Parlamento'dan tam özgürlük çağrısı

Avrupa Yazarlar Parlamentosu dün Naipaul olmadan açıldı. Murat Belge, Adalet Ağaoğlu, İngiliz yazar Hari Kunzru üşünce özgürlüğüne işaret eden konuşmalar yaptılar. Belge, "Düşünce ve eleştirme özgürlüğü tam olmalı" derken Hari Kunzru "Hiçbir Avrupalı yazar bu tehdit altında çalışamaz" dedi

Avrupa Yazarlar Parlamentosu, dün biraz eksik katılımla, ama çok iyi konuşmalarla başladı. Hilton Convention Center’daki toplantıda eksik olan sadece Naipaul değildi. Çok sayıda davetli yazar da açılışa değil, öğleden sonraki oturumlara katılmayı tercih etti. Tabii, Naipaul’ün gelmemesini protesto eden Murat Uyurkulak, Cem Akaş gibi yazarlar hariç. Bu arada Naipaul’ü protesto eden Cihan Aktaş da tabii ki toplantıdaydı...
Konuşmalarda düşünce özgürlüğünden yana tavrını koyan ve Naipaul’e karşı yürütülen kampanyayı doğrudan ya da dolaylı eleştiren sözler dikkat çekti. Bir yazarın, edebi metinlerin aleyhinde, onu istenmeyen adam ilan edecek düzeyde bir kampanya açılması, bu kampanyaya teslim olunması, belli ki toplantının tadını kaçırmıştı. Neyse ki Murat Belge’nin, Adalet Ağaoğlu’nun, İngiliz yazar Hari Kunzru’nun sözleri, adı Yazarlar Parlamentosu olan bir etkinliğin açılışına yakışır, dolayısıyla iklimi biraz olsun yumuşatan bir etki yarattı. 

Yaşar Kemal’e selam
Yaşar Kemal de salondaydı, ama konuşma yapmadı. Etkinliği destekleyen İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın Başkanı Şekib Avdagiç, açılış konuşmasında Yaşar Kemal’in, “dünya on binlerce çiçekli kültür bahçesidir,” sözünü alıntıladı; ardından konuşan Doğan Hızlan da “Hem çok satmak hem de çok iyi bir öykücü olmak Yaşar Kemal’e özgü bir durumdur” diyerek Onur Yazarı’na ikinci bir selam göndermiş oldu.
Belki de açılışın en ilgi çeken konuşmasını Murat Belge yaptı. Belge, Batı dillerindeki ‘literature’ kelimesinin ‘yazı’dan, bizdeki ‘edebiyat’ın ise edepten geldiğine işaret etti: “Edep biraz da ahlaki bir kavram. Bu toplantının daha kendisi olmadan tartışması ortaya çıktı. Buna bakınca, sanki Ortadoğu’nun edebiyatı edep olarak anlamasının, literatür diye anlamaya fark koyduğunu kendi kafamdan tahmin edebiliyorum. Bunu doğrusu biraz sakıncalı buluyorum”. Murat Belge, sözlerini “Eğer bir ‘Dünya edebiyatı Cumhuriyeti olacaksa, burada mutlak ve tam bir özgürlük olmalı. İnancını dile getirme, aynı zamanda her türlü düşünceyi de eleştirme özgürlüğü tam olmalı, kendi dışında her hangi bir kurum tarafından da sekteye uğratılmamalı,” diye bitirdi.
Adalet Ağaoğlu ise kadın yazar kavramını eleştirdi. Hatta bunu ırk ayrımından farksız gördüğünü söyledi. Ağaoğlu, konuşmasının sonunda Naipaul’e de değindi: “Naipaul gelseydi kendisine 11 Eylül saldırısında İkiz Kuleler’in yıkılışından sonra başlayan anti-İslamist akımla ilgili ne düşündüğünü dünyanın geleceğini nasıl gördüğünü sorardım. Dünya bu değişim karşısında bir duvara çarptı da Haçlı seferlerine mi düştük diye düşünüyorum.” İskender Pala ise edebiyat ve insan konulu felsefi konuşmasını, “Harry Potter okuyan yüzüklerin efendisi seyreden, genç kuşakların edebiyttan beklentisi nedir, onlara edebiyat adına neleri sunmalıyız?” sorusuyla tamamladı.
Günün en sert konuşmasını Naipaul’ün vatandaşı, İngiliz yazar Hari Kunzru yaptı. Kunzru konuşmasında ifade özgürlüğüne önemli bir yer ayırdı. “Salman Rüşdi ve Muhammed karikatürlerindeki tartışmalardan doğru ve fazla ışık çıktığı söylenemez. İfade özgürlüğü, saldırganlıkların eşiğinde duruyor” diyen yazar Naipaul’ün toplantıya gelmemesine üzüldüğünü söyledi: “Burada her türlü eğilimi, akımı konuşmak gerekirdi. Bu toplantı da hepsine açık olması gerekirdi. ’Şu çeşit düşünceleri istemiyoruz’ gibi bir sesin yükselmesi doğru değil. Kimse gücenmesin ama Hrant Dink ve Orhan Pamuk’u burada açmak gerek. TCK’nın 301. maddesi Türklüğe hakareti cezalandırma eğiliminde. Orhan Pamuk Ermeni soykırımıyla ilgili röportajında bir şeyler söyledi. Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra katilin polis karakolunda Türk bayrağının önünde gülümseyen polislerle fotoğrafları yayımlandı. Hiçbir Avrupalı yazar bu tehdit altında çalışmak istemez.” Bu arada simultane çevirmenin, ‘Ermeni soykırımı’ sözünü ‘sözde Ermeni soykırımı’ diye çevirme işgüzarlığı da günün tuhaflıklarından biri olarak kaldı. 

Avrupa değil dünya edebiyatı
Açılış konuşmacılarından biri olduğunu son anda öğrenen Hintli yazar Vikram Seth, buna rağmen ilginç bir konuşma yaparak yazarın ‘ulusu’ olmadığına işaret etti. Kendi roman karakterlerinin farklı coğrafya ve kültürlerden geldiğini artık bir Avrupa edebiyatı yerine dünya edebiyatından söz etmek gerektiğini anlattı. Ardından yazarlar edebiyatın sınırları, endüstrileşme gibi konuları konuşacakları komisyonlara dağıldı.
Naipaul’e gösterdiğimiz tahammülsüzlük, İstanbul’daki bu yazarlar toplantısının yine ifade özgürlüğüne odaklandığı konuşmalarla açılmasını sağladı. Sonuç deklarasyonunda da bu konuya ağırlık verileceği yönünde bir beklenti var. Türkiye’nin kendi gündemi bunu dayatıyor. Öte yandan edebiyatın evrensel gündeminde ise başka şeyler var. Salonda karşılaştığım Gündüz Vassaf, “Kimliklerden kurtulup dünyalı olmaya doğru bir gidiş sezdim konuşmalardan” derken çok haklıydı. Adalet Ağaoğlu’nun kadın yazar kavramına karşı çıkmasından Vikram Seth’in sınırlar ötesi bir edebiyata işaret etmesi bunu gösteriyor. Bugün de devam edecek toplantılarda belli ki bu konular çok konuşulacak. Artık yazarlar Avrupalı olmakla değil, dünyalı olmakla övünüyor. Bu nedenle İstanbul, bir dahaki sefere Avrupa değil, bir Dünya Yazarlar Parlamentosu toplamalı. Hazırlık sürecinde ‘farklılıkları içine sindirmeyi’ öğrenmek koşuluyla.

Adalet Ağaoğlu: Bir provakasyona dönüştü
Açtılıştan sonra konuşmacılar basının sorularını yanıtladı ve Naipaul kriziyle ilgili şunları söyledi:
Murat Belge: Herkesin sonsuza kadar eleştiri hakkı vardır ama herhangi bir yazar ya da sanatçıya düşüncesinden dolayı ’Ben oraya gelirsem acaba ne olur’ gibi kaygılar hissettirmek, benim onayladığım bir şey değil, dolayısıyla üzüldüm. Sırp yönetmen Emir Kusturica’da da benzer şeyler yaşandı. Müslümanlık üzerinden iki olay bunlar. Bu Türklük üzerinden de olur ve sonunda da insanları, sınırlarından içeriye aykırılık kabul etmeyen bir toplum haline geliriz. Naipaul’u davet edenler ’Biz her türlü düşünceyi barındırırız. Bir arada bulunuruz’ düşüncesiyle davet ettiler sanırım. Yoksa Naipaul gelsin fikriyatını kabul ettirsin diye davet edilmedi herhalde. Bu bence normal, medeni bir tavırdır.”
Adalet Ağaoğlu: Naipaul’un burada olmaması beni üzdü. Çünkü ona soracak çok sorum vardı. Bu tartışmayı Hilmi Yavuz başlattı, genele yayılan bilgi iyi ancak bunun provokasyon haline dönüşmesi güzel değil. Naipaul’un gelmemesi ‘Haçlı seferlerini püskürttük’ anlamına geldi.”
İskender Pala: “Kendi içimizde İslam’a ondan daha ağır hakaret eden pek çok insan var. Biz aynı duyarlılığı kendi içimizde göstermezken, konuk ettiğimiz birisine göstermiş duruma düşüyoruz ki bu da bir çelişki. Bunu anlamak lazım. Ben şunu istedim hep. Keşke gelseydi ve bu masada otursaydı. ’Hala aynı fikirde misiniz?’ diye kendisine sorabilseydim. Özür dilemediği takdirde buradan çıkıp gitmeyi düşünmüştüm. Eleştirin platformu burasıydı.”