Sanat sinemasının buluşma yeri Antalya

Yarışmalı bölümdeki filmlerin kötü olması, Antalya'da kadim bir tartışmayı yeniden başlattı. Peki çare ne?

İki günlüğüne uğrayıp dört yarışma filmi seyrettiğim 50. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden en çok aklımda kalan Türkân Şoray’ın ‘antre’leri oldu. Önce salon doluyor; daha sonra kendilerine ayrılan yere jüri üyeleri yerleşiyor ve Türkân Şoray salona giriyor. Tabii ki bir alkış kopuyor, Türkân Hanım o alkışları büyük bir tebessümle topluyor, yavaş yavaş yerine ilerliyor, dönüp seyirciyi tekrar selamlıyor ve ancak oturduğunda salon sessizliğe kavuşuyor. Neyse ki o var; çünkü 50. yıl için Antalya’nın yaptığı tek özel şey Türkân Şoray’ın jüri başkanlığı oldu.

Ulusal yarışmadaki filmler ilk açıklandığında iddialı isimlerden hiçbirinin bu yıl Antalya’da olmayacağını görmüştük. Nitekim festival boyunca eleştirmenler kötü film izlemekten yakınıp durdu. Bu durum, ezeli bir tartışmayı bir kez daha kışkırttı. Antalya’da zor anlaşılan sanat filmleri mi yarışmalı, ünlülerin boy gösterdiği gişe filmleri mi? Pek çok magazinsever gazeteci ikinci şıkkın doğru olduğuna inanıyorsa da işin aslı, öyle bir festival kavramının dünyanın hiçbir yerinde olmadığı. Antalya Büyükşehir Belediyesi de bunun farkında ve yaptığı işten gayet emin. Ulusal Jüri’nin basın toplantısında aynı tartışma alevlenir gibi oldu. Jüri üyeleri ‘ben de elime kamerayı alıp Tarlabaşı’nın arka sokaklarında film çekicem’ diyen gazetecilere karşı Altın Portakal’ı kahramanca savundu. Nihayetinde Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, “Biz böyle bir festivali tercih ettik” diyerek tartışmaya noktayı koymuş oldu.

Altın Portakal Film Festivali sinema sektörünün buluşma yeri. On yıl öncesine kadar Yeşilçam emektarlarının hâkim olduğu kalabalıkta, şimdi günümüz sinemasının bileşenleri var. Popüler sinemayla uğraşanlar fazla iltifat etmiyor festivale. Ama gösterimlerin yapıldığı AKM’nin kafesinde oyuncular, yönetmenler, senaristler, kast ajansları, eleştirmenler yani ‘sinema sanatı’yla ilgili herkes bir araya geliyor. Esas kalabalığı tabii ki Antalyalılar oluşturuyor. Yarışmalı filmlerin hiçbir gösterimine yer bulmak mümkün değil. Kadınlara 3, erkeklere 5 TL’ye satılan biletler hemen tükeniyor. Söyleşiler de kalabalık geçiyor. Belli ki daha fazla film gösterilebilir; bu festivalde izleyici hazır.
Aslında Antalya, popüler damarın nabzını televizyon ödülleriyle tutuyor. Yani işin o yanından vaz geçmiş değiller. Tv ödülleriyle şov dünyasının ünlülerini kente çekerek belli bir denge gözetiyorlar.

Yine de bu dengenin bir yerlerde aksadığını kabul etmek zorundayız. Türk sinemasının en büyük, en köklü festivalinde sadece ilk filmlerin yarışıyor olmasında bir gariplik var. Senede en azından 50 filmin çekildiği bir ülkede, Altın Portakal’da yarışacak 9 tane iyi film neden bulunamıyor? Belli ki yarışma yönetmeliğinin gözden geçirilmesi gerek. Temel sorun yönetmenlerin filmlerini ‘ilk kez’ Antalya’da göstermek zorunda olmaları. Diğer ulusal yarışmaları ve uluslararası festivalleri zorlayan iddialı isimler Antalya’ya katılmayınca, bu yılki gibi tuhaf bir durum ortaya çıkabiliyor. Açıkçası Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem’in ya da o ayarda birilerinin katılmadığı festivalin tadı çıkmıyor. Kulislerde anlatılan bir hikayeye göre Ceylan, Ustaoğlu ve Erdem’in yeni filmleriyle yarıştıkları bir yıl, büyük ödülün İngiliz Ben Hopkins’in Bir Ticaret Masalı adlı filmine gitmesi ‘bir kırgınlık’ yaratmış...
Gelelim çözüm önerisine. En çok konuşulan ve en makul öneri şu: Antalya gösterime girmemiş filmleri kabul etmeli. Ama başka bir festivalde yarışmamış olma koşulunu kaldırmalı... Artık seneye göreceğiz.