Mendil kadar yeşilliğin üstünde

Bırakın kent merkezini kentin sonradan gelişen bölgelerinde de büyük parklar yok.

Pazar günleri, Haliç boyunca müthiş bir kalabalık oluyor. Yolun iki kenarına park etmiş arabalar ve kıyı boyunca uzanan yeşil alanda binlerce insan. Hava güzel olduğunda ailece pikniğe çıkıyorlar. Kentin doğa ve denizle buluşma noktaları, Haliç-Samatya sahil şeridi, Fındıklı’daki o küçük park... Hepsi böyle. Maksat çocukluğumuzun geçtiği Anadolu kentlerindeki gibi tatil gününü toprağa dokunarak, çimenlere oturarak geçirmek. İstanbul’da bunun tek yolu ‘yeşillik’ olsun diye yapılıvermiş o parklara gitmek. Çoğunlukla bir yanından vızır vızır arabaların geçtiği, denizle yol arasındaki dar kadar alanlarda, insanlar dibdibe, kurumuş çimenler üzerinde pazar günlerini geçirmeye çalışıyorlar.
* * *
Bırak o küçük parkları, otoban kenarındaki yeşilliklerin bile müşterisi var. Pazartesi günü Elif Türkölmez’in haberinde onlar da tatlı tatlı bu durumla dalga geçiyordu, ‘Burası TEM Bar, biz burayı seviyoruz, püfür püfür esiyor’ diye... Kafa çekmek isteyen de gidiyor otoban kenarına, sevgilisiyle başbaşa kalmak isteyen de. Azıcık bir yeşilliği, bir parça tenhalığı bulan koşuyor.
Bu kentte yaşayanların çoğunluğu, sakin Anadolu kasabalarından, kentlerinden gelmiş durumda ve en büyük meselelerimizden biri yeşil alan olmaması. Belgrad Ormanları, Ağva, Polonezköy çoğunluk için uzak ve ulaşılmaz. Bir otobüsle ya da yürüyerek gidebileceğimiz çok daha iyi, çok daha büyük parklarımız olmalı. O mendil kadar alanları güzelleştirmek için uğraşan kent yönetimi, gerçek yeşil alanlar yaratacak gibi görünmüyor. Çünkü kentin merkezinde para getirecek her alan yapılaşmaya açılıyor.
* * *
Hadi kent merkezini bir yana bıraktık. Kentin sonradan gelişen, rantın görece daha az olduğu bölgelerinde yani Ümraniye, Bağcılar, Esenler’de durum ne? Oralarda büyük parklar açmayı düşünen var mı, ben hiç duymadım. Daha beş on sene içinde kurulan Beylikdüzü’nde bir Cumhuriyet Parkı, mesela Halkalı’da Hayat Parkı var. Tamam kent merkezindekilere göre şahaneler. Ama iki yüz sene önce yapılmış Hyde Park ya da Central Park’la kabili kıyas değiller. Keşke bu yeni semtlerde binlerce dönümü imara açanlar birer de devasa park alanı yaratsaydı, hem Hyde Park kompleksimiz biter hem de nefes alacak bir alan açılırdı.

Hulki Aktunç’un dostlarına
Hulki Aktunç yazarlığı, şairliği ve araştırmalarıyla kalıcı bir iz bırakıp gitti bu dünyadan. 1 Temmuz tarihli Radikal’in sanat sayfalarında, onu en iyi şekilde uğurlamaya çalıştık. Sağlığında bir Hulki Aktunç kitabı hazırlayan Rıza Kıraç’ın yazısı, kitaplarının listesi, bir şiiri, dostlarının sözleri, Orhan Alkaya’nın güzel ‘Hulki’ şiiri. Başlığımızı, Aktunç’un ilk romanından ödünç aldık: ‘Edebiyatımızda bir çağ yangını’. Galiba, o gün Türk basınında en geniş yeri de biz ayırmış olduk Hulki Aktunç’a.
Ertesi gün bu haberin birinci sayfada farklı bir spotla verildiğini gördüm: Argonun büyük şairi mortu çekti. Belli ki birinci sayfayı hazırlayan editör arkadaşlarımızdan biri, Hulki Aktunç’un o ünlü çalışması Büyük Argo Sözlüğü’ne gönderme yapmıştı. Argoyu, Türkçenin bir zenginliği olarak ele alan, buna büyük emek veren yazarı, o dille uğurlamak istemiş. Herkesin büyük bir üzüntü duyduğu kayıp karşısında bu espiri, ne yazık ki bir kabalık olarak algılandı.
Hulki Aktunç’u sevenler bu hatayı affetmedi ve yazara sahip çıkarak sosyal medyada ortak bir bildiriyle Radikal’i özür dilemeye davet etti. Eminim, hepsi bizim sanat safyalarını da görmüştür ve Radikal’in Aktunç’a ne kadar değer verdiğini biliyordur... Ama hassasiyetleri saygı duyulacak bir tavır. O nedenle birinci safyayı hazırlayan arkadaşlarımın özürlerini, Radikal adına edebiyat dünyasına iletmek isterim.

.