Özgürce konuşan bir klasik müzikçi

Geçen hafta burada politik yanından söz ettiğim Fazıl Say'ın birkaç gün sonra AKP iktidarı hakkındaki sözleriyle gündem yaratması enteresan oldu.

Geçen hafta burada politik yanından söz ettiğim Fazıl Say'ın birkaç gün sonra AKP iktidarı hakkındaki sözleriyle gündem yaratması enteresan oldu. Genel kabul gören tanınmış sanatçıların söyledikleri, yazdıkları ve çaldıkları kadar önemli oluyor. Hatta kimi zaman bir söz, beklenenden büyük etki yaratabiliyor. Fazıl Say, Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung'a verdiği röportajdaki sözlerinin bu kadar büyük ilgi çekeceğini sanmıyorum ki tahmin etmiş olsun.
Hürriyet ve Milliyet'in Almanya büroları fark edip de geçmeseydi haberi, belki de uçup gidecekti. Fazıl Say'ın günlerce gazetelerin birinci sayfalarında yer almasının en önemli sebebi, tabii ki pek çok kimsenin hissettiği bir rahatsızlığı ifade etmesi.
Türkiye'de taassup gittikçe yoğunlaşıyor. Dindar olmak, İslamcı siyasete yakın olmak devletin etkili olduğu her alanda, kurumda, hatta medyada bile avantaja dönüştü. Bir büyük cemaat, entelektüel, ekonomik ve siyasi bir güç odağı olarak çekim merkezi olurken, kendisine katılmayanlar için kuşatıcı bir hal kazanıyor. Bunu hisseden, ama açıktan bir muhalefet yapmakta çeşitli nedenlerle tereddüt edenler birden Fazıl Say'ın açıklamalarına sarılma ihtiyacı duydu. Demokrasinin, batılı yaşam biçiminin iktidar tarafından açıktan açığa tehdit edildiğini söylemek kolay değil ama mesela türbanı, Mehmet Ali Birand'ın yazdığı gibi gelip geçici bir giyim tarzı saymak, 70'lerin mini etek modasına benzetmek de durumla şakalaşmak gibi. Bir yöne doğru gidişat var ve Fazıl Say bunu kendi üslubuyla dile getirdi. Cumhurbaşkanlığı resepsiyonundan söz etmesini 'şık' bulmasanız da, 'ortaçağ karanlığı' demesini abartılı kabul etseniz de, hepimiz bir şeylerin değiştiğini görüyoruz.
Fazıl Say, istediği zaman istediği ülkede yaşayabilme seçeneği olan biri. Neyse ki daha sonra yaptığı açıklamasında, 'mücadeleye devam' mesajı verdi. Konuşmasının birden bire her yerde tartışılmaya başlamasıyla açıktan açığa kendine düşmanca tavır alanlardan çekinmeden, sözlerinin ve tavrının arkasında durdu. Türkiye'nin gidişatından memnun olanlar, durum icap ettiğinde 'bizi temsil ediyor' diye sahip çıkacakları kişiye, işlerine gelmediğinde 'giderse gitsin' demekte tereddüt etmedi. Hatta 'giderse gitsin' tavrı bir kampanyaya dönüşmek üzere. Bu tavrın vahim sonuçlarından biri Orhan Pamuk'la ilgili; hatırlamamak mümkün değil. İstanbul'u anlatarak Nobel edebiyat ödülü kazanan Orhan Pamuk'u, İstanbul sokaklarında görebilmek ya da onun da bu kentte bir yerlerde olduğunu düşünmek neredeyse iki yıldır artık mümkün değil. Birilerinin 'buralı' olma halini ellerinden almaya hevesli olanlar, sadece 'müziklerini yapıp romanlarını yazacak' sanatçılar istiyor. Kendilerine verilecek vazifeyi yerine getirecek, öğretilenleri tekrar edecek sanatçılar hayal ediyor. Kol kırılacak yen içinde kalacak, sanatçı dünyada sürekli cennet vatanından ve bu ülkenin güzelliklerinden söz edecek, içeride Türkiye'de sanatın yaygınlaşması için çalışacak, özverilerde bulunacak. İsteyen onları dinleyecek, okuyacak, istemeyen unutup gidebilecek... Neyse ki işler böyle yürümüyor, yaratıcılığını buradan besleyenler söz söylemeyi, eleştirmeyi sürdürüyor. Nitekim edebiyat bunu bir asırdır yapıyor.
Şimdi yeni bir durumla karşı karşıyayız: politik tavır alan, iktidarla kavga etmekten çekinmeyen bir klasik müzik yıldızı. Çünkü hem içeride hem dışarıda 'devletin kanatlarına' ihtiyaç duymayan biri Fazıl Say. Sanatçı kimliği kadar bu özgürlük alanının da gereğini yerine getiriyor. Bu hiç de fena bir durum değil.