Latin Amerika edebiyatının önünü açtı

Nobel ödüllü Marquez, kendi coğrafyasından çıkan pek çok yazarın öncüsü oldu. Onun edebiyatını, besleyen iki atar damar vardı: çocukluğu ve gazetecilik mesleği

Dünyanın yaşayan en ünlü yazarlarından biri dün hayata veda etti. Üstelik Marquez, neredeyse 60’lardan bu yana yani neredeyse 50 yıldır dünyanın en çok okunan en çok tanınan yazarlarından biriydi. Onun adıyla birlikte aklımıza hemen iki şey geliyor, ‘büyülü gerçeklik’ ve ‘Yüz Yıllık Yalnızlık’. Marquez’in 1967’de yazdığı bu roman, hakikaten edebiyatta büyülü gerçeklik kavramının da simgesi, neredeyse kutsal kitabı oldu. Büyülü gerçekliği basitçe “sıradışı, doğaüstü, olağanüstü olayların gündelik, sıradan şeylermiş gibi romanın içinde yer alması” diye tanımlayabiliriz. Tıpkı kitapta 130 yıl yaşayan ya da yanında anne babasının kemikleriyle gezen roman kahramanlarının sıradan kişilermiş gibi karşılanmasında, böyle anlatılmasında olduğu gibi. Aslında edebiyat tarihçileri büyülü gerçeklik tanımının ilk kez 1920’lerde kullanıldığını, bunun ilk örneklerini de tabii ki Latin Amerika’nın büyük ustası Borges’in veridğini yazarlar ama bunu kendi tarzı kılıp dünyada milyonlarca okuru Latin Amerika masallarıyla büyüleyen hiç tartışmasız Gabriel Garcia Marquez oldu. Marquez’le özdeşleşen büyülü gerçekliğin kendi coğrafyasında ve dünyanın başka yerlerinde pek çok yazarda etkisi görüldü. Mesela 2000’lerin çok satan yazarlarından Isabel Allende (Mesela Ruhlar Evi’ni düşünün) ya da Türk edebiyatının en özgün yazarlarından Latife Tekin (Sevgili Arsız Ölüm, Berci Kristin Çöp Masalları) gibi…



Yüz Yıllık Yalnızlık, 50’ye yakın dile çevrilip bütün dünyada 30 milyon satmış büyük bir kitap. Ama Marquez külliyatı, ki tamamı Türkçede yayımlanmış vaziyette, benzer pek çok etkili romandan oluşur. Belki de en ünlü ikinci kitabı Kırmızı Pazartesi ya da Kolera Günlerinde Aşk ya da Albaya Mektup Yok gibi. ‘Hayat insanın yaşadığı değildir, aslolan hatırladığıdır’ diyen, anı kitabına Anlatmak İçin Yaşamak adını veren Marquez’in yazarlığının iki büyük damardan beslendiğini söyleyebiliriz. Biri, pek çok büyük yazarda olduğu gibi kendi çocukluğu, büyüdüğü topraklar ve kültürü. Kolombiya’da küçük ücra bir kentte kadınların çoğunlukta olduğu aile ortamında geçen çocukluğu, Yüzyıllık Yalnızlık’tan Kolera Günlerinde Aşk’a pek çok kitabının temel esin kaynağı. Marquez’in diğer atar damarı ise gazetecilik mesleği. Anlatmak İçin Yaşamak kitabında detaylı biçimde aktardığı gazeteci olarak geçirdiği gençlik yılları, onun bir hikaye anlatıcısı hatta daha doğrusu bir hikaye ‘aktarıcısı’ olarak kaleminin kıvamını bulmasına önemli bir katkıda bulunmuş olmalı. Uzun yıllar sürdürmeye çalıştığı, her zaman büyük bir tutkuyla söz ettiği gazetecilik mesleğinin ürünü olan kitapları da, en az romanları kadar ilgi çekicidir. Yayınlanan ilk kitabı Bir Kayıp Denizci, bir grup kazazedeyle yaptığı röportajın kitabıydı. Daha sonra ünlü bir romancı olduğunda da benzer eserler vermeye devam etti, uyuşturucu baronlarının kurbanlarına değindiği Bir Kaçırılma Öyküsü ya da Latin Amerika’nın baskıcı yönetimlerine baktığı Şili’de Gizlice gibi.

Gabriel Garcia Marquez kimdir?


Gabriel Garcia Marquez, İspanyolca edebiyat ve özellikle Latin Amerika edebiyatı için ön açıcı bir isimdi. ‘Latin patlaması’ diye hatırlanan, 60’ların sonundan itibaren dili, politik tavrı ve yazdıklarıyla dünyada çok ilgi çeken Julio Cortazar, Carlos Fuentes, Mario Vargas Llosa gibi yazarların öncüsü Marguez’di. Marquez’in büyülü gerçekliği, aslında çok zengin bir anlatı geleneğini hızlı, enerjik bir dille, herkesin seveceği yalın metinlere dönüştürebilmesiydi. Geniş kitleleri etkileyen, kendine çeken bu üslubuyla bir bir dünya yazarı oldu. Burada bir parantez açıp Latin edebiyatının Türkiye’de en çok sevilen çeviri kitaplar olduğu gerçeğini de analım. Tabii ki bunda Latin yazarların büyülü anlatımları, sözlü gelenekten beslenmeleri kadar kitaplarının konuları da etkili. Çoğu kez kanlı, baskıcı, otokrat yönetimler ve onların mahvettiği insanlara değinen bu kitaplarda kendi tarihimizden de çok şey buluyor olduğumuz açık…

Gabriel Garcia Marquez hayatını kaybetti


Marguez, Türkiye’de ve dünyada en popüler Latin Amerikalı yazar oldu. Ama ününü yazdıkları kadar yaptıkları, daha doğrusu duruşu da beslemiş olmalı. Zaten aktivist bir gazeteci olarak başladığı hayatını, ünlü bir yazar olduğunda da politik tavır takınmaktan hiç çekinmeyen bir entelektüel olarak sürdürdü. Küba Devrimi’nin ardından Latin Amerika’da sosyalizmin yükseldiği ve tüm dünyanın ilgisini bu yöne çevirdiği zamanlarda Marquez ‘Latin Amerika’ kimliğinden yana, sömürgeci geleneğe ve müdahalelere karşıt bir tavır takındı. Ülkesi Kolombiya’daki uyuşturucu ticaretin karşı da, bütün kıtayı kuşatan yolsuzluklara ve yoksulluğa karşı da tavır aldı. Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro’nun yakın arkadaşlarından biri oldu, ona açık ve sürekli bir destek verdi. Yani kendi coğrafyasına yönelik eleştirel, muhalif tavrını sadece yazdığı metinlerle sınırlı tutmadı. Hayatın hatta tarihin bir parçası oldu. İşte bu nedenle onu bundan sonra da hep hayali Macondo kasabası kadar, Latin Amerika’nın sert gerçeklikleriyle birlikte hatırlayacağız.