Sahnede ve hayatta sıradışı bir piyanist

Fazıl Say, cuma gecesi Cemal Reşit Rey konser salonunu dolduran İstanbullu izleyicinin karşısına Avusturyalı genç kemancı Patricia Kopatchinskaja'yla birlikte çıktı.

Fazıl Say, cuma gecesi Cemal Reşit Rey konser salonunu dolduran İstanbullu izleyicinin karşısına Avusturyalı genç kemancı Patricia Kopatchinskaja'yla birlikte çıktı. Basında filan fazla duyurulmayan bu konser CRR'nin ve Fazıl Say'ın sadık izleyicileri tarafından çok önceden fark edilmiş ve konserden 15 gün önce tüm biletler tükenmiş. Fazıl Say, her zamanki gibi gayet enerjikti ve bu kez sahnede ondan aşağı kalmayan biriyle birlikteydi. Anladık ki, oyun arkadaşını bulmuş... Sahneye yalın ayak çıkan Kopatchinskaja tüm duygularını kemanı kadar yüzüne de aktaran bir müzisyen. Fazıl Say'la birlikte, bu anlamda da çok iyi paslaştılar, iki kafadengi sahnede eğlenceli bir sohbete dalmış gibiydi ve biz dinleyiciler de neşeli kahkahalarla hüzünlü sessizlikler arasında gidip gelen bu diyaloğu keyifle dinledik.
Fazıl Say, daha önce de Kopatcihnskaya ile pek çok konser vermiş. Şimdi iki müzisyen çok önemli bir konsere hazırlanıyor. Şubat ayında İsviçre'de Fazıl Say'ın yeni bir bestesinin dünya prömiyerinde çalacaklar. 'Haremde Binbirgece' adlı, Topkapı Sarayı'nı anlatan bir keman konçertosu bu. Solist, Patricia Kopatchinskaja olacak. Biz bu eseri dinlemek için biraz bekleyeceğiz; Say'ın konser programında bu eserin Türkiye prömiyeri bir yıl kadar sonraya tarihleniyor çünkü.
Cemal Reşit Rey'deki Beethoven'la başlayıp Ravel ve Bartok'la süren konserin sonunda Fazıl Say'ın kendi bestesi olan 'Piyano ve Keman İçin Sonat' seslendirildi. Say'ın Anadolu kültürüne adadığı ama yerel motifler içermekten çok çağdaş bir klasik müzik yapıtı olan bu sonat bence konserin en keyifli bölümüydü, Bartok'tan ve Ravel'den bile...
Fazıl Say çok iyi bir piyanist, çok iyi bir yorumcu olmakla yetinmeyen birisi. Aynı zamanda iyi bir besteci, iyi bir sanatçı olmak için durmadan çalışıyor, yeni fikirler üretiyor. Pek çok bestesi, küçük şarkılardan süitlere, oratoryolardan film müziklerine uzanan geniş bir yelpaze oluşturuyor şimdiden. Özellikle yurtdışında ilgi çekecek Haremde Binbir Gece'ye de emek veriyor, temsil ettiği acı sadece bu topraklarda anlaşılabilecek Metin Altıok Oratoryosu'na da. Türkiye'de müzik eğitimine, müziğin yaygınlaştırılmasına da kafa yoruyor, Antalya Piyano Festivali'ni de düzenliyor; okullarda konserlerler verilmesi için projeler hazırlıyor, Anadolu'da açıklamalı konserler yapıyor, yazılar yazıyor. Ülke siyasetine ilişkin yorum yapıp, söz söylemekten de çekinmiyor. Uluslararası başarı, her sanatçı için Türkiye'de garantili bir saygınlık demek. Fazıl Say, bunu elde edeli çok oldu. Sadece dünyayı turlayıp her sene yüzlerce konser veren bir piyanist olmakla kalsa, her defasında daha iyi orkestra, şef ve yorumcuyla birlikte çalmaktan başka derdi olmasa, hiç risk almamış olurdu.
Ama eleştirilmek, tartışmalara girmek pahasına farklı şeylerle de ilgileniyor. Bunun arkasında Fazıl Say'ın, 70'lerde sürekli siyaset konuşulan, Cemal Süreya, Metin Altıok, Aziz Nesin gibi edebiyatçıların uğrak yeri olan bir evde büyümesi, Ahmet Say'ın oğlu olmasının da etkisi olmalı. Klasik müzik dünyasının o steril, kendi içine kapalı dünyasının dışına çıkabilen bir virtüöze sahip olmamızı, biraz da Fazıl Say'ın bir dönemin etkili sol entelektüel çevrelerinde büyümesine borçluyuz.
Sahnede de hayatta da kalıplara aldırmayan klasik müzik yetenekleri her zaman çıkmıyor, hele bizde...