Ne aşk ne ejderha kurtarır bu romanı

Ishiguro'nun fantastik aleme daldığı yeni romanı Gömülü Dev, belki de en kötü kitabı. Nerede Murathan Mungan'ın yazdığı Şairin Romanı, nerede bu Gömülü Dev...

Atom bombasının herkesi öldürmekle kalmayıp sonsuza kadar kirlettiği bir kenti arkasında bırakarak Batı kültürünün başkentlerinden birine gittiğinde daha 5 yaşındaydı. Arkasında bıraktığı kent onun için ne tür sırlar sakladı bilmiyoruz, ama Kazuo Ishiguro'yu anıların romancısı yaptığı hepimizin malumu bir durum.

Aslında bazı romanlarında doğduğu Uzakdoğu ile yetiştiği Avrupa arasında gidip gelen hikayeler anlatır. Mesela ilk romanı Uzak Tepeler. İngiltere'de yaşayan Japon kadınların en klişe tabirle 'geçmişle yüzleşmelerinin' romanıdır. İkinci romanı Değişen Dünyada Bir Sanatçı da Japonya'da geçen bir 'geçmişle hesaplaşma' hikayesidir. Üçüncü romanı Günden Kalanlar ise yüzde yüz İngiliz bir kitaptır. Büyük malikanelerde mükemmel bir uşak olarak ömrünü geçirmekle gurur duyan Stevens'ın ‘hayatını gözden geçirmesinin’ romanı... Şimdi bu yazıda Ishiguro’nun Türkçeye çevrilmiş yedi romanının hepsini anlatacak değilim, merak etmeyin. Ama şunun altını çizmek istiyorum ki Ishiguro kitaplarında her hikaye, her daim geçmişe bir yolculuk içerir. Mazinin puslu hatıraları aralanır ve roman kahramanları görmese bile biz okurlar olan biteni görürüz mutlaka. Bazen roman kahramanları adına biz yüzleşiriz o boşa geçmiş hayatlar ya da korkunç hatırlarla... Ishiguro, günümü İngiliz edebiyatının tipik bir yazarı olarak kurduğu dünyayı süslü tasvirler ve karmaşık metaforlarla inşa etmek yerine yalın bir hikayeyi, sakin sakin anlatarak oluşturur.  Yani ben Ishiguro okumayı severim.

En yeni romanı The Buried Giant adıyla bu yıl çıktı. Türkiye yayıncısı Yapı Kredi, sağolsun vakit geçirmeden Gömülü Dev adlı çeviriyi biz sevenleriyle buluşturdu. Ishiguro'nun bu kitabında fantastik aleme girmiş olduğunu duyduğumdan beri merakla bekliyordum. Aslında şaşırtıcı bir şey yok, çünkü farklı türlere uğramayı seven bir yazar Ishiguro. Mesela benim en sevdiğim romanlarından ‘Beni Asla Bırakma’ çok iyi bir bilim kurgudur. Bilinmeyen bir zamanda adı konmamış İngiltere'de geçen hikayesiyle ‘Gömülü Dev’ için de tipik bir fantastik roman diyebiliriz. Geçmişin efsaneleriyle yazarın hayal gücünü biraraya getirerek kendi dünyasını yaratan bir metin. Bu kitapta da hafıza ve geçmiş önemli. Biraz hikayeyi açık etme pahasına söyleyeceğim, yaşlı ejderhanın nefesinin bütün bir ülkenin hafızasını silmesi çok iyi bir buluş. Ejderhanın eski kanlı savaşları unutturup barışı sürekli kılmak yolunda kullanılan bir siyasi araç olması ise harika...  Ama Gömülü Dev iyi bir roman değil… Axl ve Beatrice'in o dupduru sevgisi, yıllara meydan okuyan aşkı bile bu kitabı hayranlıkla anmamıza yetmiyor. Çünkü gücünü o eski söylencelerden alan fantastik tür, çok daha fazla hikaye istiyor. Olayların geçtiği coğrafyanın çok daha detaylı anlatımı, iyi bir tasviri olmadan olmuyor.  Kendi dünyasını kurarken mutlaka kendi dilini de oluşturması gerekiyor. Aksi takdirde anlatı, okuru bu alemin içinde tutamıyor. Sanıyorum Gömülü Dev'in zaafı bunlar... Benim okuduğum en kötü Kazuo Ishiguro romanı. Kitabı bitirdiğimde, ister istemez Murathan Mungan'la karşılaştırdım. Tüm romanları sinemaya aktarılan, dünya çapında tanınan Ishiguro'nun kurduğu fantastik dünya, Murathan Mungan'ın Şairin Romanı'nda kurduğu dünyanın çok çok gerisinde. Şairin Romanı anlatımıyla, hikayesiyle, meselesiyle sadece yazarın baş yapıtı değil, türün de en iyi örneklerinden biri. Yani Gömülü Dev'i okuyacağınıza, eğer hala okumadıysanız Şairin Romanı'nı okuyun derim...

Peki Ishiguro'ya ne olacak? Bu yıl Türkçe'de bir başka kitabı daha çıktı: ‘Öksüzlüğümüz’. Mesela bu yaz alıp onu okuyabilirsiniz. Ama sizi uyarıp, yayınevinin esirgediği iyiliği ben yapayım. Bu kitap daha önce Türkçede çıktı ve Ishiguro severler, biz hepimiz onu okuduk. O zaman adı ‘Çocukluğumu Ararken'di. Şimdi çevirmeni, yayıncısı ve adı değişip yepyeni bir roman gibi karşımıza çıkıyor. Kitapların yeniden çevrilmesi bildik bir şey hatta bu çevirilerde bazen adları da değişir. Ama nedense Türkçedeki ilk basıkıyı kitabın girişindeki künyeye koymak bir alışkanlık olmadı gitti. Pek çok yayıncı, hem de Yapı Kredi gibi iyi ve iddialı olanlar dahil, kitabın dilimizdeki hikayesini kendilerinden başlatmakta bir sakınca görmüyor. ‘Öksüzlüğümüz'ün kapağını açıp bakanlar kitabın ilk kez 2015'de Türkçeye çevrildiği yanılgısıyla karşılaşıyor. Ama mesela 2012'de YKY’den çıkan bir başka Ishiguro romanının, ‘Uzak Tepeler'in künyesinde kitabın ilk baskısının 1992'de Can Yayınları'ndan yapıldığı belirtilmiş… Belirtilmiş çünkü bu iki kitabın da çevirisi da Pınar Besen'e ait. Tamam çeviri bir eserin ikinci doğumudur, kabul. Ama kitap künyelerine sadece elimizde tuttuğumuz kitabın üretim sürecini öğrenmek için değil, o kitabın Türkçedeki gerçek hikayesini bilmek için bakarız. Ve bence doğrusu, eğer kitaplar Türkçede daha önce basıldıysa, eski yayıncısına evde adı yasak eski eş muammelesi yapmayı bırakıp, kitabın tam künyesini vermektir. Aksi takdirde okuyucuları kandırmış olmaz mıyız?