Örgütsüz, lidersiz ve ölümsüz bir grup

Sakıp Sabancı Müzesi, Akbank Sanat'ın katkısıyla ZERO akımını tanıtan kapsamlı bir sergi açıyor. Sergi, New York, Berlin ve Amsterdam'dan sonra İstanbul'u da bu hareketin yarım asır sonraki yeniden doğuşunun bir parçası kılacak
Örgütsüz, lidersiz ve ölümsüz bir grup

“ZERO örgütlü bir grup değildir. Başanı, önderi, sekreteri yoktur. Üyeler de yoktur. Sadece birkaç sanatçı arasında insani bir ilişki, farklı bireyler arasında da sanatsal bir ilişki vardır. ZERO sergilerine katılanlar sürekli değişir. Sergilere illa da katılmak gerekmez, ‘yapmalı’ ya da ‘etmeli’ gibi kelimeler ağza alınmaz. Sanırım bu yüzden ZERO hala büyüyor.”

Alman sanatçı Otto Piene, kurucularından biri olduğu ZERO'yu böyle anlatıyordu. Piene geçen yıl bu vakitler 86 yaşında hayata veda etti. Ama haklıydı ve ZERO daha da canlanıp, daha fazla ilgi görmeye devam etti. New York, Berlin ve Amsterdam'dan sonra yeni bir ZERO sergisi de 2 Eylül'de İstanbul'da açılacak.

S.Ü Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) ve Akbank Sanat işbirliğiyle açılacak sergide yüzden fazla eser göreceğiz. Serginin küratörü ZERO Vakfı yöneticisi, grubun yeniden gündeme gelmesine büyük katkısı olan Mattijs Visser. Küratör olarak, Türkiye'deki sergi için ZERO'nun üç kurucusunu merkeze alan ve onların çevresinde sanat tarihinin ünlü başka isimlerine de yer veren bir sergi kurgulamış.

1958'de sanattaki bütün yerleşik değerleri 'sıfırlamak' iddiasıyla ortaya çıkan ZERO, çağdaş sanatın günümüze kadar hep ilgi duyduğu bir çok konuyu ve soruyu ortaya atmış bir grup. Işık, renk, ateş, hareket ve mekanik onların ilgi alanına giren meseleler.

İstanbul Bienali'nden bir kaç gün önce açılacak ZERO, 10 Ocak'a kadar görülebilecek. Sabancı Müzesi bu sergiyle çağdaş sanatın az bilinen ama çok etkili ve şaşırtıcı bir akımını Türkiyeli izleyiciyle buluşturmuş olacak. Sergi, çağdaş sanatın geçmişine gitmek, en temel meselelerini görüp bu alanı çok daha iyi tanımak için önemli bir fırsat sunuyor. Daha da önemlisi, Türkiyeli izleyiciye çağdaş sanatın tarih yazımında bir eş zamanlılık fırsatı sunuyor olması. Tam da yeniden keşfedilip gündeme geldiği sırada ZERO hakkında büyük bir sergi New York, Berlin ve Amsterdam'dan sonra İstanbul'da açılıyor. Dolayısıyla ZERO, hem bir çağdaş sanat grubunu tanımak hem de bu alanda ‘güncel’ kalmak bakımından Türkiyeli sanatçılara ve izleyicilere önemli bir katkı sunacak.

 
Heinz Mack, Otto Piene ve Günther Uecker (soldan sağa)  

BİR PATLAMA ANI: ZERO

ZERO'nun kurucu üçlüsü Otto Piene, Heinz Mack ve Günther Uecker, 2. Dünya Savaşı yıllarında büyümüş, savaşın yıkımını görmüş bir kuşağın çocukları. 1950’lerin sonlarında ‘sanat sıfırdan başlamalı’ düşüncesiyle harekete geçtiklerinde sanattaki bütün yerleşik kurallara karşıydılar, en çok da o zaman çok popüler olan 'soyut dışavurmuculuğa’... ZERO adını verdikleri hareket hızlıca genişledi ve kendi ülkelerinin sınırlarını aşıp pek çok sanatçıyı içine aldı.

Kimsenin genç sanatçılara sergi açmak istemediği 50’lerde çareyi bir gecelik sergiler açmakta bulmuşlardı. İlkini Piene'in atölyesinde açtıkları 'akşam sergileri' alternatif sanat dünyasının buluşma yeriydi. 1958'de kendi hazırladıkları ZERO adlı bir dergi-katalog açtıkları sergiye eşlik ederken artık bu akımın adı da konmuştu… Tek renk (monokrom) resimler yapan Yves Klein bu gruba enerji kattı, adeta onların itici gücü oldu. Tuvalin iki boyutlu haline, onu keserek tepkisini gösteren bir önceki kuşaktan tanınmış bir sanatçı, Lucio Fontana'yı ise 'ruhsal baba' ilan ederek aralarına aldılar.

Zero ismi geleneksel sanat anlayışlarının sıfırlanması kadar uzay yolculuklarının simgesi olan geri sayıma da gönderme içeriyordu. Sıfır! Ile başlayan patlama ve fırlatma anı ZERO isminin benimsenmesine ilham verdi. Beyaz tuvaller, tek renkli monokrom işler, fonksiyonsuz makinalar, ateşle, suyla, havayla, dumanla yapılan resimler, optik ve kinetik hareketler ortak ilgi alanlarıydı.  Almanya'da, Avrupa'nın ve ABD'nin çeşitli kentlerinde sergiler açtılar. Pek çok farklı ülkeden sanatçılarla etkileşime geçen, 60'ların özgürlükçü ruhuna katkıda bulunanbir networke dönüştüler. Ve 1964'te ‘ZERO in Bonn’ sergisinden sonra yollarını ayırdılar. Ama ortaya attıkları sorular, temalar hep orada durdu. Onlar işlerini yaparken yeni kuşaklar da benzer işler üretmekten geri durmadı. Dolayısıyla Alman eleştirmen Wieland Schmid’e göre ileride tekrar tekrar gündeme gelecek olmaları kuvvetle muhtemel: Anlaşılmayanın yerine anlaşılanı, spontanın yerine tasarlanmışı, ilkelin yerine insancılı getirerek sürekli bir yeni başlangıç yarattıkları için henüz var olmayan akımlarla bile yeniden ortaya çıkacaklar.

 
Guggenheim'daki ZERO sergisi...     

2000'LER YENİDEN DOĞUŞ

ZERO sanatçıları uzun kariyerleri boyunca başarılı birer isim oldu. Stadelijk Müzesi’nin sergi kataloğunda verilen bilgiye göre ZERO’nun son yıllarda sanatçı, akademisyen ve eleştirmenlerden ilgi görmeye başlaması Venedik, Kobe, Moskova gibi bienallerde referans verilmesi onu tekrar gündeme getirdi. New York'ta Guenheim Müzesi, Düsseldorf'ta Zero Vakfı ve Amsterdam'da Stedelijk Müzesi ortak bir araştırma başlattı. Ardından da 2014 ve 2015 yıllarında üç büyük kentteki sergiler gerçekleşti...

 

AVRUPA'DA ZERO SERGİLERİ

SSM ve Akbank’ın davetiyle geçen hafta gittiğimiz Düsseldorf ve Amsterdam’da ZERO'nun kuruluş yıllarını ve günümüzdeki etkisini görme fırsatı bulduk. Almanya’daki Langen Foundation’da süren Olafur Eliasson sergisi ZERO’nun güncelliğinin kanıtı gibiydi. Akımın dağıldığı 1964'ten üç yıl sonra doğmuş Danimarkalı bir sanatçı. Eliasson, Tate Modern dahil her yerde sergiler açmış bir yıldız isim. Sanatçının neredeyse tüm kariyerini kapsayan sergideki işlere baktığıımzda ışıkla, renkler ve hareketle alakalı, optiği ve mekaniği de işin içine katan bir sanatçı görüyoruz. Bu eserlerle bir kaç yüz kilometre ötede, Hollanda’daki Stedelijk Müzesi'nde sergilenen yarım asırlık ZERO işleri arasında açık bir akrabalık var. Küratör Mattijs Visser de buna işaret ediyor. Eliasson’un neredeyse tamamen ZERO’nun meseleleriyle işler üretiğini gösteriyor ve kendinden emin bir şekilde tamamlıyor konuşmasını: İşte bu yüzden ZERO hala çok güncel.

Stedelijk'teki 'ZERO, Let Us Explore The Stars' adlı sergi ise onları deneysel malzemelerle sanat yapan; umut, iyimserlik ve pozitif enerjiyle sanatı sonsuza kadar değiştiren bir grup olarak tanıtıyor. Bu müze, 60'larda iki kez onlara kaplarını açıp seslerini duyurmalarına önemli katkı yapmış. Sadece beyaz resimlerin olduğu bir salonla açılan serginin devamında sanatçıların otomobil lastiği ve bira şişeleri gibi hazır malzemeyle yaptığı düzenlemeler, kağıt, taş, hatta su torbalarıyla yapılan heykeller yer alıyor. ZERO’cular işleri saklamak, müzelere satmaktan çok sanat yapmaya devam etmekle ilgili sanatçılar. Dolayısıyla artık kaybolmuş pek çok eser, dökümantasyon için çekilen filmlerden, notlardan fotoğraflardan yararlanılarak yeniden üretilmiş. Siyah beyaz fotoğraflar bize yarım asır önceki sergilerin yeniden canlandığını anlatıyor.

 

İSTANBUL'DA NASIL BİR SERGİ GÖRECEĞİZ?

Sakıp Sabancı Müzesi’nde düzenlenecek sergide akımın en önemli isimleri yer alacak. Serginin merkezinde üç kurucu Otto Piene, Heins Mack ve Günther Uecker’in eserleri olacak. Onların çevresinde ise aralarında Yves Klein, Lucio Fontana, Piero Manzoni gibi tanınmış diğer ZERO sanatçılarının işleri olacak. Sergi, ZERO'nun 'boşluk, hareket, zaman, ateş, ışık' gibi temalardan oluşan beş temel fikrine göre yerleştirilecek.

Belli ki İstanbul sergisinin simgesi Sabancı Müzesi’nin terasına kurulacak Heinz Mack imzalı dev iş ‘Sky Over Nine Columns’ olacak. Venedik'te 2014'teki Mimarlık Bienali'nde Grand Kanal'ı seyreden altın kaplama sütunlar, bu kez Boğaziçi’ne bakacak...

19 koleksiyondan toplanmış yüzün üzerinde işin sergileneceği bu büyük serginin küratörü ise, ZERO’nun günümüzde tekrar canlanmasını sağlayan Mattjiss Visser olacak. Visser’in hikayesi ilginç, sanatçı olan dayısı da ZERO sergilerine katılmış. Visser 2000’lerde bir ZERO sergisi düzenlemek için yola koyulmuş. Eski takım tekrar toplanmış, arşiv biraya getirilmiş, vakıf kurulmuş ve arka arkaya akıma tekrar hayat veren o sergiler düzenlenmiş. Visser, hızla değer kazanan eserleri ileride tekrar bir araya getirip büyük ZERO sergileri  düzenlemenin çok daha zor olacağını düşünüyor…

 
Küratör Mattijs Visser, Hüma Arslaner, Nazan Ölçer, Murat Göllü.

EVSAHİPLERİ AKBANK SANAT VE SABANCI MÜZESİ

S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer: II. Dünya Savaşı sonrası dünyanın yaşadığı maddi ve manevi yıkıma karşı geleneksel sanat anlayışını sıfırlayarak aydınlık, ışık ve şeffaflık dolu yepyeni bir dünya vaadiyle yola çıkan ZERO akımını Akbank Sanat işbirliğiyle Sakıp Sabancı Müzesi’nde ağırlamaktan dolayı büyük mutluluk duyuyoruz. Aktif olduğu dönemde sınırları aşarak bir çok ülkedeki sanatçıların katılımıyla yepyeni malzeme ve tekniklerle bireysel ve toplu üretimlere alan açmış, dünya avangart sanatını şekillendirmiş bu akımın Türkiye’deki sanat dünyasını da derinden etkileyeceğine inanıyoruz.

Akbank Kurumsal İletişim Bölüm Başkanı Murat Göllü: Ekonomik büyümeyi desteklemenin yanı sıra toplumumuzun eğitim ve kültür seviyesinin yükseltilmesini öncelikli sorumluluklarımız arasında görüyoruz. Yıllardır kararlılıkla sürdürdüğümüz kültür-sanat projeleriyle sanatı geniş kitlelere ulaştırıyor, yaratıcılığı ve eleştirel bakışı yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz. Bu çerçevede pek çok uzun soluklu projeye imza attık, öncülük ettik ve etmeye de devam ediyoruz. Çağdaş sanatın Türkiye'deki en önemli destekçilerinden biri olarak Dali, Rodin ve Anish Kapoor gibi dehaların ardından,  şimdi de yirminci yüzyıla damga vuran en önemli uluslararası  sanat akımlarından biri olan ZERO’nun Türkiye’deki geniş kapsamlı ilk sergisini düzenliyoruz. Yarına ve yepyeniye odaklanan ZERO, yaratıcılığı destekleme ve eleştirel bakışı yaygınlaştırma misyonumuzla örtüşüyor. Türkiye’nin en değerli markası olarak ülkemiz için hep en iyisini düşünüyor ve toplumumuzu ileri taşıyacak fikirleri hayata geçirmek için tüm kalbimizle çalışıyoruz.

 
Olafur Eliasson-Langen Foundation Müzesi/ Fotoğraflar: Evrim Altuğ

Jan Hendrikse-Stadelijk Müzesi


Lucio Fontana - Stadelijk Müzesi


Yayoi Kusama - Stadelijk Müzesi


Gruba adını veren derginin ilk sayısı.