Mahalle çerçevecisinden manzaralar

Mahalle çerçevecilerinde kuşaklar boyu asılı duran o orman manzaraları oymalı koltuklarla birlikte tarihe karışmaya başladı. Şimdi artık zincir mağazaların fabrikasyon tuvalleri asılıyor.
Mahalle çerçevecisinden manzaralar

Hep kafamı kurcalayan bir konu var, insanlar neden ve nasıl resim sahibi olurlar ya da olmazlar. Geçenlerde bunu büyük bir koleksiyonu yöneten iki arkadaşımla da konuştuk. Öncelikle insanların sahip olma duygusu temel motivasyon. Sevdiği şeye sahip olmak. Dolayısıyla, kendiliğinden büyümüş hatta devasa hal almış pek çok koleksiyon, belli bir tutarlılığı olmayan yüzlerce sanat eserinden oluşuyor. Koleksiyoncu gezdiği sergilerden, fuarlardan müzayedelerden canının çektiğini almak ve sahip olmak istiyor. Tabii bu durum koleksiyonları mutlaka bir müzeye dönüşecekmiş gibi yönetmek isteyen koleksiyon danışmanlarının canını sıkıyor biraz. Çok varlıklı insanların oluşturdukları büyüklü küçüklü koleksiyonların günlük modalardan etkilenmesi ise ayrı bir konu. Ait oldukları çevreye, eşe dosta ve meşrebine göre, bazen ille de bir Tony Cragg, bazen ille de bir Ahmet Güneştekin evin görünür bir yerinde kendine mutlaka yer buluyor.

Ama beni daha çok ilgilendiren böyle büyük alıcılar değil; resmi, sanat eserini severek isteyerek evine asanlar. Onu sanat eseri sahibi olmak için değil, sadece güzel buldukları için, dekoratif ya da sanatsal ayrımını bile yapmadan edinip baş köşeye koyanlar.

Bir Naile Akıncı baskısını götürdüğüm Kurtuluş’taki mahalle çerçevecisi resme bayılmıştı. Ne de olsa güzel resim, güzel resimdir. Pek çok benzeri gibi aslında camcı olan çerçevecimin bir duvarında onlarca yağlıboya resim asılıydı. Çoğunluğu o bildik ormanlar, dağlar, karlar arasında yalnız evler ve hepsinin içinden akıp geçen dereler… Çocukluğumda mobilya işi yapan dayılarımın dükkanına bir ‘ressam’ gelirdi. Koltuğunun altındaki bildik manzaralardan birkaç tane bırakır, o resimler yaldızlı alçı çerçevelere konup dekorasyonun tamamlayıcı bir unsuru olarak satılırdı. İstanbul’un ve Türkiye’nin bütün orta sınıf evlerinde yemek masalarının arkasında, kanepenin üzerinde bu resimlerden en az bir tane mutlaka vardır. Tıpkı o koltuk gibi sadece bir kez ‘alıcı gözüyle’ bakılmış, zamanla döşemelik kumaş gibi solup gitmiş ve evin fark edilmez bir parçasına dönüşmüş resimler. Orta halli ailenin o manzara resmini asmasıyla büyük zenginin Tony Cragg alması benzer bir refleksten kaynaklanır. Hem biraz başkaları gibi davranmak, hem de güzel ‘bir şeyi ‘ başköşeye koymak.

Oymalı mobilyalarla birlikte o çerçevecilerin ve mahalle ressamlarının yaptığı manzaraların da hükmü kalmadı. Şimdi büyük mobilya mağazalarında Uzakdoğu’dan filan getirilen tuvaller var. Biraz soyut, biraz çiçekli filan, biraz da modern kent görüntülerinden esinlenmiş yeni metropol insanına uygun ucuz resimler. Çerçevecideki o beğenmediğimiz manzaralarda bile adsız ressamların zenaati vardı. Onların yerini basbayağı seri üretilmiş mağaza tuvalleri aldı.

Neyse ki bugün gerçek bir sanat eserine ulaşmak daha kolay. Hayır her yerde galeriler, müzayedeler var demeyeceğim. Çok para harcamadan ama öyle yatırım beklentilerine filan da kapılmadan, güzel, özgün ve gerçekten sanat eseri olan resimler ve fotoğraflar almak mümkün. Mesela Bebek’te Evin Sanat Galerisi iyi ressamların imzasını taşıyan desenleri ve özgün baskıları ayrıca sergileyip satıyor. Ya da mesela Beyoğlu Çukurcuma’daki galeri Mixer’in ‘Editions’ adlı bölümüne uğranabilir. Türkiyeli ya da yabancı sanatçıların özgün baskıları, hele fotoğrafları harika.