Masumiyet Müzesi'nde sürprizler var...

Orhan Pamuk'un yeni kitabı çıktı. Şimdi merakla müzenin açılmasını bekliyoruz

Büyük bir yazar olmanın şartlarından biri de kendinden öncekileri iyi bilmek ve onlar üzerine çokça düşünmek olmalı. Bundan şüphesi olan varsa hemen Orhan Pamuk’un Saf ve Düşünceli Romancı kitabını alıp okuyabilir. Dostoyevski, Flaubert, Tolstoy gibi klasikleri incelerken onun nasıl roman sanatının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıktığını görüp şaşıracaktır. Yazmak, yalnız ve tek kişilik bir çaba olabilir, ama yazarın bir parçası olduğu edebiyat dünyasını, iz bırakmak istediği edebiyat tarihini ciddiye alması, ona katkıda bulunması gerekiyor.
 
İster edebiyat dergilerinde yazarak ister Orhan Pamuk gibi dünya çapında gazete ve dergilerde yazıp, kürsülerde konuşarak... Orhan Pamuk’un Nobel dahil çeşitli ödüller ve konferanslar için hazırladığı konuşmalarının hemen hepsi ciddi birer edebiyat yazısı kıvamındadır; bir gün bir kitapta yer alacağı düşünülerek yazılmış gibi. Nitekim konuşmalarının ve yazılarının neredeyse tamamı, çeşitli kitaplarda toplandı. Öteki Renkler’den başlayarak, Pamuk’un düz yazılarını topladığı kitapları da zihin açıcı ve okuması çok zevkli kitaplardır. Kimileri, biraz da Pamuk’un romancılığına burun kıvırma âdetinden dönmemek için ama onun başarısı karşısında da artık çaresiz kaldığından, ‘Düz yazıları romanlarından daha güzel’ bile der. 

Pamuk, roman sanatını ‘kendini bir başkasının yerine koyabilmek’ diye özetleyebileceğimiz görüşünü bütün bu kitaplarında yeni ayrıntılar ve başka tartışmalarla zenginleştirerek sürdürür. Mesela yeni kitabında benim en çok hoşlandığım bölüm, bütün romancıların aslında kendini yazdığı önyargısıyla hafiften alay da ederek roman okurunu anlattığı, yazdıklarıyla ilgili küçük ipuçları da verdiği ‘Orhan Bey, Siz Bunları Gerçekten Yaşadınız mı?’ oldu. 

Müzemizi bekliyoruz 
Orhan Pamuk, önceki gün Hürriyet’te İhsan Yılmaz’a verdiği röportajda Çukurcuma’daki Masumiyet Müzesi’ni bitirdiğini ama açmayacağını söylüyor. Bu müze için yıllardır uğraşıyor. Son bir gayretle müzeyi tamamlamak üzere İstanbul’a geldiği yaz başında onunla buluşup içerisini de görme fırsatı bulmuştum. Hatıraların biriktiği eşyalar üzerinden ilerleyen roman gibi, müze de anlatılan hikayeyi hatırlatan vitrinlerden oluşuyor. Bu vitrinlerde artık hepimizin çok iyi bildiği Füsun’un sarı ayakkabısı da, küpeleri de, içtiği sigaralar da var tabii. O küçük vitrinlerden bazısı ses ve görüntüyle birlikte romandaki bir duyguyu, mesela Kemal’le Füsun’un seviştikleri yalının penceresinden dalga seslerini dinledikleri anı hatırlatıyor.
 
Bazı vitrinler ise bir döneme, romanda geçen bir objenin etrafında örülen toplumsal alışkanlıklara ayrılmış. En üst katta ise tıpkı romanın sonundaki gibi Kemal’in kaldığı ve bütün bir hayatını izlediği odası var... Orhan Pamuk’un Alman müze mimarlarından, Türkiyeli çağdaş sanatçılara kadar pek çok kişiyle birlikte çalışarak kurduğu müzede daha öyle şeyler var ki... Müze açıldığında bunlardan uzun uzun bahsedeceğiz, şimdilik sürprizini kaçırmayalım.
Orhan Pamuk, Çukurcuma’daki müzeye gide gele mahalleli için tanıdık birisi olmuş. Biz orada yürürken eskicilerden biri yolumuzu kesip, onun için ayırdığı parçaları göstermeye başlamıştı. 

Belli ki Pamuk, bu eski eşyalar yığınından pek çok şey ayıklamış ve bazılarını da müzesine katmış. Eminim ki müze açıldığında, şimdiye kadar sadece meraklısına hizmet veren eskici dükkanları Masumiyet Müzesi’nden etkilenen ziyaretçiler tarafından yağmalanacak. Ama ne Çukurcuma esnafı ne de biz Orhan Pamuk hayranları, hâlâ müzemize kavuşamadık. Muhtemelen Orhan Pamuk, yıllarca emek ve para harcayarak kurduğu müzesini açmak için acele etmiyor. Günü gelince açıp, dünya edebiyat tarihinin en ilginç ve yaratıcı işlerinden birine imza atmanın tadını çıkartmak istiyor. 

Kafamda Bir Tuhaflık 
Yıllar önce Radikal’de, sık sık bütün gazetelerin aklına gelen bizim de aklımıza düşmüş, edebiyatçılara röportajlar yaptırmaya heveslenmiştik. Çok sonra başka isimlerle yaptık da.
Nişantaşı’nı merkez alan romanlarıyla tanınan Orhan Pamuk ise bambaşka yerleri, mesela Bağcılar’ı gezip yazmak istemişti. Ama biraz yazarın takviminin uymaması, biraz da Orhan Pamuk aleyhine saçma sapan kampanyaların zirveye vurduğu bir zamana denk gelmesi gibi sebepler yüzünden o iş olmadı. Şimdi Pamuk, bir röportajdan çok daha fazlasını yapıyor. İstanbul’un çevre semtlerini, oradaki hayatları anlatan bir roman yazıyor. Göç, kuşak farklılıkları, modernleşmeyle birlikte ölen zenaatler ve değişen ilişkiler üzerine bu romanın adı Kafamda Bir Tuhaflık olacak. Okumak için sabırsızlanmamak elde değil. 


Telafisi zor ayrılıklar...

Bir arkadaşım mail atmış, ‘15. geleneksel radikal tensikat şenlikleri başlamış, sen nasılsın?’ diye. İyiyim diyemedim tabii ki. Birilerinin işsiz kalması, daha fenası yıllardır aynı gazetede çalıştığım insanların ayrılması, dahası Hayat’ta aynı ekibin parçası olduğum arkadaşlarımın gitmesi söz konusu. Eski Radikal’deki Cumartesi ve Kültür Sanat ekiplerinin birleşmesi, üstüne harika insanların da katılmasıyla oluşan Radikal Hayat ekibi yaz başından bu yana küçülüyor. Sevdiğimiz arkadaşlarımız ayrıldı. Şimdi de o bütçe canavarı, artan maliyetler, azalan sayfalar, ekonomik zorluklar filan gibi gazetecilerin baş düşmanı olan sebepler devreye girdi. Bu ay itibariyle de Begüm Soydemir, Elif Türkölmez, Aslı Barış, Cüneyt Çomoğlu ve Hüsniye Yakut ayrılıyor. Onların yokluğunu telafi etmek gerçekten zor iş; ama biz geride kalanlar işimizi yapmayı sürdüreceğiz...