümeye koyuldum.
İşte Film Festival’i de böyle tatlı bir şey...
‘Düşman’ı ı 17 Nisan 21.30 Rexx, 19 Nisan 13.30 Atlas sinemalarında izleyebilirsiniz.