Kültür Bakanlığı 'Büyük Birader' gibi

Bakanlık, kendi kurumlarını sıkı bir denetime aldı. Artık muhafazakar dünya görüşüne uymayan oyunlara, iktidara muhalefet eden müzisyenlere geçit yok. Fazıl Say'ın CSO programından çıkartılması son yılların en büyük sansür skandalı sayılabilir.
Kültür Bakanlığı 'Büyük Birader' gibi

Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde tartışmalar daha küllenmemiş, 51 yıllık festival sansür gölgesi altında tatsız tuzsuz başlamışken, Devlet Tiyatroları’nda sıkıyönetim haberi gündeme geldi. Dün de Fazıl Say’a yönelik yeni bir sansür haberi gündemimizde yerini aldı. Son bir yıldır Kültür Bakanlığı baskıcı bir politika uyguluyor. İktidarın dünya görüşüne ve siyasetine uygun olmayan herkesie yönelik baskı gittikçe sistemli bir hal alıyor.

Devlet Tiyatroları’nda artık oyun metinleri bakanlık bünyesinde kurulan bir ekip tarafından denetleniyor. Yarım asırdır zaten bir edebi kurulu olan ve ancak bu kuruldan geçen oyunların sahnelenebildiği DT’de artık ikinci bir ‘denetleme’ mekanizması var. Tiyatro çevrelerinde anlatılanlara göre her oyundan beş kopya bakanlığa gönderiliyor. Buradaki ekip oyunları denetleyip içinde kendilerine göre ‘ayıp’ ‘müstehcen’ vs. replikler, hatta sahneler olup olmadığına bakıyor. Varsa, yönetmenden çıkartması isteniyor. Üstelik bununla da yetinilmiyor ve oyunların prova videoları isteniyor. Hani, ‘metinlerde olmayan bir şey eklenmiş mi’, ‘maazallah bir şeyi atlamış olabilir miyiz’, ya da ‘dediğimizi yaptılar mı, bir bakalım’ hesabı… Bu tür bilgiler Seda Güneysu’nun geçen hafta Cumhuriyet’te çıkan haberinde de vardı ve ‘bir kez daha’ Bakanlık bunu sessizlikle karşıladı. ‘Bir kez daha’ diyorum çünkü tam bir yıl önce bugünlerde ‘Gezici tiyatrolara devlet yardımı yok’ haberi patlamıştı. (13 Ekim 2013 Radikal). Destek kurulunun hazırladığı listeden, bizzat Kültür Bakanı’nın talimatıyla Gezi Olaylarını destekleyen tiyatrocular çıkartılmıştı. Bu haberleri ne bir yalanlayan, ne de bir açıklama getirmeye çalışan oldu. Nitekim daha sonra Genco Erkal mahkemeye başvurdu ve bakanlığın kararı ‘hakkaniyetli olmadığı’ gerekçesiyle iptal edildi…

Şimdi Bakanlık bir kere daha keyfi bir uygulamayla gündemde. Bu kez sıkıyönetimin sınırları orkestralara doğru genişleme sinyalleri veriyor. Dün, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) programından Fazıl Say’ın çıkartıldığını öğrendik. Hem de hiçbir gerekçe gösterilmeden.

Her zaman olduğu gibi sezon başlamadan önce onaylanması için programını bakanlığa gönderen CSO, bu yıl bir sürprizle karşılaşmış. Bakanlık, orkestra yönetiminden Fazıl Say bestelerinin çalınacağı iki konseri programdan çıkartmasını söylemiş. Bu konserlerde Fazıl Say’ın ‘İstabul Senfonisi’, ‘Su’ ve ‘Yunus’un Sırtındaki Çocuk –Hermiyas’ eserleri seslendirilecek, Say bir konsere solist olarak da katılacaktı. İşin daha ilginci bu konserler aslında CSO’nun geçen sezon programında yer alıyordu. Mayıs ayında, Soma Faciasından sonraki yas dolayısıyla iptal edilmiş ve bu sezona ertelenmişti. Ama geçen sezon konserleri onaylayan Bakanlık bu yıl ‘hayır’ dedi. Peki değişen ne? Orkestraya adını veren Cumhurbaşkanı… Tek fark bu. Bakanlık yetkilileri Tayyip Erdoğan’ın böyle bir konserden hoşnut kalmayacağını düşünmüş olmalılar ki, orkestra yönetimini bu konserleri iptal etmeye zorladılar.

Türkiye’deki siyasi gelişmeler kültür ortamını, orkestraların programlarını, tiyatroların repertuvarlarını, festival yarışmalarını fena halde etkiliyor. CSO’daki Fazıl Say konserlerinin iptali basit bir şey değil. Türkiye’nin en saygın orkestrası adına utanılacak bir durum. Daha kötüsü, Fazıl Say’ı Türkiye’de konser veremez hale getirebilecek tehlikeli bir adım. Hatırlanacağı gibi geçen yıl da Borusan Filarmoni Orkestrası sanatçının adına düzenlenen festivali, arkasında siyasi bir tartışmanın yattığı farklı bir gerekçeyle iptal etmişti.

Türkiye’de artık ister özel olsun, ister devlet kurumu orkestralar ve festivaller bir otosansür çılgınlığı içinde Fazıl Say ile konser yapmaktan kaçınabilirler. Kim ne derse desin bu muhalif bir sanatçıyı susturmaya dönük, baskıcı bir uygulamadır ve yapılanın adı basbayağı sansürdür. Bir de şu var ki bu sadece sanatçıların özgür yaratıcılığına ve duruşuna yönelik değil aynı zamanda sanat izleyicisinin de özgürlüğüne karşı bir adım. Artık Fazıl Say’ın o bestelerini ve yorumunu Köln, Viyana, Tokyo, St Petersburg hatta Pekin’de yaşayanlar dinleyebilecek ama Ankaralılar dinleyemeyecek. Peki bu vaziyeti kim izah edecek? Biliyorum ki Kültür Bakanlığı değil. Çünkü Bakanlık bu kez de sessizliğini korumakta kararlı. Ne de olsa Yeni Türkiye artık ‘ben yaptım oldu’ anlayışıyla yönetiliyor.