Kültürden söz eden bir belediye başkan adayı

Mustafa Sarıgül, 'yol, su, elektrik' gibi bildik vaatler yerine İstanbul'un yaşam kalitesini arttıracak kültürel, çevreci, sosyal projelerden oluşan bir seçim kampanyası hazırlamış.
Kültürden söz eden bir belediye başkan adayı

Cumartesi günü ünlü iklimbilimci Miktad Kadıoğlu bir tweet atmıştı: “Ülkemizde proje demek inşaat demek oldu çıktı. Sarıgül pazar günü projelerini açıklayacakmış. Korkarım hepsi büyüüük inşaat projeleridir” diye. Olay neyse ki pek çoğumuzun içindeki endişeyi temsil eden bu mesajda söylendiği gibi gelişmedi. Mustafa Sarıgül’ün açıkladığı yirmiden fazla projenin neredeyse tümü, İstanbul’a değer veren, gerçekleştirildikleri takdirde kent sakinlerinin yaşam kalitesini yükseltecek projeler.

Koray Çalışkan yazdı. "AK Parti'den Tayyip Erdoğan'sız bir kampanya"

Oral Çalışlar yazdı. "Osman Baydemir, Serok Wezir Erdoğan'a karşı!"

Belli ki Sarıgül, basın buluşmasında tanıttığı danışma kurulundaki ak saçlı İTÜ profesörleriyle gerçek bir işbirliği yapmış. Tek adamın gönlüne göre yıkıp yaptığı, parkına kışla, silüetine Selatin Camii diktiği bir İstanbul yerine katılımcı bir kent yönetimi öneriyor. İnsanların canına tak diyen otokrat yönetime karşı İstanbul’a ‘halkın, hukukun ve bilimin’ dediğini yapacak bir belediyecilik anlayışı getirmeyi vadediyor. Projeler de vaade uygun biçimde şehrin tarihi ve kültürel birikimini, gündelik hayatın eksikliklerini gözetip, herkesin yararlanabileceği daha iyi bir yaşam prensibiyle oluşturulmuş.

Evet, iki baraj, bir de kongre merkezinden söz ediliyor. Ama sonsuz site ve konutlarla ya da çılgın köprüler ve kanallarla aşık atmak için uçup giden devasa projeler yok Sarıgül’ün portföyünde. Hatta kimseye daha fazla para, daha fazla zenginlik filan da vaat edilmiyor. Başka memleketlerde görüp de özendiğimiz cinsten medeni bir kent hayatının resmi çiziliyor. Bu resim, çevreyle, kültür-sanatla dost projeler sayesinde oluşuyor.

Büyük kitlelerden oy isteyen bir belediye başkan adayının çıkıp yirmi projesinden dört beş tanesini kültür ve sanat meselelerine ayırması pek gördüğümüz bir şey değil. Sarıgül, üç kültür merkezi yapmaktan bahsediyor. “AKM’nin bir polis merkezine dönüşmesinin ayıbını ortadan kaldıracağız” diyor. Kadıköy’de deniz kenarında bir opera binası, Tarlabaşı’nda bir konser salonu kuracaklarını anlatıyor. (Hani Kıraç ailesinin TRT stüdyolarının olduğu yer için tasarlattığı ama nedense bir türlü geçit verilmeyen konser salonu projesi var ya; Sarıgül belli ki onu kastediyor. Yani işin oluru var.)

Diğer yandan terk edilmiş halleriyle gönlümüzde birer yaraya dönüşen görkemli iki tren garını da otel motel filan değil de müze yapacağını söylüyor. “Tabii ne müzesi?” diye de sormak lazım. Birisinin söylendiği gibi ‘şehir müzesi’ yapılması çok iyi bir fikir ve zaten Sirkeci için böyle bir proje yıllardır konuşulur. Ama açıkçası Gar Müze diye muğlak bir kavram diğer binanın nasıl işlevlendirileceğini ifade etmekte etkisiz kalıyor.

Surların yenilenmesi, terk edilmiş tarihi hanların sosyal merkezlere dönüştürülmesi, tarihi yarımadanın ‘açık müze’, Haliç’in ‘doğa ve kültür vadisi’ olarak yeniden tanımlanması kentin yüzünü değiştireceği muhakkak kültürel projelerden bazıları. Bunların arasında yoksul çocuklar için bedava sinema ve tiyatro gibi daha popüler uygulamalar da yok değil.
Büyük kozu Tuzla Viaport Marine

Kent meydanlarının yenilenmesinden garların müze olmasına kadar her projenin ‘mimari yarışma’ ile yapılacağının altını özellikle çiziyor Sarıgül. Hani öyle ‘işte ben çizdim oldu’ yok... Zaten her sözün başında da ‘ekibimle birlikte’ demeyi ihmal etmiyor. Katılımcı, demokratik bir başkan adayının olması gerektiği gibi davranıyor.

Sadece kültür sanat projeleri değil. İşin açıkçası pek de gündemimizde olmayan denize bırakılan atık suları mutlaka arıtmak, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek gibi çevreci fikirleri de var. Eminönü’nden Harbiye’ye kadar uzanan ‘yaya ve bisiklet yolu’ da ‘her ilçeye bir organik pazar’ da ‘hayvan yaşam köyleri’ de doğayla dost diğer fikirleri. Ama bana sorarsanız Sarıgül’ün ‘çılgın projesi’ Maslak’ta kurmak istediği kent parkı.

“Şöyle Central Park gibi devasa yeşil alanlarımız yok” diye hep hayıflanıp dururuz. Bu mesele Gezi’den sonra daha da fazla gündeme gelmişti. Hatta en son Kadir Topbaş, Veliefendi Hipodromu’nun çevresini parka dönüştüreceklerini açıklamıştı. Sarıgül, hiç akla gelmedik iki farklı yere işaret ediyor. Zaten bütün projelerinde Anadolu ve Avrupa yakasını ‘iki yaka bir arada’ mantığıyla ele alıyor. Bir yakaya ne yapılırsa, diğerine de o yapılıyor. Dev kent parkı için Anadolu yakasında İçerenköy hal alanını dönüştürmek istiyor. Avrupa’da ise Maslak civarında yıllarca İstanbul Golf Kulübü olarak kullanılan alanı halka açmak niyetinde. “Bu, benim için olmazsa olmaz bir proje” diyor. Yani orayı mutlaka park yapacak. Fakat işin ilginci o alan askeriyeye ait. En son 2012’de Harbiye kira sözleşmesini uzatmadığı için, Golf Kulübü söz konusu araziyi terk etmişti. Yani Sarıgül, kentin kalbindeki bir askeri alanı park yapmak istiyor...

Her ilçeye sağlık merkezleri, gençler ve emekliler için yaşam merkezleri, meslek kursları gibi Şişli’de deneyimleyip başarı sağladığı uygulamaları da bütün kente yaymayı vadediyor.

Bütün bunlar sosyal demokrat aklın ürünü hedefler. Dünyanın her yerinde sosyal demokratların yönettiği kentlerde, gündelik hayatı kolaylaştırıp güzelleştirecek, onu bütün kente yayacak böyle uygulamalar var. Gerçekten yapıldıkları takdirde kentin yüzünü değiştireceği muhakkak.

Sarıgül, projelerini üç aşamada açıklayacağını söyledi. Bakalım belki kentin yoksulları, bütün dezavantajlı kitleleri, kentleşme mağdurları için de etkili, somut projeleri vardır ve onları da yakında açıklar. Ne de olsa seçime hâlâ 20 gün var...