Profesör Michael Beard'ı tanır mısınız?

Ian McEwan'ın 2010 tarihli Solar'ı kötü bir roman. Zaten Türkçe baskısı da tükenmiş vaziyette. Yani kitap tanıtım kurallarına göre söz etmenin bir anlamı yok. Ama ne yapayım ki ana karakteri tanıdığım en iyi bencillerden biri. O yüzden yazmadan edemedim.
Profesör Michael Beard'ı tanır mısınız?

Solar'ın yazarı Ian McEwan

Güneş tepemizde içimizi kurutmak istercesine parlayıp cildimizi yakarken ben de küresel ısınma hakkında bir roman okudum: Solar. En sevdiğim İngiliz yazarlardan Ian McEwan’ın bu romanı 2010 yılında çıkmıştı, Türkçesi yayımlanalı da epey oldu. İnsan zaman zaman geri dönüşlerle kendi okuma serüvenindeki gedikleri kapatır ya, işte benimki de öyle bir tercih oldu. İki yıldır kitaplığımda duran romanı alıp çantama attım ve uzun bir seyahatin havaalanı beklemeleri, uykusuz otel gecelerinde epey bir okudum. Zaten ‘tatil kitapları’ denilen şey de biraz bu aslında. Yani tatilin bize verdiği her tür vazifeden azade zaman geçirme duygusunu, gündemin ve güncelin bize dayattığı kitaplardan da uzak durmak için bir fırsat olarak kullanmak. Neticede insan sadece okuma zevki için bir şeyleri çantasına atıp onlarla baş başa kalabiliyor.

Solar’a dönelim. Adettendir, ekseriyetle pek sevdiğimiz kitaplar hakkında yazarız. Ama ben bu kez, çok sevdiğim bir yazarın en az beğendiğim, hadi lafı dolandırmayayım sevmediğim bir romanından söz etmiş olacağım. Solar’ı sevmedim, çünkü Ian McEwan nedense bir bilimsel roman yazmaya karar vermiş. Bunu küresel ısınmaya dikkat çekmek için de yapmış olabilir, ama neticede belki fizikçilerin ya da bilim adamlarının büyük bir zevkle okuyabilecekleri ne var ki hikayesi ve karakter zenginliğiyle yazarın diğer kitaplarına göre epey zayıf kalmış bir roman olmuş bu. Baş kahramanı Michael Beard’a odaklanırken diğer herkesin epey silik kaldığı, nedense neşeli olmaya çalışan bir kitap. Romanın bütün tanıtımlarında Ian McEwan’ın nasıl da okurunu güldürdüğü yazılıp duruyor. Ben kendi adıma, Profesör Beard’ın bencillik ve sakarlıklarında hiç komik bir şey bulmadım. Üstelik bu komiklik arayışı tam da yazarın trajedisi. Aslında buz gibi bir anlatımla, gündelik tasvirler ve olayların akışı içinde meselesini okurun içine işleyen derinden bir yerlerden yürütmeyi çok iyi başaran bir yazar McEwan. Ama bu kez komik ya da en azından ironik bir anlatı kaleme almak istemiş ve adeta alışık olmadığı sularda kaybolmuş. Belli ki bu yüzden kitabın finali de popüler tiyatrodan aşina olduğumuz tipik bir fars. Hani olayların hepsi bir kördüğüme dönüşür ve çaresizlik içindeki kahraman kandırdığı bütün karakterlerle aynı anda sahnede yüz yüze kalır ya; işte öyle…

Ama her usta yazarın kitabında mutlaka parlak bir şey vardır. Buradaki o parlak şey kahramanımız Michael Beard. Hayır, kendisi Nobel ödüllü bir fizikçi olduğu, küresel ısınmaya karşı etkili bir çare geliştirdiği ve hatta yapay fotosentez tabir edilen bu yöntemle alternatif enerji üretecek tesisi de kurduğu için değil. Gerçek bir bencil olduğu için.

Sadece kendisiyle ve zevkleri, mutsuzluklarıyla ilgili olan, çevresindeki tüm insanları sadece bunun bir parçası oldukları ölçüde hayatına kabul eden bir kibirli adam. Beş kez evlenmiş, kadınlara, abur cubur yiyeceklere, içkiye düşkün bir vitrin insanı. Ona konferanslara katılıp resmi vazifeler üstlenerek yaşayıp gitme imkanı veren Nobel Ödülü’nü aldıktan sonraki yirmi yıl neredeyse hiçbir yeni bilimsel çalışma yapmamış. Küresel ısınmayla alakalı yeni buluşlarını ölen asistanının çalışmalarından çalmış olması da, karısının sevgilisini suçsuz yere hapse yollamış olması da onu hiç rahatsız etmiyor. Bunlar hakkında düşünmüyor bile. Bir şekilde dengeye oturttuğu kendi gündelik hayatıyla, konferansları, sosyal ilişkileri, seyahatleriyle yani derinden derine ‘nasıl biri’ olduğuyla ilgili. Dışarıdaki Michael ile o kadar ilgili ki, içerideki Michael’ın zaafları bile onu ilgilendirmiyor. Yani sağlığını tehdit eden oburluğu, yalnızlığını körükleyen çapkınlığı, pire basan evi ve hatta elindeki kanserli hücreleri bile yok sayıyor. Bunları değiştirmek için hiçbir şey yapmıyor, hepsi geçip gitsin Michael aynı hayatı yaşasın istiyor. Çünkü o kendisini göründüğü gibi seviyor üstelik öyle kalmak için de her şeyi yapmaya hazır. İhanet, cinayet, hırsızlık ve yalan dahil.

Evet, Profesör Michael Beard bana epey tanıdık geldi. Onun gazeteci, yazar, mühendis, doktor, anne filan birçok versiyonunu tanıdım ve biliyorum ki tanımaya devam edeceğim. Hatta bazen hepimizin içinde ondan bir şeyler olduğunu bile düşünüyorum…

Son söz: Bendeki 2012 Turkuaz Kitap baskısı. Şimdi internete baktım da Solar çoktan tükenmiş ve bir daha yeni baskısını yapan olmamış. Yani bu kez hem sevmediğim, hem satışta bile olmayan bir kitap hakkında yazmış oldum. Yine bile içinizden okumak geldiyse eğer, kusura bakmayın yapacak bir şey yok?