Martılar korosu Sait Faik'i yalnız bırakmadı

Fazıl Say'ın Sait Faik'in 60. ölüm yıldönümü için bestelediği eser, dün gece Burgazada'da sahnelendi. Müzik, edebiyat ve tiyatronun buluştuğu eser, martı çığlıkları, gemi düdükleri ve deniz kokusuyla tam da Sait Faik'e yakışan bir prömiyer yapmış oldu
Martılar korosu Sait Faik'i yalnız bırakmadı

Gemilere binip Burgazada'ya gittik. Sait Faik'in bir öyküsünü, Fazıl Say'ın yeni bestesini dinledik. Konserin içinden vapur düdükleri, martı sesleri ve deniz kokusu geldi geçti. Tam da Fazıl Say'ın daha önce anlattığı gibi, “güzel oldu, hem de çok güzel.” 

Eylül ayında yaptığımız söyleşide Fazıl Say, İstanbul Müzik Festivali'nin (İKSV) siparişi üzerine bir Sait Faik bestesi üzerinde çalıştığını ilk kez duyurmuştu. Türk sanat musikisi olarak tasarladığı besteden 'Benim için Sait Faik hicazdır' diye bahsederken kendi halini de “Haftalardır, elimde Sait Faik kitaplarıyla dolaşıyorum, güzel olacak, hem de çok güzel” diye özetlemişti. Bekledik ve zamanı geldi, dün gece bindik gemilere gittik 

Sait Faik'in adası Burgaz'a...
Burgazada her zamanki yaz gecelerinden daha bir kalabalıktı. Kıyıda yine masaları doldurmuş demlenen kalabalığın bir kısmı belli ki konser için oradaydı. Ekabirlerin müzik ve edebiyat meraklılarıyla karıştığı bir akşam. Sahilin en sonunda kurulu sahne ve önündeki konser alanına doğru akan kalabalığın kimisi biletli, bu konser için gelmiş izleyiciydi kimisi de belli ki adalı misafirler. İskelenin konser için bantlarla kapatılmamış yerlerine portatif sandalyeleriyle yerleşip geceyi izlediler. 

Konserden hemen önce elektrikler kesildi ve ada karanlığa gömüldü. İşin ilginci elektrik tam da konser bittiğinde geldi... Jeneratör sayesinde kesinti, konseri etkilemediyse de sosyal medyada 'sabotaj' yorumları gırla gitti. Aslında adayı tamamen sessizliğe ve karanlığa gömen, aydınlığın sadece sahnede görülmesini sağlayan bu kesintinin ne olursa olsun geceye bir başka etki kattığını bile söyleyebiliriz... 

Sahnede piyanosuyla Fazıl Say, arkasında Borusan Quartet ve Türk müziği enstrümanlarını çalan dört iyi müzisyen vardı. Şarkıları Serenad Bağcan ile Zeynep Halvaşi seslendirdi, öyküyü ise üç tanınmış kadın oyuncu, Songül Öden, Demet Evgar ve Esra Bezen Bilgin 'oynadılar'. Oynadılar diyorum çünkü 'Sait Faik'i Hatırlamak' müzikle tiyatronun ve edebiyatın iç içe geçtiği bir sahne eseri. 

Fazıl Say, Sait Faik adlı bu eserini ünlü yazarın bir öyküsünden yola çıkarak hazırladı. Öykünün girişindeki sözler ve aralarda Sait Faik'i, yazarın dünyasını, Burgazada'yı anlatan şarkıların sözleri Özen Yula'ya ait. Ayrıca gösteriyi sahneye koyan da Özen Yula. Söz konusu öykü, Stelyanos Hrisapulos Gemisi adını taşıyor. Sait Faik'in tipik öykülerinden biri. Nitekim ilk kez 2005'de basılan 'Seçme Hikayeler' kitabı da bu öyküyle açılıyor. Öykünün kahramanları yoksul balıkçı Stelyanos Hrisapulos ve torunu Trifon. Torunundan başka kimsesi olmayan Stelyanos, balığın da kıt çıktığı o kış iyice dertlidir. Ama onu hayata bağlayan biri vardır, Trifon. Küçük çocuğun ise tek dünyası deniz, en büyük hayali gemilerdir. Öyle ki denizde yüzmeyenlerle arkadaşlık bile etmek istemez... Oturur gemiler yapar. En son yaptığı, yaşının üstünde mükemmellikteki bir metrelik oyuncak gemisine dedesinin adını verir. O kadar güzel bir gemidir ki “köyün bütün çocukları, hatta Japon mağazasından, oyuncakçı dükkanından alınmış motorlu sandallara, yeşil beyaz boyalı yelkenlilere sahip olanlar bile” bir araya gelir, onları kıskandıran bu gemiyi batırmaya karar verirler... 

Birbirlerine dayanarak hayatta kalan Burgazada'nın yoksul Rumlarından ikisinin dokunaklı hikayesidir bu. Rüzgara, hastalıklara, çıkmayan balığa rağmen ayakta kalan insanlara, diğerlerinin nasıl da kıyabileceğini, büyük hayalleri, özgürlük duygusunu, sevgiyi simgeleyen bir oyuncağın bile özgürce yüzüp gidemeyeceğini hatırlatan bir öykü. 

Öykünün sertliği ve anlatılan hikayenin hüznü Fazıl Say'ın müziğinde de kendini gösteriyordu. Ama bir diğer yandan, oyuncuların enerjisi piyanonun kanunla flörtü, müziğin melodisi ve yumuşaklığında açıkça hissedilen bir neşe de yok değildi. Belli ki 'Fazıl Say ve Arkadaşları', Sait Faik'i anarken öykülerin hüznüne kapılıp gitmek yerine onun dünyasını oluşturan adanın, kedilerin, doğanın ve onlarla birlikte yaşayıp giden insanların verdiği yaşam sevincini de hatırda tutmayı tercih etmişler. Bu sevinçten olsa gerek, üç kadın oyuncu büyük bir enerjiyle okudular öyküyü. Üzerlerindeki uzun elbiseleri ve kendi aralarındaki paslaşmaları ve bazen eteklerini savurarak bazen birbirlerine yaslanarak sergiledikleri sahnedeki varlıklarıyla, bir eski Yunan tragedyasındaki güçlü kadınlar ya da mitolojiden fırlayıp gelmiş üç çılgın 'muse', (ilham perisi) gibiydiler. İşin aslı gayet yüksek ve fazlasıyla enerjik oyunculukların zaman zaman öykünün duygusallığıyla tezata düştüğünü, fazla geldiğini düşündüğüm pek çok an oldu. Bir de Songül Öden'in mikrofonunun biraz kısılmasını dilediğim anlar vardı... 

Ama müziğin ve öykünün mükemmeliği, Burgazada'nın varlığıyla öyle güzel birleşti ki sonuçta konsere katılan herkes için müthiş bir gece oldu. Ney konçertosu Hazarfen'de martı sesleri için özel düdükler yaptıran Fazıl Say'ı adalı martılar yalnız bırakmadı ve konsere bir ara çığlıklarıyla onlar da katıldı. Ara ara kulağımıza çalınan motor sesleri, gemi düdükleri ve insanın içine işleyen deniz kokusuyla, bana sorarsanız tam da Sait Faik'in ve Burgazada'nın ruhuna uygun bir konser izledik. Yani 'Sait Faik' mükemmel bir dünya prömiyeri yaptı. 

Bu bestesiyle Fazıl Say, edebiyat-müzik işbirliğine çok önemli bir katkıda daha bulunmuş oldu. Eser, bu gece de (26 Haziran Perşembe) 42. İstanbul Müzik Festivali kapsamında Zorlu PSM'de bir kez daha seslendirilecek. Ada gibi bir atmosferi olmaz, ama orada da mükemmel ses sistemi sayesinde daha farklı bir tecrübe yaşamak mümkün olacaktır. Fırsatınız varsa izleyin.